Şefaat Hakdır
Şefaat kelime olarak; birinden, başkası adına bir ricada bulunma, kusurlarının bağışlanmasını dileme, bir suçlu veya ihtiyaç sahibinin af ve iyiliğe kavuşması için diğeri tarafından vasıtalık etme, yardım isteme manalarına gelmektedir
İslamî ilimler ıstılahında ise şefaat, buna ehil olan bir zatın, Allah-u Zülcelal’den, günahkar bir mü’minin affını niyaz etmesi demektir
Şefaatın hak olduğu ayet ve hadislerle sabittir. Bazı sapık fırkalar şefaatı inkar cihetine gitmişlerdir. Halbuki Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez." (Taha; 109)
Başka bir ayet-i kerimede ise şöyle buyrulmuştur:
"Onlar Allah'ın razı olduklarından başkasına şefaat etmezler." (Enbiya; 28)
Enes radıyallahu anh'dan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Her Peygamber'in ümmetine yapacağı duaları vardır. Ben, duamı ümmetime şefaat etmek için ahirete bıraktım." (Buhari, Müslim)
Ahiret gününde bütün peygamberlerin Allah’ın izniyle şefaat etmeleri haktır ve gerçektir. Şefaat demek, günahı olan mü’minlerin günahlarının affedilmesi, günahı olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerle Allah yanında dereceleri yüksek olanların Allah’a yalvarmaları, dua etmeleri, bağışlanmalarını istemeleri demektir.
O gün peygamberler ve Allah’ın sevdiği has kulları Allah’ın izniyle, Allah’ın şefaat olunmasına rıza gösterdiği kimseler için şefaat, ederler. Buna göre şefaat günahkar mü’minler için olacaktır. Allahın izni olmadan bir kimsenin şefaat etmesi veya Allah'ın razı olmadığı birine şefaatta bulunulması söz konusu değildir. Zira bu konuda şöyle buyurulmuştur:
"O'nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz." (Yunus; 3)
"İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimmiş?" (Bakara; 253)
Ümmü Habibe radıyallahu anha'dan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Benden sonra ümmetimin karşılaşacağı felaketler ve birbirlerinin kanlarını dökecekleri bana (mana aleminde) gösterildi. Bu hal beni üzdü. Daha önce geçen ümmetlerde olduğu gibi, ümmetimin başına gelecekler de Allah'ın takdiridir. Allah'tan kıyamet gününde ümmetime şefaat etmemi istedim. O da kabul etti." (Beyhaki)
Ebu Akil oğlu Abdurrahman radıyallahu anh şöyle anlatmıştır:
"Bir heyetle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gitmek üzere çıktım. Kapısına varınca develerimizi çökerttik.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına girerken dünyada en sevmediğimiz kimse o idi. Fakat yanından çıkarken (İslamla şereflendikten sonra) yanına gelenlerin içinde onu en çok seven biz olmuştuk. Bir ara bizden biri:
"Ya Resulallah! Rabbinden Süleyman Peygamberin saltanatı gibi bir saltanat istemedin mi?" deyince güldü, daha sonra:
"Umarım ki Peygamberinize verilen Allah katında Süleyman Peygamberin saltanatından daha üstündür. Allah gönderdiği her Peygamberin duasını kabul etti.
Onlardan bir kısmı dünyada dua etti, istediği verildi. Bazıları iman etmeyen âsi kavmine beddua etti, helak oldular, Allah benim de dileğimi kabul etti, ben ahirete bıraktım, Kıyamet günü Rabbim katında ümmetime şefaat edeceğim" (Taberani, Bezzar)
Enes radıyallahu anh'tan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet gününde sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. O sırada İsa aleyhisselam gelerek:
"Ya Muhammed! İşte bütün Peygamberler sana ricaya geldiler. Allah'ın ümmetleri -amellerine göre- ayırıp dilediği yere göndermesini, onların mahşerin öldürücü sıkıntısından kurtarmasını isti-yorlar." der.
O gün insanlar gırtlaklarına kadar tere gömülürler. Mü'minlere serin bir hava olurken kafirleri tamamen öldürücü sıkıntılar kaplar.
