Cemaleddin Efgânî hakîkaten Bay Hayreddin Karaman'ın dediği gibi bir İslâm âlimimidir?
"Kadın erkek eşitliği, örtünme emri ve bunun çiğnenmesi, kadın hakları vs. gibi meselelere gelince, bu konuda çok şey dinledim, birtakım makaleler ve risaleler okudum. Fakat size açıkça ifade edeyim ki, hiçbirinde açık bir görüşe, eşitlik talebinin veya örtünme emrinin çiğnenmesindeki amacın ya da bunun doğuracağı veyahut gerisinde yatan faydanın beyanına rastlamadım. Bana göre fuhşa vesile edinilmedikten sonra açılmakta bir sakınca yoktur."
"(...) Örtünün kaldırılması meselesine gelince, bunun gerekliliğini dile getiren, bu konuda söz söyleyen ya da yazan hiç kimsenin onun en ufak bir yararından veya bizatihi örtünmeden kaynaklanan ya da onun gerisinde yatan bir faydadan bahsettiğini görmedim. Kadınlar sadece açılmakla yetinseler, daha evvel de dediğimiz gibi bunu fuhşa vesile edinmeseler, meselede tartışmayı gerektirecek bir şey kalmazdı."
"(...) Kötülüğe vesile yapılmadıktan sonra açıklıkta bir beis yoktur."[15]
Bu bir amelî mes’ele…
Bu sözler, “Efğânî’nin Muhâlifleri"nin değil, âşıklarınca neşredilen ve tercüme edilen hâtıralarından alınma kendinin sözleri… Ama zarûreten bilinecek tartışma kabûl etmeyecek bir mes’ele…
Öte yanda “dinlerin birleştirilmesi” tezinin Ekber Şâh’dan sonraki temsilcilerinden Mısır’daki ilk fikir babasının Efğânî, tatbîkçisinin ve müteşebbis kahramanının Abduh, tebliğci ve takviyecisinin de Reşîd Rızâ olduğunu iddiâ edildiği gibi muhâliflerinden değil de sevdâlılarından olan Mahmûd Ebû Reyye’den de öğreniyoruz. O’nun “Dînullâhi Vâhid”/”Allahın dîni birdir” isimli Şeytânî vesvese ve iğvâlarla dolu kitabı, bu dediklerimizi inkâr edilemeyecek açıklıkla ortaya koymaktadır. O, Allahın dîninin tek olduğu ve isminin de İslâm olduğuna dâir inen âyetlerle gelen hadîsleri bu kitabına alıyor ve manalarını tahrîf ederek şeytânî bir muğalata/demagoji ile Mü’minleri saptırmaya çalışıyor. Bu ilâhî ve Nebevî kaynaklı söz elbette doğrudur; lâkin bununla varılmak istenen hedef bâtıl ve küfrü gerektiren bir hedeftir. Bunun Mü’minlerce doğru olan ma’nâsı, Nebîlerin tamâmının insanlara getirdikleri dînin îmân esasları aynıdır. Amelî esaslarda bulunan yine ilâhî irâdeye dayanan bir takım değişikler bu “bir olma”ya mâni’ değildir.
Bir Şerîatin önceki Şerîatları neshetmesi/hükümsüz kılması Yehûdîlerin ve onların izinden gidenlerin iddiâ ettikleri gibi akla ve nasslara ters düşmez. Allah hükmünü dilediği zamanla sınırlı kılıp, hikmetlerle farklı zamanlarda farklı hükümler vermekte fâil-i muhtârdır; bunda da kullarından icâzet almaya -hâşâ- muhtâc değildir. Bu, bir nebînin önceki Nebîyi, Kitâbını ve Sünnetini musaddık/doğrulayıcı olmasına iki bakımdan mâni’ değildir:
Birincisi: Akîde esasları birdir ve bu husûsda tasdîk kayıdsız şartsız ve mutlak olarak vardır.
İkincisi: Amelî mes’elelerde de bunların Allah’dan gelmeleri ve Allahın ta’yîn ettiği zamanlar için mer’î/geçerli oldukları tasdîk edilmektedir.
Ancak, sonraki zamanlar için ilâhî hikmet ve irâde îcabı bunlardan bir kısmının olduğu gibi bırakılması, bir parçasının tamâmen, bir takımının ise kısmen değiştirilmesinde îmân ve akıl sahiblerinin i’tirâz edebileceği en küçük bir nokta bile yoktur. Şu noktadaki i’tirâzlar ya beyinsiz câhiller veya Ehl-i Kitâbın maşası ve siyâsi tahâret bezleri ğâfil ve hâinlere âiddir. Evet, Tefsîrinin ma’nâsının tamâmını Abduh’dan aldığını söyleyen Reşid Rıza bunca te’vîl kabûl etmeyen ayetleri ve hadîsleri ile Ümmet’in icmâını ya inkâr veya tahrîf ederek Nesh’i inkâr edip bunun “musaddıklik” ile bağdaşmayacağını söyleyebilmiştir. Onun ve Üstâdının coğrafyamızdaki kötü kopyaları, kör taklidçileri ve sırılsıklam âşıklarının avâma ilim diye yutturdukları zırvalarının hangi kıymet-i harbiyyesi olabilir?!...
