ABD-İNGİLTERE-İRAN-İSRAİL İŞBİRLİĞİ TEHDİDİ - I
İRAN ANALİZ ÖZEL /
Amerika-İngiltere-İran-İsrail (UI) İşbirliği Tehlikesi: Şiiliğe Dönüşüm ve İran’ın Mali Desteği başlıklı Vefa el Nasime adlı Iraklı yazarın oldukça enteresan, çoğu gizlenmiş veya gizlenmek istenen Irak özelinde Ortadoğuda yaşanan gelişmelerle ilgili makalesini değerli okuyucularımızla bir dizi şeklinde paylaşacağız.
Palestine Chronicle adlı sitede Ali Cevad’ın makalesine bir cevap olarak bu yazıyı kaleme aldığını söyleyen yazar makalesinin Joel Beignin, Nissim Rejwan, Peter Sluglett, Robert Fisk, Juan Cole, Patrick Cockburn ve kendisini İslam, Arap İlişkileri ve Irakla ilgili konularda yazan uzmanlar, profesörler veya yazarlar olarak düşünüp böyle zannedenlere iletilmesini istiyor. Yine yazar makalesinin İran yanlısı Araplara gönderilmesini isterken maksadının 1920′lerden bu yana Arap dünyasında İran’ın galiz rolünün gerçek yüzünün anlaşılması olduğunu, herhangi bir İran karşıtı kampanya başlatmak istemediğini vurguluyor…
İran Analiz sitesi olarak bizler de tekrar bu makale vesilesiyle vurgulamak isteriz ki asıl hedefimiz kesinlikle İran’ı veya Şiileri hedef göstermek değildir; bilakis bölgede yaşanan ve gitgide çapını büyüterek genişleyen bir tehlikenin altyapısına, boyutlarına ve mahiyetine dair ilmi veriler ışığında bilgileri paylaşmak, kamuoyunu bilgilendirmek ve oldukça güçlü bir İrancı/Şii lobi-propaganda cephesinin gerçek politikasını gözler önüne sermektedir. Şimdi değerli okurlarımızı makalenin birinci bölümü ile başbaşa bırakıyoruz.
Wafaa al Natheema’nın zennobia.blogspot.com adlı kendi sitesinde yayımladığı Amerika-İngiltere-İran-İsrail (Bu dörtlü işbirliğinin kısaltması olarak yazar UI terimini kullanıyor, bizler de yazıda UI olarak kullanacağız) İşbirliği Tehlikesi: Şiiliğe Dönüşüm ve İran’ın Mali Desteği başlıklı makalenin birinci bölümü…
“Araplar kendi iyilikleri ve geleceklerini etkileyen meselelerde eğer dağılmış ve ikircikli bir şekilde olmaya devam ederlerse bu kendileri için aşırı derecede bir tehlike içermektedir. Bu meselelerden bir tanesi de onların İran üzerindeki ihtilaflarıdır.
Bu güçlü işbirliğine karşı durmak ve başarılı bir meydan okumak için de Arapların direnişi müşterek gayretle olmalıdır. Arap direnişinin bir tanesinin veya Irak, Lübnan veya Filistin olsun buradaki muhtelif direniş hareketleri arasında karşılaştırma yaparak kamuoyu ve medya düzeyinde odaklanılmasına son verilmelidir.
“Yeni Ortadoğuda” Mezhepçilik Miti” başlık Ali Cevad’ın makalesi buna güzel bir örnek. Yazıda birçok güzel noktaya temas ediliyor; ancak onun anlatımı İran hakkında gerçeklerin sadece bir kısmına değiniyor. Cevad’ın “Bugün, Ortadoğudaki siyasi gerilim minimal olarak yerel hizipler-arası faktörler ile sürdürülmektedir. Emperyalistler ve onların bölgesel uşakları eliyle sistematik ve organize bir şekilde devam eden ve bütün kuvvetiyle devam eden bir mezhep savaşı mitini genişletmek için teşebbüs ediyor. Bu da kesin olarak Ortadoğu halkları arasında hakiki çatlakların bulunmadığı gerçeğini örtmek için yapılıyor.”görüşü ile tamamen hemfikirim. Ancak onun İran’ın bölgedeki rolü, Arapları bölmesi ve Şiileştirme kampanyası ile ilgili görüşlerini pek de isabetli bulmuyorum. Cevad’ın makalesinde ifade ettiği gibi bunlar “iddia edilen” şeyler değil. Müslümanların özellikle Araplar’ın Şiiliğe döndürülmesi yönünde İran’ın paraları onun dini liderlerinin faaliyetleri gerçek olup bu Arap aleminde yükseliştedir.
