Joomla Just for Sharing - Joomla Club Templates and Extensions

05

Mar

2010

Ebû Hureyre'yi Anlamak -6
Administrator
Hits smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

Ebû Hureyre (r.a.)'ye de böyle bir özel nasihatın verilmediğini kim söyleyebilir? Nitekim o şöyle bir hadis rivayet etmiştir: "Yakın zamanda fitneler olacak. O fitnelerde oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen de koşandan daha hayırlıdır. O vakit her kim bir sığınak ya da barınak bulursa oraya sığınsın."[i] Sa'd b. Ebî Vakkâs da aynı hadisi rivayet edenlerden. Onun rivayetinde "... daha hayırlıdır" cümlesinden sonrası şöyle: "Odama kadar girer de beni öldürmek için elini uzatırsa (ne yapayım?). Dedi ki: Âdem'in oğlu (Hâbil) gibi ol!"[ii] Aynı rivayet Habbâb b. el-Erett adlı sahâbîden de gelir. Onun rivayetinde son kısım: "O güne yetişirsen Allah'ın maktûl kulu ol, kâtil kulu olma" diye biter. Hatta Hâricîler, bu hadisi babasından duyduğunu söylediği için, Habbâb'ın oğlu Abdullah'ı nehir kıyısına götürüp kafasını kesmişler, hamile olan ümmü veled cariyesinin de karnını deşmişler.[iii]

Hadisin Ebû Mûsâ el-Eş'arî tarîkinden gelen iki rivayetinin birinde son cümle şöyledir: "Bize ne emredersin? dediler. 'Evlerinizin müdâvimi olunuz' (Kûnû ahlâse büyûtiküm) buyurdu."[iv] Diğerinde ise şöyledir: "Yaylarınızı kırın, kirişlerinizi koparın, kılıçlarınızı taşlara vurun. Kimin evine girilirse, o Âdem'in hayırlı oğlu gibi olsun!"[v] Abdullah b. Mes'ûd'un rivayeti: "Yâ Rasûlallah! O kaos günleri (eyyâmü'l-herc) ne zamandır? diye sordum. 'İnsan arkadaşına güvenmediği zamandır' buyurdu. 'Ona yetişirsem ne yapayım?' dedim. 'Kendini ve elini çek. Evine gir!" buyurdu. 'Peki Yâ Rasûlallah, adam evime girerse?' dedim. 'Odana gir!' dedi. 'Odama girerse?' dedim. 'Namaz kıldığın yere gir ve şöyle yap!' diyerek sağ eliyle sol bileğini kavradı. (Yani karşı tarafın kolunu tut! dedi). 'Ve o hal üzere ölünceye kadar Rabbim Allah'tır de!' buyurdu.[vi]

Ebû Bekre es-Sekafî'den gelen rivayeti de verelim: "Yakın bir zamanda peşpeşe öyle fitneler ortaya çıkacak ki, o fitnelerde yatan oturandan, oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen de koşandan daha hayırlıdır. Fitneler zuhur ettiğinde devesi olan devesiyle, davarı olan davarıyla, toprağı olan toprağıyla meşgul olsun. Hiçbir şeyi olmayan hemen kılıcını alıp keskin tarafını kayaya vurarak köreltsin. Sonra o fitneden kurtulmaya gücü yeten kurtulsun! Gücü yeten kurtulsun! Allahım tebliğ ettim mi? Allahım tebliğ ettim mi? O sırada bir adam: 'Yâ Nebiyyallah! Allah beni sana fedâ kılsın! Elimden zorla tutulur da iki saftan/topluluktan birine götürülsem, sonra da adamın biri kılıcıyla bana vurur ve öldürürse durumum ne olur?' diye sordu. Şöyle buyurdular: Senin günahını da kendi günahını da kabullenmiş olur ve Cehennem ehlinden olur."[vii] Sıffîn öncesinde Muâviye'ye karşı destek istemek için İhbân b. Sayfî (r.a.)'nin evine gelen Hz. Ali'ye, kılıcının kınından bir tomar çıkaran İhbân şöyle demişti: "Halîlim aleyhisselâm ve senin amca oğlun, müslümanlar arasında bir fitne vâki olduğunda kendime tahtadan bir kılıç edinmem için benimle ahitleşmişti. İşte tahta kılıcım! Dilersen onu alıp seninle beraber çıkayım?!"[viii]

