Vazifelerimizi Yapabiliyormuyuz ?
“Ve her kim, hanesinden Allah’a ve Rasûlüne muhacir olarak çıkarsa,
sonra da kendisine ölüm yetişirse, muhakkak onun mükâfaatını vermek, Allah’a aittir. Allah, Gafur’dur, Rahim’dir”
(Nisa;100)
Hayır, Hayır! Doğrusu siz, peşini (dünya zevklerini) seviyorsunuz ve ahireti bıra-kıyorsunuz (onu kazanmak için çalışmıyorsunuz)”.(Kıyame;20-21)
Ne acaib bilgiler! Anlamak için arif olmak lâzım. İlk vazifemiz midemizi doyurmak, sırtımızı giydirmek değil, Allah’ı bilmek ve O’na ibadet etmektir.
Biz insanlara kalırsa; anne olayım da, anneane olayım da, baba olayım da, dede olayım da, sonra ibadet edeceğim deriz. Din işleri önemsenmiyor; dünya sizin, ahiret bizim öyle mi? Ahiret hususunda bir şey denilince kızıyorsunuz, cahilsiniz demektir. Altmış, yetmiş, seksen, doksan da olsa seneler geçiyor, ömür bitiyor. Bir gün gelecek, ehemmiyet vermediğiniz o ahiretten sorulacaksınız.
O’nun misali, benzeri, zıddı yok diyebiliriz. Yaratılmış olan herşeyin bir zıddı vardır. Gecenin zıddı gündüz, fakirliğin zıddı zenginlik olduğu gibi. Eşya zıdlarıyla anlaşılır. Mevlâ Tealâ’nın zıddı yok ki anlaşılsın. Lamba güneşe benziyor, her ne kadar güneş çok büyükse de yine de benziyor. İnsanın ruhunun da, Allah’ü Tealâ’ nın Sıfat-ı Subutiye’sine bunun gibi bir benzemesi vardır. Cenab-ı Hak ruh hakkında şöyle buyuruyor:
“Sana ruhtan sual ederler. De ki:
Ruh Rabbımın emrindendir! Size ise ilimden, ancak az bir şey verilmiştir”. (İsra ;85)
Biz ruhumuzu bilemedikten sonra, ondan daha latif olan Mevlâ Tealâ’yı nasıl bileceğiz? Mevlâ Tealâ misali olmayandır, ancak ibadet olunan O’dur. Şu boyda, şu endedir diyebilir miyiz? Hayır, asla!
Bizler O’nu bilsek diyeceğiz amma bilemiyoruz. Mevlâ Tealâ eserleriyle âşikâr, zatıyla gizlidir. Ruh da öyledir. “Allah kimdir?” diye sorulsa, “ancak ibadet olunandır” cevabı verilebilir.
Bu eşyanın hepsi helak olucudur. Mevcut olan Mevlâ’nın zatıdır. Mevlâ Tealâ’nın zatından başka her mevcud, mümkinil vücud’dur.
Biz insanlar, esma ve sıfat cüz’iyyatının eserleriyiz. Cüzlerden her bir cüz, şahıslardan bir şahsın mebde-i taayyünüdür. Peygamberler ve meleklerin mebde-i taayyünleri, bu zılların asıllarıdır. Yani bu, mufassal cüzlerin külliyatıdır.
İnsan ruhu bu gördüğümüz cesetle alâka kurmadan önce, ilerleyemezdi. Kendine mahsus makamda (derecede) bağlı ve mahbus idi. Bu cesede indikten sonra, ona yükselebilmek hassası ve kuvveti verilmiştir.
Bir insan bu dünyada şeriatı tatbik eder ve tarikata çalışırsa, ruhu manen yükselir. Seyr-i sülûk yapan kişi, emir âleminin beş latifesinin alem-i kebir’deki asıllarda seyre başlar, bunları kateder ve sonuna ulaşırsa, imkân dairesini tamamlamış olur. İmkân dairesinden sonra, bu beş aslın da aslı olan Allah’ü Tealâ’nın isim ve sıfatlarının zıllerinde seyre başlar. Allah’ü Tealâ’ nın lütfu ile esma ve sıfatın zılâl dairesini tamamlayan salik, esma ve sıfat mertebesine ulaşır. Oradan da birinci asla, ikinci asla, üçüncü asla terakki eder. Nihayet bütün basamakları aşınca zat-ı pak-ı sübhaniyye’ye ulaşır.
Mevlâ Tealâ’ya giden yol var ama, yürüyene tabii...
Yâ Rabbi! O yolları aşma isteği, sevgisi ver bizlere. Amin!
Cenab-ı Mevlâ şöyle buyuruyor:
“Ve her kim, hanesinden Allah’a ve Rasûlüne muhacir olarak çıkarsa, sonra da kendisine ölüm yetişirse, muhakkak onun mükâfaatını vermek, Allah’a aittir. Allah, Gafur’ dur, Rahim’dir”. (Nisa;100)
Durmayalım, Allah yolunda ümitle yürüyelim. Ecel bizi, terakki ederken bulsun. Mevlâ Tealâ bakar ki, insan çalışıyor, terakki ediyor, onu kendi zatına kavuşturur. Şimdi gariplik zamanı, onun için Allah’ü Tealâ’ya kavuşmak daha çabuk olur.
MEVLÂ SİTEM EDİYOR!
“Hayır, Hayır! Doğrusu siz, peşini (dünya zevklerini) seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz (onu kazanmak için çalışmıyorsunuz)”.(Kıyame;20-21)
Bu dersimizde Mevlâ Tealâ’dan bizlere sitem var. Dünyü hayatını seven, ahirete hazırlanmayı bırakmıştır. Dünyayı sevmek nasıl olur?
