Ehli kitap gerçekleri hep gizledi
Mahmud Efendi K.s
Tevrat'ta
"Allah şişman âlime buğzeder."
yazdığını biliyorsun değil mi?
Bunu bildiğin hâlde sen buna uymamışsın,
yahudîlerin yedirdikleri sana yaramış.
Ehli kitap gerçekleri hep gizledi
Mevlâ Teâlâ bu âyet–i kerîmede çok büyük bir mesaj veriyor; tabiî ki anlayana: Ben ki bütün mevcudâtın Rabbiyim! Bütün âlemleri yoktan var ettim; bir "ol" demem yeterlidir. İşte İsâ'yı da helâk etmek istersem, buna mâni olabilecek olan bir güç var mıdır? Elbette yoktur.
Ey Ehl–i kitap! Resûlümüz size Kitap'tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur, apaçık bir kitap geldi." (Mâide, 15)
Tevrat'ta ve İncil'de, gelecek olan son peygamberin haberi ve vasıfları yazılı idi. Başka ne vardı? Zinadan hırsızlığa kadar ve daha birçok suçun cezaî hükümleri yazılı idi. Kitaplarında bunlar yazılı olmasına rağmen Ehl–i kitap ne yapıyordu? Bunları söylemiyor, gizli tutuyordu. Tevrat ve İncil'i okumuş, bu kitapların ilmine varmış olanlar, gelecek olan peygamberin vasıflarını ve hatta onun getireceği şeriatı dahi biliyorlardı.
Biliyorlardı da niçin gerçeği gizliyorlardı? Bunun birçok sebebi olmakla birlikte en önemli sebebi, herkes Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yönelir, onlara kimse rağbet etmez, maddî ve manevî menfaatlerimiz kesilir, ortada kalırız korkusuydu. Bu korkudan ötürü büyük hakikatleri gizlediler.
Yahudî ve hıristiyanlar kendi nefislerine çok düşkün olmalarına ve canlara acımalarına rağmen kitaplarında yazılı bulunan bu büyük hakikatleri kavimlerinden gizleyerek, kendilerini ebedi cehennemlik yapacak bir iş yaptılar. Korktular. Biz onun yanında gölgede kalırız, unutuluruz, kimse bize itibar etmez gibi düşüncelerle bu büyük ve telafisi olmayan hataya düştüler.
Halbuki aynı dönemde Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali Radıyallahu Anhüm, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i tanıdılar, tanıttılar ve onun yardımcıları oldular. Böyle yapmakla gölgede mi kaldılar, bir şey mi kaybettiler? Kesinlikle hayır! Bilakis çok şey kazandılar; herkes tarafından sevildiler, bilindiler ve kıyamete kadar da onlara olan ilgi, alâka, sevgi ve muhabbet devam edecektir.
Bir gün Medine'de yahudîlerin Hahambaşı Mâlik bin Sayf, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mescidine geldi. Hahambaşı çok şişman bir adamdı. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz ona:
"Tevrat'ta "Allah şişman âlime buğzeder." yazdığını biliyorsun değil mi? Bunu bildiğin hâlde sen buna uymamışsın, yahudîlerin yedirdikleri sana yaramış." buyurdular.
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu sözlerine orada bulunanlar tebessüm ettiler. Hahambaşı kıpkırmızı oldu. Bu duruma çok kızmıştı, orada bulunan Hz. Ömer Radıyallahu Anh'a dönerek:
"Allah beşer üzerine bir şey inzal etmedi." dedi. Bunu söylemesindeki amacı, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i mübalâğalı bir şekilde inkâr etmekti. Hırsının esiri olarak, bir peygamberi inkâr edeyim derken, bütün peygamberleri ve kitapları da inkâr ediyordu. Hırs adama neler yaptırıyordu?!
Hahambaşı Mâlik bin Sayf'ın ağzından çıkan bu sözleri duyan kendi arkadaşları ona darıldılar ve dediler ki:
"Yazıklar olsun sana, Musa'ya indirilen Tevrat'ı da inkâr ettin."
Bunun üzerine Mâlik bin Sayf:
"Muhammed beni gazaplandırdı, kendime hâkim olamayarak bu sözleri sarfettim." diyerek arkadaşlarından özür diledi. Arkadaşları onun bu özrünü kabul etmediler ve dediler ki:
"Yâ demek sen gazaplandığın zaman Allah üzerine hak olmayacak şeyleri söyleyeceksin öyle mi?!"
Bu olay üzerine Mâlik bin Sayf'ı Hahambaşılık görevinden alarak yerine Ka'b bin Eşref'i tayin
ettiler.
Bu hâdise üzerine Mevlâ Teâlâ Hazretleri şu âyet–i kerîmeyi inzâl buyurdu:
"(Yahudîler) Allah'ı gereği gibi tanımadılar. Çünkü "Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi." dediler. De ki: "Öyle ise, Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği Kitab'ı kim indirdi?" Siz onu kağıtlara yazıp (istediğinizi) açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz. Sizin de atalarınızın da bilmediği şeyler (Kur'an'da) size öğretilmiştir. (Resûlüm!) Sen "Allah!" de sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar!" (En'âm, 91)
Vaziyet aşikar ortadaydı. Bir yahudî âlimi, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e tâbi olmadı ve zelil oldu. Eğer tâbi olsaydı, ona inansaydı, aziz olacaktı. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyurdular ki:
"Yahudî âlimlerinden on kişi iman etseydi, bütün yahudîler iman ederlerdi."
