Molla Gürani Hazretlerinin Keşşaf Sahibi Tenkidi
Bilindiği gibi Keşşaf, sünnî müfessirlerce kelâmı konular dışında en çok itibar edilen bellibaşlı tefsirler arasındadır. Çeşitli tefsîr vecihlerindeki sözleri pek çoğuna, bu arada müfessirimize de yardımcı olmuş, fikirleri çoğunlukla tasvip görmüştür. İslâm akidesine uymayan bir tek yönü, istisnasız bütün sünnî müfessirlerce ihtiyatla karşılanmış, ileri sürdüğü mûtezilî görüşler itiraza uğrayarak, yerine göre şiddetli sayılabilecek tenkitlere maruz kalmıştır.
Kelâm ilminde usûl-i hamse diye bilinen[1] mutezilenin en mühim görüşlerini toplayan bu esaslar, menşeini Kur'ândan aldığından tefsîrini yapan müfessirlerce veya sadece kelâmı nıeselelerdeki yönünü tenkit eden müelliflerce tetkik edilmiş, gereken cevaplar verilmiştir.
Biz burada Gûrânî'nin, usûl-i hamse'ye karşı olan görüşlerini ayrı ayrı ele alıp incelemeden, bunlardan bir kaçı hakkındaki sözlerini nakledip önce Keşşafa, savunduğu fikirler yönünden de mensubu olduğu mutezileye yaptığı tenkitleri, gözden geçireceğiz.
Bunlarda dikkati çeken Önemli bir husus, tenkitlerini açık ifadelerle yapmaması, ehl-i sünneti savunduğunu gene açık ifadelerle belirtmemesidir. Vereceğimiz İlk misalde olduğu gibi, çok nâdir ehl-i sünnet sözleri geçerse de, bunun bir önemi olduğu söylenemez.
Keşşafa, dolayısiyle mutezileye yaptığı tenkitlerden bazılarını tefsîrindeki metniyle gözden geçirelim.
Gûrânî,.A'raf sûresi 169. âyetinde Zemahşerî'yi, verdiği tefsîr şeklinden dolayı tenkit eder, mağfiret konusundaki sözlerini reddederek ehl-i sünneti bilmemezlikle suçlar1.
Tefsirinde, Zemahşerî şu ifadeleri kullanır.[2]
Gene A'raf sûresinin 143. âyetinde, Hz. Musa'nın Allah'ı görmek istediği halde göremediği, zâtı tecelli edince şiddetinden düşüp bayıldığı anlatılır.
Burada ru'yetullah meselesi müfessîrleri meşgul eder, uzun uzadıya bilgiler ve rilir. Gûrânî, ru'yetullâh'm mümkün olduğunu savunarak sözü, Zamahşerî'nin 'ddiasma getirir, onu, zaruret olmadan hakikati değiştirmekle suçlar. [3]
Aynı zamanda "lâ tudrikuhu'l-ebsâr" âyeti-ru'yetin nefyine delil olamaz Çün, idrâk, ıhâta manasındadır, şeklinde' cevap verir.
Meseleyi genişletmek, sakındığı için sözün bitiminde; bu mesele genişliği ile ılm-i kelâmda mevcutt diyerek kelâmî münakaşalara girmek istemediğini ortaya koyar.
Yukardaki misalin sonunda delil getirdiğini En'am süresinin 103. âyetinde mutezileye karşı -ismen beürtmese bile- ehl-i sünnet görüşünü savunur, ru'yetullâha karşı çıkan mutezilenin aksine, bunun imkân dahilinde olduğunu kabul eden fikri benimser.[4]
Gûrânî'nin bu konudaki sözleri, Beydâvîve Hâzin'inkiler kadar açık değildir, [5]bunu görmek üzere Beydâvî metnini nakledelim.
Allahîn adaleti meselesinde mutezile, hüsn ve kubh iddiasını ortaya attıkları halde, ehl-i sünnet buna karşıdır. Gûrânî, A'râf sûresinin 28. âyetini tefsir ederken mutezilenin aksine, Allahtan kabih fiiller sâdır olamayacağını, bilakis kullan için iyi amelleri seçtiğini söyleyen ehl-i sünnet görüşünü kabul eder, [6]böylece Zemahşerî'nin şu sözüne cevap vermiş olur.[7]
5- Gûrânî, Nisa sûresinin 48. âyetini tefsir ederken ehl-i sünnete göre şirkin mağfireti olmadığı, bunun dışında kalan kebâirin, Allahın dilemesiyle affedileceği görüşünü kaydeder, bunun delillerini saymağa lüzum görmeden âyet ve hadislerde mevcut olduğunu belirtir. [8]
Yalnız, sözünün sonunda Zemahşerî'ye "men" zamiri ile cevap vererek, âyetin ifade ettiği mânâdan uzaklaştığını belirtir. Zemahşerî'nin, âyetin tefsîrindeki ilgili cümlesi şudur: [9]
Ğâyetu'l-Emânî metni de şöyledir.[10]
[1] CicyeİLi'I-Emânî, Avrk. ]O3bBvrk.2O3 298
[2] Keşşaf, 11,128.
[3] Ğâyetıı']-Emâııî, Avrk. 101bBvrk. 198b.
[4] Ğâyelu'l-Emânî, Avrk. 87b Bvrk. 171b"172a.
[5] Envârırt-Tenzîl, 1,395; Lubâbu'ı-Tc'vîl, 11,48.
[6] ĞâyeiuM-EmSnî, A vrk. 94b vrk. 184b.
[7] Keşşaf, 11,75.
[8] Ğâyetu'l-Emânî, A vrk. 60b vrk. 121b.
[9] Keşşaf, I, 532.
[10] Doç. Dr. Sakıp Yılmaz, Fatih’in Hocası Molla Gürâni Ve Tefsiri, Sahaflar Yayınları: 298-301.



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