Haklıyla haksızın, düşmanla dostun son derece net çizgilerle birbirinden ayrıldığı, hakkında uyarıcı hadisler varid olmamış bir savaştan, kim, ne diye geri kalsın ki? Ebû Hureyre (r.a.)'nin şu sözü buna işaret eder: "Rasûlullah'a Hind/Sind gazvesi sözü vermiştik. O günü görürsem canımı da malımı da bu uğurda infâk ederim. Öldürülürsem şühedânın en faziletlilerinden/hayırlılarından olurum. Sağ kalırsam, Allah'ın ateşten âzâd ettiği bir (muharrar) Ebû Hureyre olurum."[ix]

Abbâsî döneminin Şiî-Büveyhî emirlerinden Samsâmü'd-Devle'nin vezîri el-Hüseyn b. Ahmed b. Sa'dân (ö. 375)'ın, edîb-filozof, mutezilî-mutasavvıf Ebû Hayyân et-Tevhîdî (ö. 400) ile yaptığı 37 gece sohbetinin (müsâmera) 17. sinde, mecliste Huzeyfe b. el-Yemân (r.a.)'ın şu sözü rivayet edilir: "Fitne zamanında İbnü'l-lebûn (iki yaşını yeni doldurmuş erkek deve yavrusu) gibi ol! Sırtı yok ki binilsin, sütü yok ki sağılsın!"[x] İmâmiyye Şîa'sından, Büveyhî emîri Mecdü'd-Devle'nin vezîri, edîb, şair ve tarihçi Ebû Sa'd Mansûr b. el-Hüseyn el-Âbî (ö. 421)'nin eserinde de bu rivayet aynen bulunmaktadır.[xi] Onlardan çok önce Mutezilî imam Ebû Osman el-Câhız (ö. 255), hocası Ebû İshâk en-Nazzâm'dan (ö. 231) bu sözü nakletmektedir.[xii] Sanırım artık, Ebû Hureyre (r.a.)'yi tarafsızlığa yönlendiren âmilleri anlayarak ona bir parça hak vermeye başladınız. Kaldı ki bunu bizzat kendisi şöyle dile getirmiştir: "Ben öyle bir fitne biliyorum ki, ondan önceki fitne onun yanında tavşan nefesi kalır. O fitneden kurtuluş yolunu da biliyorum... Elimi dahî kıpırdatmam; ta ki biri gelip beni öldürene kadar!"[xiii]

İbn Ebi'l-Hadîd'in naklettiği şu hâdiseyi de zihnimizin bir köşesine yazalım: "Muâviye, en-Nu'mân b. Beşîr ile Ebû Hureyre'yi Ali (a.s.)'ye gönderip, Osman'ın katillerini kendisine teslim etmesi halinde artık aralarında hiçbir savaş olmayacağını bildirir. Ebû Hureyre bunu şu sözlerle tebliğ eder: "Ey Ebû Hasen! Allah sana İslâm'da fazilet ve şeref bahşetti. Sen Allah Rasûlü'nün amcasının oğlusun. Amca oğlun Muâviye bizi sana gönderdi. Senden bu savaşı bitirecek ve Allah Teâlâ'nın arayı düzelteceği bir şey istiyor; amcasının oğlu Osmân'ın katillerini ona teslim etmeni ve onları öldürmeyi istiyor..."[xiv] Görüldüğü üzere tarafların tümü birbirinin amca oğlu. Yabancı biri yok bu davada. Yemen çöllerinden Medine'ye hicret eden bir müslüman olarak, arabulucuktan başka (Hucurât, 9-10) ne yapsındı Ebû Hureyre?

"Bir zaman makinasıyla o devre geri gitsek ve olaylara bizzat şahit olsak, hangi tarafı seçerdik" diye de düşünmeli. "Gelecekten gelenler" fırkasını mı kurardık, Hâricî mi olurduk, Hâricin de hârici mi olurduk, Hâşimî taraftarı mı olurduk, Ümevî yanlısı mı olurduk; yoksa aklımız karışırdı da kafamızı taşlara mı vururduk?...