İsa'ya:
"Ya İsa! Ben gelinceye kadar bekle!" der giderim. Arş-ı Alâ'nın altına varınca hiç bir meleğin ve hiçbir Peygamberin görmediği şeylerle karşılaşırım. O sırada Allah Cibril'e vahy ederek (emir vererek):
"Git Muhammed'e: Başını secdeden kaldır. Dilediğini iste. İstediklerine şefaat et. Şefaatın kabul olunacaktır." de buyurur.
O zaman ümmetime şefaat ederim. Önce -şefaate hak kazananlardan- her doksan dokuz kişiden bir kişiyi kurtarırım. Rabbime yalvarmaya devam ederim. Hatta Rabbim bana:
"Ümmetinden birgün dahi gönülden "Lâ ilâhe illallah" deyip o imanla ölenleri dahi şefaatinle cennete koy!" deyinceye kadar yerimden kalkmam.” (Ahmed bin Hanbel)
Ali bin Ebi Talib radıyallahu anh'dan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Ümmetimden o kadar çok kimselere şefaat ederim ki, Rabbim bana: "Razı oldun mu? Ya Muhammed!" diye seslenir. Ben de: "Evet Rabbim, razı oldum" derim." (Bezzar, Taberani)
Enes radıyallahu anh'tan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir." (Ebu Davud, Bezzar, Taberani, İbn Hıbban, Beyhaki)
Beş kısım şefaat vardır:
Birincisi, insanları haşir meydanından kurtarmak içindir. Bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e hastır.
İkincisi, insanların hesapsız olarak cennete girmesi içindir. Bu da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e hastır.
Üçüncüsü, ateş kendilerine vacip olmuş kişilere Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve Allah-u Zülcelal'in istediği evliyalar şefaat yaparak onları ateşten kurtaracaktır.
Dördüncüsü, cennet ehline derecelerinin daha yükselmesi için şefaat vardır.
Beşincisi, günahkarlardan ateşe girmiş olanlar için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, diğer Peygamberler, melaikeler ve onların mü'min kardeşleri onlara şefaat edip, cehennem ateşinden çıkaracaklardır.
Sonra Allah-u Zülcelal tek bir kelime-i tevhid söyleyen kulları şefaatsiz olarak cehennemden çıkaracak yalnız kafirler cehennemde kalacaktır. Bu yazdığımız ayet ve hadisler şefaatın hak olduğuna dair apaçık delillerdir.
Ehl-i Sünnet uleması şefaatın hak olduğunda ittifak eder. Bu mevzu üzerine Nevevî, Kâdı İyaz'dan şu açıklamayı kaydeder:
"Ehl-i Sünnet'e göre şefaat aklen caizdir. Nakli deliller açısından da vacibtir, çünkü:
"O gün Rahmân'ın izin verip sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez." (Tâhâ; 109) ayeti ile:
"Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler..." (Enbiya; 28) ayeti ve emsali ayetler açık bir surette şefaatten bahsetmektedir. Ayrıca Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de pek çok hadiste şefaatten bahsetmiş, haber vermiştir. Ahirette günahkar müslümanlar hakkında şefaatin sıhhati hususunda gelen rivayetlerin toplamı tevatür derecesine ulaşır. Selef-i salihin ve ondan sonra gelen ehl-i sünnet uleması bu hususta icma etmiştir. Ancak Mutezile'den bazıları ile Hâricîler şefaati inkar etmiştir. Onlar günahkarların cehennemde ebedî kalacakları görüşündedirler. Bu hükme giderken:
"Onlara şefaat edicilerin şefaati fayda vermez." (Müddessir; 48)
"Artık zalimler için ne bir candan dost vardır, ne de sözü dinlenir bir şefaatçi…" (Mü'min; 18) gibi ayetlerle ihticac etmişlerdir. Halbuki bu ayetler kâfirler hakkındadır.
Kaynak: Seyda Muhammed Konyevi ks., Reyhani Yayınları, İtikad Risalesi
www.ehlisunnet.gen.tr



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

