Son dönem Şam ulema ve meşayıhından Muhammed Dîb el-Kellâs hocaefendi bu gün (21/10/2009 Çarşamba) sabaha karşı rahmet-i Rahmân’a kavuştu. Hocaefendinin naşı bu gün (Çarşamba) ikindi namazı sonrası Emevî Camiinde kılınacak cenaze namazı sonrasında Bâbu’s-Sağîr kabristanına defnedilecek.
Taziye programı ise Şam, ez-Zâhira’deki Ebû Eyyûb el-Ensârî Camiinde gerçekleştirilecek.
Muhammed Dîb el-Kellâs Hoca Kimdir?
Yaygın bir yanlış olarak ismi Muhammed Edib el-Kellas olarak bilinmektedir. Halbuki verdiği icazetlerdeki imzası ve mührü Muhammed Dîb el-Kellas şeklindedir. Dedesinin adının da Dîb olduğu düşünülürse doğrusu herhalde Muhammed Dîb olmalıdır.
el-Allâme el-Mürabbî ez-Zâhid el-Fakîh eş-Şeyh vasıflarıyla anılan Muhammed Dîb el-Kellâs b. Ahmed b. el-Hâcc Dîb ed-Dimeşkî hoca 1921 yılında Şam Dimeşk’te el-Kumeyriyye Mahallesinde dünyaya geldi. Babası Ahmed el-Kellâs Fransız İşgaline karşı oluşturulan direniş cephesinin öncülerindendi. Annesi Dürriyye el-Kellâs hanım hoşgörüsü, nezaketi, güzel ahlakı, yumuşak huyluluğu ve edebiyle meşhur olmuştu. Dîb el-Kellâs hoca küçük bir çocukken annesini kaybetti.
İlmî Hayatı:
Dîb el-Kellâs hoca küçük bir çocukken babası onu Fransız İşgali dönemi Suriye’sinin devlet okulları yerine Şer’î ilimleri tahsil etmesi için büyük hocaların uhdesinde olan mahalle mekteplerine gönderdi. El-Kâmiliyye, el-Cevheriyye ve es-Sefercelâniyye medreselerinde tahsil gördü. es-Sefercelânî Medresesinde “Şam Şeyhi” olarak anılan değerli âlim Muhammed Îd es-Sefercelânî’yle mülâkî oldu. Daha sonra Kâmil el-Beğğâl hocanın da müderrislik yaptığı el-Emîniyye Medresesinde okudu. Burada ayrıca Muhammed Hayr el-Cellâd hocadan ders aldı. Abdullah el-Müncelânî hocanın camisinde el-İrşâd ve’t-Talîm Medresesinde ilim tahsil etti.
1931 yılında 10 yaşına geldiğinde Muhammed Sâlih el-Farfûr hocadan İmâm Nevevî’nin el-Erbaîn’ini ve Nûru’l-Îzah okudu. Daha sonra babası onu terzilik öğrenmesi için bir terzinin yanına verdi. Dîb el-Kellâs hoca gece yarısına kadar terzide çalıştığı için bu dönemde Muhammed Sâlih el-Farfûr hocanın derslerine devam edemedi.
Daha sonra bir taraftan babasıyla birlikte kireççilik işi yaparken diğer taraftan Süheyl el-Hatîb ve Hâşim el-Hatîb hocaların meclislerine katıldı.
Bu dönemde hoca, ilim tahsil eden kardeşinin evde mütalaa ederken karşılaştığı zor meseleleri ve ibareleri tafsilatlı olarak kardeşine izah ediyordu. Kardeşi, Dîb el-Kellâs hocadaki ilmî neşvenin farkına vardı ve ağabeyini sürekli olarak ilim tahsiline dönmeye teşvik etti. Dîb el-Kellâs hoca bu ve benzer sebeplerle tekrar tahsil hayatına döndü.