12) Ebû Rayye bir şeytanlık daha yapar adı geçen kitabında: "Ebû Hureyre çok hadis rivayet edişini; helâlı haram, haramı helâl kılmadıkça rivayette bulunmakta bir beis olmayacağını söyleyerek haklı göstermeye çalışmış ve bu mantığı doğrudan Rasul (s)'e izafe ettiği merfû hadislerle te'yîde gitmiştir. et-Taberânî'nin Ebû Hureyre'den rivayet ettiğine göre Allah Rasulü (s) şöyle buyurmuştur: "Helâli haram, haramı helâl kılmadıkça ve mânâya isabet ettikçe bunda bir beis yoktur."[xv]

Bir kere bu hadis Ebû Hureyre'nin hadisi değil!. Abdullah b. Süleyman b. Ükeyme el-Leysî'nin hadisi! Torunundan geliyor.[xvi] Orada Ebû Rayye, Irâkî'nin "Fethu'l-Muğîs bi Şerhi Elfiyyeti'l-Hadîs"ini gösteriyor. Bu kitapta da durum aynı. Irâkî İbn Mende'nin "Ma'rifetü's-Sahâbe"sinden almış. Lâkin, ravi Ebû Hureyre değil! Taberânî'dekiyle aynı (s. 261). Üstelik Ebû Rayye, hadis-i şerif'in başını tercüme etmiyor. "Bunda beis yoktur" cümlesiyle bitiyor nakil. Peki neyde beis yoktur?!! Hemen söyleyelim: Sahâbî soruyor: "Yâ Rasûlallah! Senden duyduğumuz bir hadisi harfi harfine/kelimesi kelimesine nakledemiyoruz; bir harf fazla bir harf eksik oluyor" diyor. Bunun üzerine Hz. Peygamber o cevabı veriyor. Hadis Usûlü kitaplarında "Mânâ ile rivâyet" bahsine alınan bir rivâyettir bu. Hemen arkasından Hasan-ı Basrî'nin şu sözünü naklederler: "Bu izin olmasaydı hadis rivayet etmezdim." Anlaşılabildi mi acaba sahtekârlığın boyutu?!

Bundan da şaşırtıcı olanı, Ebû Rayye'nin bizim verdiğimiz bu bilgiyi, aslına uygun biçimde kitabının başka bir yerinde "Mânâ ile Hadis Rivayeti" başlığı altında vermiş olması![xvii] Ama bakmış ki bu rivayet, bir hadisi mânâ ile rivayet etmek isteyen ashâba serbestlik getiriyor, kitabının son baskısına (Türkçe tercümede olmayan) şu dipnotu eklemeyi uygun görmüş: "Bu hadis hiç şüphesiz, "Benim bir sözümü işitip olduğu gibi başkasına aktarana Allah rahmet etsin" hadisine terstir. Ne var ki, her fırkanın kendi görüşünü bir hadisle desteklemesi gerekmektedir!" Yani, bir sahâbî mânâya isabet ederek bir hadisi aktarmış olsa bile, emânete riayet etmemiş sayılır ve Allah'ın rahmetine değil gazabına uğrar Ebû Rayye'ye göre! Son baskıda Ebû Hureyre'ye isnad ettiği bu "sahih" hadisin ardından, ilk baskıda da var olan şu iftirayı kaldırmadan öylece bırakmıştır: "Kim Allah azze ve cellenin rızasına uygun bir hadis naklederse, onu ben söylememiş olsam bile ben söylemişimdir."[xviii]

İkinci bir iftirası; işbu Ebû Hureyre! hadisinin İbn Asâkir'in Târîh'inde geçtiğini (yer ve sayfa belirtmeden) söylemesidir. Oysa Târîhu Dımeşk'de böyle bir hadis yoktur! Bir sonraki Tahâvî'den nakledilen Ebû Hureyre hadisine gelince; "Şerhu Müşkili'l-Âsâr"daki (Beyrut 1994, 15/347, no. 6068) rivayet şöyledir: "Size benden iyi bildiğiniz (gönlünüzün ısındığı) ve inkâr etmediğiniz (yadırgamadığınız) bir hadis rivayet edilirse, söylemiş olsam da olmasam da onu tasdik ediniz. Zira ben ancak gönlünüzün ısındığı şeyi söylerim, yadırgayacağınız şeyi söylemem..." Oysa İmam Buhârî'nin işaret ettiği üzere (3/434), bu hadisin hiçbir tarîki gerçekte Ebû Hureyre (r.a.)'den gelmemiştir. Hadis, Tâbiûn'un orta tabakasından Saîd b. Ebî Saîd el-Makburî (ö. 120)'nin doğrudan Hz. Peygamber'den naklettiği "mürsel" bir rivayettir, dolayısıyla zayıftır. Orada Ebû Hureyre'nin zikredilmesi ise seneddeki Yahyâ b. Âdem (ö. 203)'in içine düştüğü bir vehimden ibarettir.[xix] Aynı şeyi İbn Ebî Hâtim de tasdik ederek, hadisin "merfû" (Hz. Peygamber'in sözü) olmadığını ve "münker" (sika râvîlerin rivayetine ters) olduğunu belirtir.[xx]

