Müslümanın müslümana karşı tutumu nasıl olmalı?
Müslümanları kerih görmek, bozuşmak ve sırt dönmek kesinlikle haram kılınmıştır. Müslümana hakaret eden fasık, helal görerek onunla savaşan kimse ise kâfir olur.
Halid bin Velid -radıyallâhu anh- hakkında gelen meşhur rivayet, böyle bir şeyi kesin olarak yasaklamaktadır. Halid bin Velid, Beni Cüzeyme kabilesine bir seriyye yollayarak onları İslam’a davet etmek istemişti. Yanlarına geldiğinde onlardan Müslüman olmalarını istemiş, onlar: “Biz zaten Müslüman bir topluluğuz” demişlerdi. Halid bin Velid -radıyallâhu anh- bunun üzerine onlara “Silahlarınız bırakın ve bineklerinizden inin” demiş fakat onlar: “Allah’a yemin olsun ki silahları bırakın diyorsan bu savaş demektir. Zira biz sana ve senin yanındakilere güvenmiyoruz” demişlerdi. Bunun üzerine Halid -radıyallâhu anh-’ın “Siz teslim olana kadar size eman yoktur” demiş, bir kısım teslim olmuş ama bir kısmı olmamıştı.
Başka bir rivayette ise şöyle gelmiştir; Halid bin Velid -radıyallâhu anh- kavmin yanına ulaştığında onlara sizin durumunuz nedir? -yani Müslüman mısınız yoksa değil mi?- diye sordurduğunda, onlar: “Bizler Müslümanız namaz kılar Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’e zekat’ı veririz. Memleketimizde mescidler inşa ettik ve orada ezan okuruz” demişlerdi.
Bir rivayette ise şu lafızlarla nakledilmektedir: “Onlar “Biz Müslüman olduk” demek yerine “Biz din değiştirdik, din değiştirdik” demişlerdi. Bunun üzerine Halid bin Velid -radıyallâhu anh- “silah durumunuz nedir?” diye sormuş. Onlar da: “Araplardan bir kavim ile aramızda bir düşmanlık var. Biz sizi onlar sanarak silahlandık” demişlerdi. Sonra Halid bin Velid -radıyallâhu anh- “Silahları bırakın” diye emir vermiş ve onlar da silahlarını bırakmışlardı. Daha sonra onların esir alınması istenmiş ve bağlanarak ashab arasında taksim edilmişti. Seher vakti geldiğinde Halid bin Velid -radıyallâhu anh-’ın emriyle bir görevli “elinde esiri olan onu öldürsün” diye ilan edince Benü Süleym kavmi, elindeki esirleri öldürmüş, Ensar ve Muhacir ise -radıyallâhu anhum- bunu yapmamış ve esirlerini Medine’ye göndermeyi uygun gömüşlerdi. Bu haber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ulaştığında
اللهم إني أبرأ إليك مما صنع خالد
“Allahım! Halid’in yaptığından beriyim ve sana sığınırım” diyerek bunu iki kere tekrarlamıştır.
Bu meselenin izahında şöyle denmektedir: Halid bin Velid -radıyallâhu anh- onların söyledikleri ‘biz dinden döndük’ sözlerini kibirden ve İslam’ı reddetmek için söylediklerini düşünmüştü. Fakat Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hz. Halid’in aceleciliğini ve esirlerin ‘biz dinden döndük’ sözlerinin maksadını tam olarak anlamadan yaptıklarını reddetmiştir.
Halid bin Velid -radıyallâhu anh- da bu yaptıklarından mazurdur. Zira Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- onun hakkında:
نعم عبد الله أخو العشيرة خالد بن الوليد سيف من سيوف الله سله الله على الكافرين والمنافقين
“Halid, Allah’ın güzel bir kul ve güzel bir dosttur. Allah’ın kâfirler ve münafıklar üzerine çektiği bir kılıcıdır” buyurmaktadır.
Usame bin Zeyd’in –o, çok sevdiği Zeyd’in çok sevdiği oğludur- Buhârî’nin Ebû Zabyan’dan rivayet ettiği kıssası da aynı bunun gibidir.
Ebû Zabyan şöyle demiştir: Ben Usame bin Zeyd’ten işittim; o şöyle demişti: “Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- bizi ‘Hurka’ bölgesine göndermişti. Sabah vakti saldırarak onları hezimete uğrattık. Ensar’dan bir zatla beraberken onlardan bir adamla karşılaştık. Etrafını çevirdiğimizde adam ‘la ilahe illallah’ demiş, arkadaşım ona bir şey yapmaktan geri durmasına rağmen ben onu mızrağımla öldürmüştüm. Geri döndüğümüzde bu haber Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ulaşmış bana:
يا أسامة أقتلته بعدما قال لا إله إلا الله
“Ey Usame! Sen onu ‘la ilahe illallah’ dedikten sonra mı öldürdün” diye sormuştu. Ben de “kendini korunmak için böyle yaptım” diye cevap vermiş ama o -sallallahu aleyhi ve sellem- tekrar tekrar bana aynı soruyu sormaya devam etmişti. Ben keşke o günden önce Müslüman olmasaydım diye temenni ettiğimi hatırlıyorum.
Başka bir rivayette ise Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ona:
ألا شققت على قلبه فتعلم أصادق أم كاذب
“Kalbini yardın da onun doğru ya da yalan söylediğini mi öğrendin?” diye sorduğu, Usame -radıyallâhu anh-’ın da: “Ben la ila illallah diyen biriyle savaş etmem” diye karşılık verdiği anlatılmaktadır.
Hz. Ali -radıyallâhu anh- kendine muhalefet eden fırkalar hakkında ‘onlar kâfir midirler?’ diye soru ile karşılaştığında; “Hayır, onlar küfürden uzaktırlar” demiştir. Bunun üzerine: “Peki onlar münafık mı?” diye tekrar sorulmuş. O da: “Hayır onlar münafıkta değillerdir. Münafıklar Allah’ı az anarlar onlar ise Allah’ı çokça anmaktadırlar” demiştir. “Öyleyse onların durumu nedir?” diye tekrar sorduklarında Hz. Ali: “Onlara fitne isabet etmiş onlar da kör ve sağır olmuşlardır” diye cevap vermiştir.
Mefahim - Seyyid Alevi El Maliki.
| Sadece Allah’ın güç yetirebileceği bir şey başkasından istenir mi?< Önceki | Sonraki >Hoşgörü mü, Müsâmaha mı? |
|---|
Mister Wong
Digg
Del.icio.us
Slashdot
Furl
Yahoo
Technorati
Newsvine
Googlize this
Blinklist
Facebook
Wikio