Allâme Muhammed Sâlih el-Farfûr hoca, Dîb el-Kellâs hocayı ikinci defa karşısında görünce ona iltifatlar etti. Çünkü Sâlih el-Farfûr hoca, Dîb el-Kellâs hocanın zekasını ve ilmî dinamizmini daha önceden biliyordu. Dîb el-Kellâs hocayı, Abdulhalîm Fâris hocanın halkasına yerleştirdi. el-Kellâs hoca bu halkada nahiv ilimlerini okudu. Hoca bu dönemi başarıyla ikmâl ettiği için Muhammed Sâlih el-Farfûr hoca kendisine ödül olarak “er-Risâle’l-Kuşeyriyye” kitabını hediye etti. Hoca bu kitabı hayatı boyunca özenle muhafaza eder ve onunla iftihar ederdi. Daha sonra hoca Şerhu İbn Âkîl ve el-Belâğatü’l-Vâdıha’yı okudu. Halen yaşamakta olan büyük âlim Abdürrazzâk el-Halebî hocadan (Allah ömrüne bereket versin) fıkıh metinleri okudu. Muhammed Sâlih el-Farfûr hocadan tefsir, hadis, mantık, feraiz, fıkıh, arûz, mustalahu’l-hadîs, tasavvuf, tecvid, tevhid ve akide ilmi sahasındaki temel metinleri, ayrıca İmam el-Âmilî’nin Hulâsatü’l-Hisâb adlı eserini okudu.
Muhammed Dîb el-Kellâs Hoca’nın Talebelik Döneminde Bir Günü
el-Kellâs hoca Sabah namazıyla güne başlar, namaz sonrası vaktinin bir kısmını ibadetle geçirdikten sonra diğer kısmında İbn Âbidîn’in Hâşiye’sini okurdu. Akşam namazından sonra gece yarısına kadar ilim tahsil ederdi. Gündüzleri ise babasıyla birlikte kireççilik yapıyordu. Bir taraftan çalışırken bir taraftan da Elfiyyetü İbn Mâlik gibi, derslerinin hülasası olan metinleri ezberinden tekrar ediyordu.
Hocada doyumsuz bir ilim arzusu vardı. Çok geçmeden bu arzusu kendisini yeryüzünde yürüyen bir ilim dağı yaptı. O bir taraftan ilim tahsil ederken diğer taraftan babasına yardımcı olmaktan hiç geri durmadı. Babasının rızasını kazanmak için gündüzleri ona yardım ederken geceleri ise büyük bir iştiha ve heyecanla ilim tahsil ediyordu.
Muhammed Dîb el-Kellâs Hoca’nın Davetçi Kişiliği
Allah Teâlâ Dîb el-Kellâs hocanın davet sahasına da dalmasını murad etti ve hoca bu sahada yoğun çalışmalar yaptı. Şam camilerinin birçoğunda imam hatiplik yaptı. Bu camilerde vaaz ve irşad çalışmaları yaparken bir taraftan da etrafında halelenen ilim talebelerine hocalarından aldığı ilimleri öğretti.
Daha sonra hoca el-Allâme et-Tabîb Muhammed Ebu’l-Yüsr el-Âbidîn hocadan kıraat okuyarak ilmî hayatını taçlandırdı. O zamanın Suriye müftüsü olan Muhammed Ebu’l-Yüsr el-Âbidîn hoca, Dîb el-Kellâs hocanın ilmine, ittılasına, ilmî meselelerdeki tetkikine, tevazu ve zühdüne hayran kalarak kendisine “keşke seni daha erken tanısaydım” dedi
Ayrıca allâme Mahmûd Fâiz Deyr Atânî, Fevzî el-Münîr, Muhammed Selîm el-Halavânî’nin talebesi Ahmed Abdülmecîd ed-Dûmânî ve Ebu’l-Hasan el-Habbâz hocalardan Kur’ân-ı Kerim dersleri aldı.
Muhammed Dîb el-Kellâs Hoca’nın İcazet Aldığı Hocaları
Allâme Muhammed Sâlih el-Farfûr hoca kendisine Şer’î ilimler umûmî icazeti verdi
Ayrıca Suriye sâbık Müftüsü et-Tabîb Ebu’l-Yüsr el-Âbidîn hocadan da icazet aldı.
Abdurrezzâk el-Halebî hoca ve Muhammed Alevî el-Mâlikî hocalarla birbirlerine karşılıklı olarak icazet verdiler.
Hicaz seyahatlerinde büyük ulemâ ve muhaddislerle tanışıyor ve onlarla icazet tebadülünde bulunuyordu.
Muhammed Dîb el-Kellâs Hoca’nın İlme ve İrşada Verdiği Önem
Dîb el-Kellâs hoca, sıkı bir münazaracıydı. Şüphecilerin şüphelerini iptal, hevâ ve ilhad ehli ve bidatçilerin sapkınlıklarını tenkit ve redd hususunda temeyyüz etmiş bir âlimdi. Ayrıca Tevhid ve Kelam ilimlerinde tahkik ehli bir hocaydı. Feraiz, Fıkıh ve âlet ilimlerinde temeyyüz etmişti. En çok da fıkıh ve tevhid ilimlerini severdi. Batıl karşısındaki sarsılmaz duruşu ve Allah’ın hatırı hususunda kınayanın kınamasından çekinmemesi sebebiyle hocası Ebu’l-Yüsr el-Âbidîn hoca kendisini Hz. Ömer‘e benzetirdi.