13) Yazar, ilk yazısında, "İbnü'l-Esîr, Tarihinde Hicrî 23. yılın olaylarında, İbn Ebi'l-Hadîd Şerhu Nehci'l-Belâğa'nın 3. cildinde şöyle anlatıyor" diyerek şu hâdiseyi naklediyor: "21 yılında halife Ömer, Ebu Hureyre'yi Bahreyn'e vali olarak gönderdi. Ona, Ebu Hureyre'nin kendisine mal toplayıp bir sürü at aldığı haberini verdiler. Bunun üzerine Ömer onu hicri 23 yılında görevinden aldı. Halifenin yanına gelir gelmez, halife ona: 'Ey Allah'ın ve Allah'ın kitabının düşmanı, Allah'ın malını mı çalıyorsun?' diye kızdı. O da; 'Asla hırsızlık yapmadım, onlar halkın bana verdiği hediyelerdi' diye cevap verdi. İbn-i Mes'ud 'Tabakat'ın 4. cildinde, İbn-i Hacer Askalani 'İsabe'de ve İbn-i Abdurabbih 'Ikd'ul- Ferid'in 1. cildinde şöyle yazıyorlar...".

 

İbnü'l-Esîr'in "el-Kâmilü fi't-Târîh" adlı eserinden hicrî 23. yılla ilgili sayfaların tümünü taradım, böyle bir olay orada zikredilmiyor. Hatta o bölümde, Selmân-ı Fârisî (r.a.)'nin "halktan nâhak yere yarım dirhem aldıysan bunu Allah senden soracaktır" sözü üzerine ağlamaya başlayan Hz. Ömer'i Ebû Hureyre (r.a.)'nin tesellî ederek; şiddetli kıtlığın olduğu sene (âmü'r-ramâde) fukarâyı doyurmak üzere Hz. Ömer'i sırtında iki çuval, bir elinde de yağ tulumu taşırken gördüğünü, sonra onları Hz. Ömer'in elinden alarak Eslem'le birlikte gitmesi gereken yere kadar nöbetleşe götürdüklerini anlattığına dair rivayet vardır. (2/455). Aynı rivayet Taberî'nin Tarih'inde de kayıtlıdır. (2/571). Dahası, İbn Ebi'l-Hadîd'in Nehcü'l-Belâğa şerhinde de nakledilmiştir. (12/95).

İbn Sa'd'ın Tabakât'ına bakarsak (İbn Mes'ud değil) orada şunu buluruz: "Ebû Seleme'nin rivayet ettiğine göre Ebû Hureyre (r.a.) Bahreyn'den döndüğünde Hz. Ömer'in yanına gelişini şöyle anlatır: 'Ömer'le yatsı namazını kılarken karşılaştım, selam verdim. Önce oradaki insanların ahvâlini sordu, sonra da 'ne getirdin?' diye sordu. '500 bin dirhem getirdim' dedim. 'Sen ne dediğinin farkında mısın?' dedi. Ben tekrar '500 bin getirdim' dedim. 'Ne diyorsun sen?' deyince; '100 bin, 100 bin, 100 bin, 100 bin, 100 bin' diyerek 5 kere saydım. 'Senin uykun var, ailenin yanına git ve uyu, sabah olunca bana gel' dedi. Ertesi gün yanına vardım. O yine 'ne getirdin?' diye sordu. Ben '500 bin dirhem' deyince, 'tayyib mi?' (kimseden haksız yere bir şey almadın değil mi?) diye sordu. Ben 'evet, ancak bunu bilirim' dedim. Bunun üzerine etrafındaki insanlara: 'Bize çok miktarda mal geldi. Bunu size isterseniz sayarak verelim, isterseniz tartarak verelim' dedi..." (3/300).

İbn Ebi'l-Hadîd'in de Hz. Ömer için açtığı bir bahiste yer verdiği (Şerhu Nehci'l-Belâğa, 12/76) bu rivayet son derece önemlidir. Ebû Hureyre (r.a.) Allah'ın inayeti ile, Hz. Ömer'i şaşırtacak miktarda muazzam bir gelirle Medine'ye dönüyor. Bereket dolu bir insan. Devlet nâmına topladığı gelir de, kendi nâmına kazandığı da öyle.