Mesela: Bir adam ticaretle uğraşıyor veya tarla kazıyor, ekip çiftçilik yapıyorsa; fakat bununla beraber dini vazifelerini de ihmal etmiyor, Rabbını unutmuyorsa, böyle bir adama dünyacı denilebilir mi? tabi ki hayır. Neden?
Mevlâ Tealâ Buyuruyor ki:
“(O Kandil) o mescidlerde (yakılır ki) onların yüce tanınmasına ve içlerinde isminin anılmasına Allah izin vermiş (emretmiş) tir. Buralarda sabah akşam (beş vakit) Allah’ı tesbih eder (namaz kılar)lar. Öyle adamlar (vardır ki), ne bir ticaret, ne de bir alışveriş, Allah’ı anmaktan (O’na ibadet etmekten ve emirlerine bağlanmaktan), namazı gereği gibi kılmaktan ve zekâtı vermekten kendilerini alıkoymaz. Onlar bir günden (kıyametten) korkarlar ki, o günde kâlpler ve gözler korkudan, hâlden hâle döner, kıvranır”. (Nur;36-37)
Şu halde, bu şekilde alış-veriş edenler, ticaretle uğraşanlar, dünyacı değillerdir. Dünyayı sevenler, dünyacı olanlar, o kimselerdir ki; onlar iş yerinde alış veriş ederken, o esnada ezan okunmuş olsa: “Şimdi alış verişi bırakıp, camiye gidemem, namazımı biraz sonra, şurada kılarım” diyenlerdir.
Ya da evinde otururken, ezan okunmuştur. Hiç bir manisi olmadığı halde, cemeate katılmak için kalkıp camiye gitmeyenlerdir. Camide yapılan vaaz-u nasihat cemiyetlerine katılmayanlar da dünyacıdır. Nefislerinin kötü arzularını yerine getirmekten kurtulamayanlar da dünyacıdır, onlar dünyanın çocuklarıdır.
Altmış yaşına da gelse, bir kimse nefsinin hevasından kurtulamamışsa, Mevlâ Tealâ’nın katında çocuktur.
Peygamberimiz Sallellahü Aleyhi ve Sellem buyurmuştur ki:
“Mescidin yakınında oturanlar için ancak mescidin içinde namaz kılmak vardır”.
Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan gibi bir çok beldelerin halkı müslümandır. Oralarda hemen hemen yirmiyedibin cami vardı. Fakat zamanla müslümanlar camiye gitmez oldular, imamlar namaz kıldıracak cemeat bulamıyorlardı.
Rus hükümeti müslümanlara: “Camilerde görev yapan imamlara maaş veriyoruz, siz ise namaz kılmaya gitmiyorsunuz. Gelin namazlarınızı camide kılın. Eğer gelmezseniz, camilerinizi ibadete kapatırız” diyerek ihtarda bulundular. Lâkin bu ihtara da kulak verilmedi. Sonunda o kadar cami kapatıldı.
Mescid-i Aksa bugün kimlerin elindedir? Yahudilerin.
Neden? Orada bulunan müslümanların büyük bir çoğunluğu Mescid-i Aksa’ya namaza gitmiyorlardı da ondan. Ancak ziyaret maksadıyla başka ülkelerden gelen bir kaç müslüman orada namaz kılardı. Mevlâ Tealâ’da ceza kabilinden müslümanların elinden Mescid-i Aksa’yı aldı. İslamı hayatlarına tatbik etmekten üşenen kavim, Bosna Hersek’in uğradığı belaya uğrar. Medreselerde öyle talebeler, hocalar var ki; sarf, nahiv, tefsir, hadis okuyor, okutuyor, fakat namaz kılmıyor, bu olur mu hiç?
Televizyon, video seyretmek, evlerde aile fertleri arasında sarfedilen malâyani sözler, gereksiz konuşmalar, dünyayı sevmektir. Gülmeler, eğlenmeler dünyacılıktır. Fakat anne ve babaların çocuklarına; onları eğitmek, doğru yola sevketmek için yaptığı konuşmalar buna girmez, bu dünyacılık değildir. Onlara mümkün mertebe, ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler ışığı altında nasihatte bulunmak lâzımdır. Şu ayet-i kerime konuyu en iyi şekilde izah ediyor: “Fakat kitabı (amel defteri) arka tarafından (sol eline) verilen artır “helak” diye bağırır (ölümü ister) ve cehenneme girer. Çünkü o (dünyadaki) evinde keyifli ve sevinçli idi”.(İnşikak;10,11,12,13)
Dünya; bütün kâinatın sahibi olan Mevlâ’ya ulaştırmak için sizlere basamak olsun. O dünyaya basın, Mevlâ Tealâ’ya ulaşın.
Cenab-ı Mevlâ şöyle buyuruyor:
“O günde bir takım yüzler parlayıcıdır, Rablerine nazar edicidir”.(Kıyame;22,23)
Mevlâ Tealâ bu ayeti celilede, dünyayı bırakıp ahirete çalışanların cennette çok güzel yüzlü oldukları halde Rablerine bakacaklarını bildirerek, bizleri onlar gibi olmaya teşvik etmiş bulunuyor.
Dünya satılıyor, ahiret de satılıyor. Hangisini alacağız? Tabi ki ahireti. Ahiretin de iki tarafı vardır, biri hûri, gılman, köşk, saray, diğeri ise, Mevlâ Tealâ’nın cemali, hangisini isteyeceğiz?
Tabii ki Mevlâ’nın cemâlini.
Mahmud Efendi K.s



Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için