İlim talebeleri karşısında olabildiğince mütevazı idi. Talebeleri hiçbir konuda geri çevirmezdi. Kendisinden ders okuma talebinde bulunan talebelere hayır diyemez; “Evladım buyurun bakın, programım burada. Eğer size uygun bir boşluk bulabilirseniz istediğiniz dersi okuyalım” derdi.
Dîb el-Kellas Hoca’yla ilgili burada anlatılanlara mâsadak olacak, M. Fatih Kaya Hoca’nın tatlı bir hatırası vardır. M. Fatih Kaya Hoca, Hocaefendiyle tanışıklığını şöyle anlatmıştı.
Herhalde Şam’a ilk gittiğim 1992 senesiydi. Benden önce Şam’da bulunmuş, Şam’ın hocalarını az çok tanıyan derviş meşrep bir arkadaşla Dîb el-Kellas Hoca’nın Muhacirîn semtindeki evine gittik. Maksadımız Hocaefendi’den ders okumaktı.
Hocaefendi yaşlılığına rağmen bizi büyük bir âlicenaplıkla, sıcak bir şekilde karşıladı, buyur etti. Bizim derviş meşrep arkadaşımız da, bizim Türk öğrenciler olduğumuzu, bu topraklarda garip olduğumuzu, Türkiye’deki ilmî seviyenin zayıf olduğunu anlattı, dolayısıyla Hocaefendi’nin bize ders vermesi gerektiğini söyledi.
Dîb el-Kellas Hoca bizi dinledikten sonra mahcup bir çehre ve yumuşak bir üslupla, artık yaşlı ve yorgun olduğunu, yeni bir ders vermenin kendisi için zor olacağını, bu sebeple arzu edersek devam eden derslerine katılabileceğimizi söyledi.
Ancak benim derviş meşrep arkadaş ısrar etti. Türkiye’de bizim ne durumda olduğumuzu bilmediklerini, bizim yokluklar ve zorluklar içerisinde buraya geldiğimizi, bu sebeple hocanın muhakkak bize ders vermesi gerektiğini tekrarladı.
Allah şahittir, bunun üzerine Hocaefendi tek kelime etmedi. Kalktı, hemen bize bir tepsi yemek getirdi. Yemekten sonra da elimize, hatırladığıma göre, ya “Şerhu’l-Akâid” yahut “Şerhu Cevhereti’t-tevhîd”den bir nüsha verdi ve böylece ilk dersi okuduk.
Ancak, Hocaefendinin bu hilmi, mahviyet derecesinde tevazuu, küçük torunları yaşındaki bu yabancı biraz da had bilmez -sadece biraz mı?!- talebelere karşı mahcubiyeti ve engin hoşgörüsü bizi o kadar utandırdı ki, ertesi gün derse gidecek kudreti kendimizde bulamadık.
En son 2003 senesinde Emin Saraç Hocamızla Şam’a gittiğimizde bir heyet halinde evinde ziyaret ettik Hocayı. Tabii daha da yaşlanmıştı. Amma yine o nuranî, tertemiz çehre. Emin Saraç Hocam hem kendisi, hem de huzurda bulunanlar için icazet talep etti. Böylece bu salih alimin icazet silsilesi içerisinde yer almak nasip oldu. Rabbim garîk-i rahmet eylesin.
Fetva verirken şaz görüşlere itibar etmez, tercih edilen mutemed görüşlere göre fetva verirdi. Soru soranın sıkıntısı izale olmadığı takdirde diğer mutemed mezheplerin görüşlerine müracaat ederdi.
el-Kellâs hoca Allah’ın rızasına ulaşmak için, soru soranlara evinin kapısını hep açık tutardı. Hayır ve ıslah için bir yere davet edildiğinde mutlaka icabet ederdi. Bir iyiliğe çağrıldığında onu en güzel şekilde yerine getirmek için koşuştururdu.
Talebeleri
el-Kellâs hocadan ders okuyan veya onun ders halkasına iştirak eden talebelerinin sayısı sayılamayacak kadar çoktur. Dünyanın dört bir yanından ilim tahsil etmek gayesiyle Suriye’ye gelen ilim talebelerinin büyük bir çoğunluğu el-Kellâs hocanın derslerine katılırdı. el-Fethu’l-İslâmî Enstitüsünden mezun olanların hemen hepsi el-Kellas hocanın rahle-i tedrisinden geçmiştir.