Ali Cevad’ın şu paragrafını okuduğumda Arapların duygusallığı ve saflığı hatırıma geldi: “Arap sokaklarında çoğunlukla İran’ı takdir, kendini yok eden kutuplaşma fırladı. Arap televizyon kanallarında, siyasi talk showlara yapılan yorumlarda İran ile dayanışma sesleri kapladı ve Arap liderlerinin “satılmışlığı” tamamen aşağılandı. Seyyid Hüseyin Nasrallah, Beşşar el Esed ve İsmail Heniyye kalan Arap onurunun sembolleri olarak görüldü ve onların tartışmasız popülerlikleri, her şeyin üzerinde başlarda ve omuzlarda yer aldı, ki bu her kamuoyu anketinde kanıtlandı.” Bu görüş kesinlikle Iraklı Arapların çoğunun görüşü değildir; dahası İran’ın Irak’ta işlediği vahşeti ilk tadan Türkmenlerin ve diğer azınlıkların da görüşleri bu değildir. Nasrallah ile Esed gibi liderleri Arapların mevcut şereflerini sembolü olarak düşünmek son derece gülünçtür. Zira ikisi bu yılki katliamda Gazzelileri kurtarabilecek ve İsrail’i vurabilecek durumda iken bunu yapmamışlar, bunun yerine kalkıp sloganlar atmışlar ve nutuk vermişlerdir. Bu onların tam tersini kanıtlayan daha önceki ve birçok olaydan başkasıdır.
Ne yazıkki Fas ile Suud Kralları ve Mısır başkanları temiz bir devlete sahip değildirler, dahası hiç şüphe yok ki utanç verici siyaset ve eylemler yürütmektedirler. Bu nedenle bunlar ne zaman bir açıklama yapsalar veya endişelerini dile getirseler nerdeyse tamamen bunların yaptıkları iddia, propaganda veya geçersiz şeyler olarak düşünülmektedir.
Aynı tartışma Saddam Hüseyin hakkında da yapılmaktadır. Onun söylediği hiçbir şey veya eylemi düşmanları, Arap muadilleri, meslektaşları, Iraklılar veya medya tarafından yeterince uygun veya doğru değildi. Saddam’ın İran, İran liderlerinin yayılmacı politikaları ve Araplara karşı olan nefreti ile ilgili endişeleri onun veya Iraklıların imajı veya başkasının tartışmak istediği savaşları sevmesi yüzünden değildi. Araplara ve Arap coğrafyasına yönelik İran tehdidi bir gerçekti ve hakikatte İran-Irak savaşından bu yana katmerlenerek arttı. Bu açıklama İran-Irak savaşını meşru gören veya onu savunan bir yorum olarak görülmemelidir.
İran’ın Arap topraklarındaki yayılmacı emelleri Siyonistlerinki ile karşılaştırılmalıdır. Eğer Ali Cevad 1920’lerden beri İranlıların Arap topraklarını nasıl müsadere ettiğini, onların İran’daki Ahvaz Araplarına, Irak’taki Iraklı ve Filistinli Araplara nasıl muamele ettiğini yakından takip etseydi, the Palestinian Chronicle sitesinde yayımlamadan önce bu makalesini kaleme almazdı.
İran tarafından ihtiyaç sahibi Arap ailelerine Şii mezhebini seçmeleri karşısında kendilerine maddi yardım sağlanması gerçekte Arapları ve nihai kertede Müslümanları bölmeye matuftur. Bu yaşanan (benim şahsen tanık olduğum) Suriye’de, Ürdün’de, Lübnan’da, aynı zamanda bazı Körfez ülkelerinde, Mısır’da, Libya’da, Sudan’da ve Fas’ta yaşanmaktadır. 1981’lerin başında İran kökenli Iraklı bir aile tarafından geniş bir şebeke vasıtasıyla İngiltere ve Amerika’da Şiiliğe döndürme teşebbüslerine şahit oldum. Bu nedenle makalenin yazarı hatalı ifadeler serdetmeden ve “iddia edilen” kelimesini kullanmazdan evvel meseleyi etraflıca araştırmalıdır.
Devam edecek…




Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