Şimdi gelelim, Tabakât'ın 4. cildindeki rivayetlere. Öğrencisi Muhammed b. Sîrîn (ö. 110)'in rivayet ettiğine göre Ebû Hureyre şunları anlatmıştır (dikkat ediniz, olayı bizzat kendisi aktarıyor):

"Bahreyn'de âmil (vâli/zekât tahsildârı) idim. Ömer b. el-Hattâb'ın yanına döndüm. Bana 'Ey Allah'ın ve İslâm'ın –ya da Kitâbının- düşmanı! Allah'ın malını mı çaldın?' dedi. 'Hayır, ben o ikisine düşman olanın düşmanıyım" dedim. 'Atlarım peşpeşe doğurdu ve hisselerim birikip toplandı' dedim. Buna rağmen 12 bin dirhemimi aldı. Daha sonra beni yanına çağırttı. 'Artık Bahreyn'e âmil olmayacak mısın?' diye sordu. Ben; 'Hayır' dedim. 'Niye ki? Hz. Yusuf âmil olmamış mıydı?' dedi. Ben; 'Yusuf, nebî oğlu nebî idi. 3 ve 2 şey yüzünden size âmil olmaktan korkuyorum' dedim. '5 diyemez miydin?' dedi. 'Şahsiyetime söz söylemelerinden, malımı almalarından ve sırtıma sopa vurmalarından korkuyorum. Hilimsiz söz söylemekten ve ilimsiz hüküm vermekten de korkuyorum' dedim".

Hemen arkasından verilen rivayet de diğeriyle aynıdır. Farkı şurada: Hz. Ömer Ebû Hureyre (r.a.)'ye 10 bin dirhemi nasıl biriktirdiğini sorar. O da 'Ey mü'minlerin emîri! Atlarım peşpeşe doğurdu, hisselerim ve gelirlerim üstüste geldi (haylî tenâselet ve sihâmî telâhakat ve atâî telâhaka)' dedim. Emîru'l-mü'minîn'in emri üzerine bunların hepsi elimden alındı. Ama bunlar olurken Ebû Hureyre, Allahım Emîru'l-mü'minîni affeyle diyordu' der. (4/335).

[Ebû Ubeyd el-Kâsım b. Sellam el-Herevî'nin el-Emvâl'inde Ebû Hureyre (r.a.)'nin son cümlesi şöyledir: "Sabah namazını kıldığımda, Emîru'l-mü'minîn için istiğfâr ettim" (Beyrut 1408, s. 343, no. 667)].

Tabakât'ta bunun arkasından verilen İshâk b. Abdillah rivayeti şöyledir: "Ömer b. el-Hattâb Ebû Hureyre'ye: 'Yöneticiliği (riyâseti) nasıl buldun Yâ Ebâ Hureyre?' diye sordu. 'İstemediğim halde gönderdin, istediğim halde azlettin' diye cevap verdi. Ebû Hureyre Bahreyn'den Ömer'in yanına 400 bin dirhemle gelmişti. Ömer ona; 'Kimseye zulmettin mi?' diye sordu. O 'Hayır' dedi. Ömer; 'Haksız yere herhangi bir şey aldın mı?' diye sordu. O 'Hayır' dedi. 'Kendin için ne kadar getirdin?' diye sordu. '20 bin dirhem' dedi. 'Nereden kazandın?' diye sordu. 'Ticaret yapıyordum' dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: 'Ana malını ve sana lazım olan rızkı hesap et. Onu al ve geri kalanını beytü'l-mâl'e bırak' dedi. (4/336).

 

İbn Hacer el-Askalânî'nin "el-İsâbe fî Temyîzi's-Sahâbe"sine de bakalım: "İbn Sîrîn'den rivayet edildiğine göre Hz. Ömer Ebû Hureyre'yi âmil olarak Bahreyn'e gönderdi. 10 bin dirhemle geri geldiğinde Ömer ona; 'Bu malları kendine mi ayırdın? Nereden senin oluyor bunlar?' diye sordu. Ebû Hureyre; 'Yavrulayan at (haylün netecet), ardarda gelen gelir (ve u'tiyyetün tetâbeat) ve kölemin vergisi (ve harâcü rakîkin lî)' dedi. Hz. Ömer araştırdı ve dediği gibi çıktı. Sonra Ebû Hureyre'yi yeniden âmil olarak göndermek için çağırdı ancak o bunu reddetti. Bunun üzerine Hz. Ömer; 'Senden daha hayırlı olan birisi âmil olmayı talep etmişti ama' deyince, Ebû Hureyre; 'Kim?' diye sordu. Ömer; 'Yûsuf' deyince (Yûsuf, 12/55), Ebû Hureyre; 'Yûsuf nebiyyullah oğlu nebiyyullahtı. Bense Ümeyme oğlu Ebû Hureyre'yim. 3 ve 2 şeyden korkarım. İlimsiz söz söylemekten, haksız yere hüküm vermekten, sırtıma vurulmasından, şahsiyetime sövülmesinden, malımın alınmasından' dedi". (7/442, 512).

