Küfür ile imanı ayırabilmek için Allah ile kulları arasında farkları bilmeliyiz
Yaratıcı ile yaratılanlar arasındaki farklar, küfür ile iman arasındaki kesin sınırı belirlemektedir. Biz, kendine mahsus bir takım hususiyetleri olan bu iki mevkiyi birbirine karıştırmanın küfre -Bundan Allah’a sığınırız- sebep olacağına inanıyoruz.
Bu vesileyle, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’i diğer insanlardan ayıran ve üstün kılan bir takım özelliklerine temas edeceğiz. Zira nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu özelliklerinin bilinmiyor olması, düşünce yoksunu art niyetli bir takım insanların, Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabını bile küfürle itham etme cüretinde bulunmalarına sebep olmuştur. Onlar, ashabı kiramın, Allah ile kullarının mevkilerini birbirine karıştırarak, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’i ulûhiyet mertebesine çıkardıklarını iddia etmektedirler. Böyle bir düşünceden Allah’a sığınırız.
Bizler, Allah’ın fazlu keremiyle Allah -celle celâluhu- ve Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- hakkında neye inanacağımızı, sadece Allah’a ve Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e mahsus olan özelliklerin ne olduğunu bilmekteyiz. Nebi -sallallahu aleyhi ve selem-‘e Allah’a mahsus olan ihsan ve men’ etme, menfaat ve zarar verme gibi fiilleri nispet etmeyeceğimizi, onu ulûhiyet ve rububiyet mertebesine çıkarmamamız gerektiğini gayet iyi biliyoruz. Ona, her şeyi kuşatan tam bir hükümranlık, bütün kemal ve celal sıfatları ile muttasıf olma gibi bir özellik nispet etmiyor ve onun ibadete layık olması gibi sapkın bir iddiayı da dillendirmiyoruz.
Tüm bunlara rağmen, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e olan muhabbet ve sevginin, ona itaat ve bağlılık duygularının taşması dinen istenilen ve hoş görünen bir şeydir. Nitekim hadisi şerifte buyrulmuştur:
لا تطروني كما أطرت النصارى ابن مريم
“Beni Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övdüğü gibi övmeyiniz.”
Bu hadisten anlaşılan odur ki; İsa -aleyhisselâm-’a yapılan övgü ve medihler tarzında olmamak şartıyla Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e övgüde bulunmak hoş karşılanmıştır. Bu hadis bu şekilde anlaşılmalıdır. Zira Allah resulünün muradı bu olmasaydı, medhetmenin tamamen yasaklanması gerekirdi.
En cahil Müslüman bile bilir ki Allah -celle celâluhu- Kur’an-ı Kerim’de en mükemmel bir tarzda Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem-’i övmüş ve yüceltmiştir. Doğaldır ki bize vacip olan da onu yüceltmektir. Tabii ki onu överken rububiyet sıfatlarından herhangi biriyle onu vasıflamaktan uzak durmalıyız.
Allah şu şiiri söyleyene rahmet etsin, ne güzel söylemiş:
Hıristiyanların peygamberine söylediğini terkeyle
Sonra korkma! Onu dilediğin gibi medheyle
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’i rububiyet sıfatlarının dışında bir şeyle medhetmek asla küfür ya da şirk olarak nitelenemez. Bilakis bu en büyük amellerden biridir. Allah’ın tazim ettiği ve yücelttiği; peygamberler, melekler, sıddıklar, şehidler ve salih kullardan herhangi birisine övgü ve tazimde bulunmak, insanı büyük ecirlere nail eder. Allah -celle celâluhu- buyurur:
ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقْوَى الْقُلُوبِ
“Kim ki Allah’ın şiarlarına tazim ederse bu kalblerin takvasından dolayıdır.” (Hac 32)
ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِندَ رَبِّهِ
“Her kim ki Allah’ın ihtiram ettiklerine tazim ederse bu rabbinin katında onlar için en hayırlısıdır.”
Kâbeyi Muazzama, Hacerü’l-Esved, Makamı İbrahim hep Allah -celle celâluhu-’nun tazim ettikleri şeylerdendir. Onlar birer taş parçasıdır. Fakat Allah -celle celâluhu- Kâbe’yi tavaf etmemizi, Rükni Yemâni’yi ellerimizle sıvazlamamızı, Hacerü’l-Esved’i öpmemizi, Makamı İbrahim arkasında namaz kılmamızı, Müstecar’da, Kâbe’nin kapısında, Mültezem’de durarak dualar etmemizi emretmiştir.
Biz de bunları yaparken Allah’tan başkasına ibadet etmiyor, başkasından menfaat ya da zarar gelebileceğini iddia etmiyoruz. Bu güç sadece Allah -celle celâluhu-’nun elindedir.



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

