Yazar: AdministratorPosted in: İktibaslar ve Reddiyeler
Hikâyeyi bilirsiniz: Ayasofya Camii'nin önünde cemaat toplanmış, musallada beklemekte olan cenaze için cenaze namazı kıldıracak birisini beklemektedir. Ama ne gelen var, ne giden. Bir süre sonra köşeden Bekri Mustafa çıkar; kendi halinde oradan geçmektedir. Beklemekten sıkılmış olan cemaatten birkaç kişi hemen hazretin etrafını çevirir: "Aman erenler, ocağına düştük. Cenaze ortada kaldı. Himmet edip namazını kıldırıver." Bekri Mustafa "Yahu etmeyin, ben imam değilim" diyerek işin içinden sıyrılmak istese de cemaat namaz kıldıracak birisini bulmuşken bırakır mı? Zorla öne geçirmişler Bekri Mustafa'yı ve arkasında saf tutmuşlar. Namaz bittikten sonra Bekri Mustafa eğilip mevtanın kulağına bir şeyler fısıldamış. Cemaatin merakını celb etmiş tabii. Başına toplanıp, mevtanın kulağına ne söylediğini sormuşlar. "Öbür tarafa gittiğinde dünyanın ahvalini soranlar olursa, "Bekri Mustafa Ayasofya'ya imam olmuş" dersin; onlar gerisini anlarlar dedim" demiş. Osmanlı'nın henüz gücünden ve ihtişamından bir şey kaybetmediği bir dönemde[1] böyle bir olay yaşanmış mıdır bilemem, ama günümüzde Bekri Mustafa'yı aratacak durumlara fazlasıyla şahit olduğumuz kesin. Eğer bilgi doğruysa Ağustos-2009'da birinci baskısı yapılmış olan ve şu anda elimdeki baskının kapağında "12. Baskı" yazan[2] "İmamı Azam Ebu Hanîfe" kitabından ve yazarı Yaşar Nuri Öztürk'ten bahsediyorum. Onun yaptığı çarpıtmaların, manipülasyonların, ilmî hataların bir benzeri daha yapılmış mıdır; hakikate onun yaptığı tarzda bir saygısızlık örneği sergilenmiş midir, bilen varsa lütfetsin... Yetersiz Arapçası sebebiyle hemen her eserinde kocaman çamlar deviren birisi bu ülkede meal yazıyor ve insanları Kur'an'ın mesajına (!) çağırmak adına hakikati, tarihi, kaynakları keyfemâyeşâ tahrif ediyor!.. Bekri Mustafa'nın sözünü hatırlamamak elde değil.
Genel olarak hemen bütün kitaplarında görülen "kaynakları işine geldiği gibi konuşturma" cürmünü son kitabında da işleyen Öztürk, mesela son kitabının, İmam Ebû Hanîfe aleyhinde konuşanlara ayırdığı bölümünde İmam Mâlik'ten nakledilen sözleri olduğu gibi aktarıp, İmam Ebû Hanîfe ile defalarca görüşmüş olan o büyük imam gerçekten böyle şeyler söylemiş olabilir mi diye düşünmeden onun da, okuyucunun da vebalini yüklenmiştir.
Rivayet ilimlerine ve bilhassa sened ve rical tenkidine vakıf olmadan başta Hadis olmak üzere tarih ve biyografi kaynaklarından nakil yapmak son derece riskli bir iştir. İmam Mâlik'ten nakledilen o sözlerin senedine bakmadan, kimin nakli olduklarına dikkat etmeden çalakalem yapılan nakillerin insanı böyle traji-komik durumlara düşürmesi kaçınılmazdır. Bu hususla ilgili detaya giremeyeceğim, ama Öztürk'ün bu kitabındaki çeviri hatalarından birkaçını zikretmeden de geçmek olmaz:
- İbn Hibbân ve İbn Adiyy'den yapılan bir nakil: "Kûfe'nin her karışında ayrı ayrı şarap içmiş bir adamın günahı, Ebû Hanîfe'nin sözlerinden birini nakleden adamın günahından daha hafiftir.
Doğrusu: Kûfe'nin her karışında şarap satan bir adamın bulunması, orada Ebû Hanîfe'nin görüşüyle fetva veren bir adamın bulunmasından hayırlıdır.
- İbn Hibbân'dan bir alıntı: Kendisinden başkasının rivayet etmediği 130 hadis rivayet etti. (...) Hatası doğrularına galip gelince de, hadisleri delil olarak kullanmaktan tümüyle vazgeçme yoluna gitmiştir.
Doğrusu: 130 müsned hadis rivayet etmiştir. Bunlardan başka hiçbir rivayeti yoktur. (...) Hatası isabetinden fazla olduğundan, rivayetler konusunda terk edilmeyi hak etmiştir.
Gerek pek çok benzerleri arasından rast gele seçtiğim bu örnekler gerekse Yakut el-Hamevî'nin İbn Hibbân'ı "yalancılıkla şöhret bulmuş birisi" olmakla itham ettiği tarzındaki yalanlar, Öztürk'ün bu eserinin henüz hak ettiği şöhrete ulaşamadığını gösteriyor. Cenab-i Hak'tan selamet diliyoruz...
Ebubekir Sifil
[1] 1- Sultan IV. Murat'ın adının da geçtiği nükteli anekdotları düşünüldüğünde XVII. yüzyılda yaşadığını söylemek yanlış olmasa gerektir. [2] Demek ki ayda 4 baskısı yapılmış!