Ebû Hureyre (r.a.), 15 asır sonra birilerinin çıkıp, değil şahsiyetine, dînine imânına bile söveceğini bilseydi ne düşünürdü acaba? İşte İbn Sa'd'ın ve İbn Hacer'in kitaplarındaki rivayetler! Hiçbir cümleyi atlamadan, tamamıyla size tercüme ettim. Şimdi lütfen yazarımızın paragrafında hangi cümlelerin düşmüş/düşürülmüş olduğuna dikkat ediniz. Ve sonra büyük bir pişkinlikle sorduğu şu soruya dikkat buyurunuz: "Söz konusu isnatları dillendiren bizler değil, Resul (s.a.a.)'ün sahabeleri ve tabiinden olanlardır... Neden Mahmud Ebu Rayye beyin dillendirdiği şeyler hakaret olarak değerlendirilmelidir?"

Târihî rivayetleri bir bütün halinde ele almak yerine içinden bazı kesitleri cımbızlayarak takdim etmek, Tarih'e yapılan en büyük hıyânet, hakîkati arayanlara yapılan en büyük kötülüktür. Yazar soruyor; "Halife Ömer başka hangi valisine Ebu Hureyre'ye davrandığı gibi davranmıştır?" diye. Bizim desteksiz ve mesnedsiz konuştuğumuzu sanıyor...

(Ancak Rıhle okuyucusu, gerçeğin hiç de yazarın sandığı gibi olmadığına, sorduğu soruya hiç beklemediği bir cevapla mukabele ettiğimize, reddiyemizin 14. maddeden başlayarak devam edecek olan ikinci bölümünde şahit olacaklar).

[i] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/282.

[ii] A.g.e., 1/185.

[iii] A.g.e., 5/110.

[iv] A.g.e., 4/408.

[v] A.g.e., 4/416.

[vi] A.g.e., 1/448.

[vii] A.g.e., 5/48.

[viii]  A.g.e., 5/69.

[ix] Nesâî, Sünen, 6/42, no. 3173, 3174; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/228, 2/369.

[x] Ebû Hayyân, el-İmtâ' ve'l-Müânese, İntişârâtü'ş-Şerîf er-Radıyy, 2/32.

[xi] Nesru'd-Dürr fi'l-Muhâdarât, Beyrut 2004, 2/78.

[xii] el-Beyân ve't-Tebyîn, Beyrut 1968, 1/262.

[xiii] Hâkim, Müstedrek, 4/518, no. 8455.

[xiv] Şerhu Nehci'l-Belâğa, 2/301-302.

[xv] Muhammedi Sünnet, s. 221-222; Advâ, s. 202.

[xvi] et-Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, 7/100, no. 6491.

[xvii] Muhammedi Sünnet, s. 92; Advâ, s. 78.

[xviii] Muhammedi Sünnet, s. 222; Advâ, s. 202.

[xix] et-Târîhu'l-Kebîr, 3/474, no. 1585.

[xx] İlelü'l-Hadîs, Beyrut 1405, 2/310, no. 2445.

Bu yazıyı Sitene Ekle

Aşağıda Oluşturulan Kodu,
Sayfanıza Kopyalayarak Yapıştırınız.




Preview :

Ebû Hureyre'yi Anlamak -6
Cuma, 05 Mart 2010

© 2010 - Reddul Muhtar


Powered by QuoteThis © 2008

Bu makaleyi tavsiye et...



Our valuable member Administrator has been with us since Çarşamba, 11 Şubat 2009.

logo footer    Copyright © 2010 Reddul Muhtar | Bütün Hakları Saklıdır.Sitemiz En iyi Google Chrome - Opera -Safari -Mozilla Firefox ile Görüntülenir