O birçok talebeye icazet verdi. Hocalarından aldığı makul ve menkul ilimleri sahasındaki icazetlerini talebelerine verirken onlara Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve İmam Ahmed b. Hanbel’den sabit olan dört mezhebe bağlı hareket etmelerini tavsiye ederdi. Mezhepsiz olmama konusunda onları sıkı sıkı tembihlerdi.
el-Kellâs hocadan bir kere ders okuyan ona aşık olur, evine giren onun engin tevazusuna tanık olur, sözünü dinleyen insafına şahit olur, yüzün bakan nurunu ve heybetini fark ederdi.
Üstlendiği Görevler
El-Kellâs hoca, Tahte’l-Kanâtır camiinde, Emevî camii yakınındaki el-Kıtat camiinde, el-İmâra mahallesindeki Hz. Rukayye (r.a) camiinde, Tinkiz camiinde ve el-Muhâcirîn mahallesindeki el-Hayr camiinde imam hatiplik görevlerinde bulunmuştur. El-Hayr camiindeki görevi sırasında fetva müderrisliği de yapmıştır. Son olarak bir taraftan Kâsiyûn dağındaki el-Hamd camiinin hatipliğini yaparken diğer taraftan el-Fethu’l-İslâmî Enstitüsünün tahassus bölümünde hocalık yapıyordu. Ayrıca Dâru’s-Sekâfe ve eş-Şark liselerinde ve el-Câbiye kapısındaki el-Emîniyye Medresesinde ders veriyordu.
Tasavvufî Yönü
Dîb el-Kellâs hoca, Muhammed Saîd el-Burhânî hocadan Şazelî tarikatı icazeti; Ahmed Sıddîk el-Vehhâc el-Pakistânî el-Mekkî hocadan Nakşibendiyye, Çiştiyye, Kadiriyye, Sühreverdiyye ve Kalenderiyye icazetleri aldı.
el-Kellâs Hocanın Bazı Güzel Huyları
Hoca çok cömertti. Sahip olduğu her şeyde cömertçe davranırdı.
İlim talebelerine karşı çok mütevazı idi
Zulüm ve zalime buğzeder; mazlumları kollar ve onlara yardım ederdi.
Borç verdiği kişilerden alacağını istemezdi (borçlunun borcunu getirmesini bekler; getirmezse istemezdi).
Başkasını kendisine tercih ederdi.
Hocalarına ve ilim ehline karşı çok edepliydi.
Nüktedan ve cana yakındı.
Sıla-ı rahmi çok sever ve yakınlarını gözetirdi.
Dersi ve ilim talebesini kendi rahatından ve ailesinden önde tutardı.
Şöhreti sevmez, tevazuyu severdi ve kibirli insanlardan nefret ederdi.
Doğruluk konusunda çok hassastı ve Allah’ın kullarının hepsinin doğru olmasını temenni ederdi.
Dünya malına ve makam-mevkiye iltifat etmezdi.
İyilik ehlini hep hayırla anar, onları teşvik eder ve onlara hayır duada bulunurdu.
İnsanların ihtiyaçlarını gidermeyi ve onlar için tavassut etmeyi severdi.
Arkadaşlarını sever ve onları kendisine takdim ederdi.
Hazır cevaptı.
Bir fakir gelip ondan bir şey istediğinde ya onu verir ya da şöyle derdi: “Malımın bir kısmını sana verebilirim. Bak, hoşuna giden bir şey olursa al”.
Açık sözlülüğü ve belâgatı sever, insanlara üstten bakanlara kızardı.
Devamlı hacc ve umre yapmayı, hacc döneminde bir ayı hicazda sürekli ibadet ve taatle geçirmeyi çok severdi.
Tarih okumayı ve tarihten çıkardığı ibret derslerini talebelerine aktarmayı severdi.
Hulefâ-i Râşidîn’i ve Ehl-i Beyt’i çok sever, Sahabe’yi hep hayırla anardı.
Kendilerinde istikamet ve salih amelden başka bir şey görmediği velileri, salih kimseleri ve Rabbânî kulları çok severdi.
Allah indinde muteber olan şeylere itibar eder, onun dışındaki hiçbir şeye değer vermezdi.
Kaynak:
Ömer Faruk Tokat