Bununla birlikte az da olsa yahudîlerin arasında bazı inançlı, iyi kimseler de vardı. Nitekim Mevlâ Teâlâ Hazretleri onlar hakkında şöyle buyurmaktadır:
"Hepsi bir değildir; Ehl–i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar." (Âl–i İmrân, 113)
Hulâsa, Mevlâ Teâlâ haber veriyor ki: "Ey Ehl–i kitap! Duymadık demeyin! Siz gerçeği ve hakikati bildiğiniz hâlde, bilmiyoruz, duymadık demeyin! Benim gönderdiğim Peygamber'e iman etmeniz, onu tanımanız ve tanıtmanız gerekirken, siz onu gizlediniz, hatta inkâr ettiniz. Böyle yapmakla çok büyük bir hata ettiniz. Bu hatanızın bedeli çok ağır olacak, sizi cezalandıracağım."
Buradan çıkaracağımız bir başka ders de şudur: Başta Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem olmak üzere insanların güzel hâl, hareket ve vasıflarını gizlemeyeceğiz; bu çok kötü ve çirkin bir iştir. Açıkladığımız âyet–i kerîmenin devamı olan âyette:
"Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir." (Mâide, 16) buyrulmaktadır.
Allah Celle Celâluhu'nun rızasını arayana müjdeler olsun, Allah Teâlâ Hazretleri o kulunu selâm yolarına ulaştırıyor. Sekiz cennet ve her bir cennetin ayrı isimleri vardır. İşte bu cennetlerden birinin ismi de "Selâm"dır. Cennet, bu dünya ile mukayese edilemez. Orada ne sıcak, ne soğuk, ağrı, sızı, darlık ve benzeri âfet ve musibetler yoktur. İşte bu yüzden o cennete "Selâm" ismi verilmiştir.
Sizler Mevlâ Teâlâ'nın razı olduğu yola uyduğunuz zaman Kitabı'nı, Resûlü'nü, meleklerini, âlimlerini sizlere rehber, yol gösterici yapar. Mevlâ Teâlâ'nın rızasının dışına çıkarsanız, o zaman da Kitabı'nı, Resûlü'nü, meleklerini, âlimlerini sizlere perde eder.
Mevlâ Teâlâ kendi rızasına tâbi olanları zulmetlerden nura çıkaracağını haber veriyor. "Zulmet, zulumât", karanlıklar demektir. Mevlâ Teâlâ'nın rızasının dışında olan işler, yerler demektir. "Nur" ise, Mevlâ Teâlâ'nın rızasının yolunda olmak demektir. Burada bir incelik daha bulunmaktadır. Mevlâ Teâlâ'nın rızasının dışındaki yollar karanlık olarak zikrediliyor ve çok denilmektedir. Nur yani rızası için ise tek yol deniliyor. Mevlâ Teâlâ'ya giden yol tek bir yoldur, nur yoludur. Diğer yollar ise, zulmet ve karanlıklarla doludur.
Nitekim Mevlâ Teâlâ buyuruyor ki:
"Mü'min erkelerle mü'min kadınları, önlerinden ve sağlarından nurları aydınlatıp giderken gördüğün günde..." (Hadîd, 12)
Konumuzun başında bahsettiğimiz âyet–i kerîmelerin devamı olan âyette Mevlâ Teâlâ buyuruyor ki:
"Şüphesiz "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: "Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha etmek isterse, Allah'a kim bir şey yapabilecektir (bir şeyle engel olabilecektir)?! Göklerde, yerde ve ikisi arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir. O dilediğini yaratır. Allah her şeye tam mânasıyla kâdirdir." (Mâide, 17)
Mevlâ Teâlâ bu âyet–i kerîmede çok büyük bir mesaj veriyor; tabiî ki anlayana:
Ben ki bütün mevcudâtın Rabbiyim! Bütün âlemleri yoktan var ettim; bir "ol" demem yeterlidir. İşte İsâ'yı da helâk etmek istersem, buna mâni olabilecek olan bir güç var mıdır? Elbette yoktur. O hâlde ben istersem, İsâ'yı helâk edebilirim. O hâlde iyi düşünün: Benim helâk edeceğim bir şey, nasıl benimle bir olur, nasıl ilâh olur, nasıl benim ortağım olur?!
Ne kadar açık ve net bir şekilde anlatılmış. Bunları anlamak için akıl lazım. Sarhoş bir adamı düşünün; ne dediğinden bir şey anlaşılır, ne de kendisine denen şeyden o bir şey anlar. İşte dünya sevgisi ile sarhoş olanların durumu da içki ile sarhoş olan adamın durumu gibidir. Ne Kur'an–ı Kerîm'i anlıyorlar, ne de Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i dinliyorlar.
Mevlâ Teâlâ bütün insanlığa ve de özellikle hıristiyanlara diyor ki:
"Bir tek ilâh var; o da benim. Benden başka bir ilâha tutunmanız, dayanmanız, ondan yardım istemeniz için, o ilâhınızın bir şey yapması lâzım. Ne yapması lâzım? Bütün kâinatı, yıldızları, güneşi, insanları vesaireyi yaratması gerekir. Ama o ilâh edindiğiniz, ilâhımız dediğiniz şeyler, değil kâinatı, sizin bir serçe parmağınızı bile yaratmaya kâdir değildirler."
Değerli kardeşlerim,
İşte kâfirlerin, gayrimüslimlerin ve özellikle de hıristiyanların ahmaklıklarını buradan çok iyi anlıyoruz. Bu kadar ahmak olanların peşinden gidilir mi? Bu kadar ahmak olan birilerinin peşine takılarak çağdaşlık aramak, medeniyet aramak doğru mudur?!