Mahmûd Ebû Reyye bakınız neler diyor:
“Ehl-i Kitâb ne müşriktirler ne de kâfirdirler.”[16]
Onun bu hususta kesin delilleri de varmış(!) Bunlardan biri de Ehl-i Kitâb’ın kestiğinin yenilebileceğine ve karısının alınabileceğine dâir inen âyetmiş(!)…Müslümanlardan onları kâfir sayanlara da çok üzülmüş ve içerlemiş... Son Nebiyi ve Kitâbı Kur’ânı inkâr etmeleri ve onlara îmân etmeleri mi? Basit… Bakın ne diyor:
“Müslümanların kendilerinin dışındaki dinlerin mensûblarıyla uyacakları en hayırlı şey, büyük allâme Seyyid Muhammed Reşîd Rıza’nın, Müslümanlardan olan farklı mez-hebler ve cinslerin, bir de diğer farklı dinler ve cinslerden olan kimselerin ittifâkı için koyduğu şu sağlam ve akla uyan kaideye uymaktır; başkası değildir:
Ortak olduğumuz hususlarda yardımlaşır, anlaşmazlık içinde olduğumuz hususlarda da birbirimizi ma’zûr görürüz.”[17]
Tanıdık bir şiâr/slogan!… Buna göre -meselâ- onlar, Nebîmizin peygamber olmadığına, Kitâbının uydurma olduğuna, Teslîs’in de hak olduğuna inanıyorlar ve biz de aksi i’tikadda isek, ortak noktalar arayacak ve onlarda yardımlaşacağız, şu anlaşmazlık halinde olduğumuz hususlarda ise birbirimizi mazeretli kabûl edeceğiz (!)…
[Dinler arasındaki farklılıklar]
“Dinler arasındaki farklılıklar onların kitâblarında yoktur; bunları ancak din tâcirleri ve Allahın âyetlerini az bir paha karşılığı değiştirenler yapmışlardır… Hey!.. Onların yapmakta oldukları kötüdür.”[18]
“Te’lîf ve Takrîb Cemiyeti…
Beyrût’ta Üstâz İmâm Muhammed ‘Abduh Pâris’ten oraya geri döndükten sonra, mevzûu üç semâvî dînin arasını yaklaştırmak, bu dîn mensûblarının aralarındaki ayrılıkları kaldırmak ve yabancılara en kısa yoldan İslâm’ı tanıtmak olan bir cemiyet kuruldu. Bu cemiyet azası arasına Türklerin, Îrân’ın ve Hindistân’ın Müslümanlarından büyük âlimler[19] ve İngilizlerin büyüklerinden bazısını da katmıştı. Londra’daki azasının en büyüklerinden biri Qis İshâk Tayler idi. Hattâ O, (cemiyetin) oradaki da’vetçisiydi. Üstâz İmâm Muhammed Abduh onun/cemiyetin mevzûu ve tüzüğünün ilk fikir sâhibiydi.”[20]
“Geleceğin dîni…
Seyyid Muhammed Tevfîk şöyle dedi: Bir defasında Seyyid Cemâleddîn el-Efğânî’ye, geleceğin dîni nedir? diye sordum. Allah’ın Kitâbındaki şu âyettir, dedi: Şübhesiz ki îmân edenler, Yehûdî olanlar, Hristiyânlar ve Sâbiîler, bunlardan Allah’a ve Âhiret Günü’ne îmân edenler ve de Sâlih(iş)i işleyenler… İşte onlar içündür Rableri katındaki ecirleri. Onlara hiçbir korku yoktur; onlar mahzûn da olmayacaklar.
Seyyid Reşîd Rıza da şöyle dedi: Bu Mes’eleyi (Muhammed Tevfîk) Bekrî’den işittik. Önümüzde Seyyid’in O’na şöyle dediğini söyledi: ‘Bu âyeti (Kahire’de Ehrâmların bulunduğu mıntıka olan) Cîze’nin Ehrâmlarına nakşedin. Nihâyet müstakbel/gelecek onu tefsîr edecektir.’
Seyyid Cemâleddîn’in geleceğin dîni hakkındaki görüşü işte budur.
Sanki koca Filozofumuz basîretinin gözüyle gördü ki, insanlar ilimleri ve akıllarıyla dînî cinsiyetlerin yok olacağı, mezheb asabiyetinin kaybolacağı insanların kendilerini bir araya toplayacak bir dinde birleşeceği seviyeye erişeceklerdir.
Bu dînde üç temel esâs üzerinde duracaktır:
1-Allah’a îmân, 2-Hayatta sâlih/güzel ve elverişli iş, 3-Âhiret Günü’ne îmân…
Bunun ötesindeki ilimlerinin dışında kalan şeylerin işi ise Allah’a bırakılmıştır. Birbirlerini severek, kabûl edecek her bir kimse için hayır bulunacak iş üzerinde birbirleriyle yardımlaşarak, dünya hayatının saâdetinin uzun gölgesinde bununla yaşayacaklardır.
Aralarında bulunacak anlaşmazlık, düşmanlık, kızgınlık ve aşırı nefreti arkalarına atacaklardır. Çünki bu(lnar) onlara büyük bir zararı döndürecektir…[21]
Görüldüğü gibi günümüzdeki diyalog kahramanlarının düştüğü hıyânetin târihî temelleri, yakın geçmişteki dayandığı temeller de yine bu üç şövalye ve onları üstâd edinen eskiler… Piyonlarına diyaloglarda Teslîs’i bahis mevzûu etmeyin diye ta’lîmât veren alçakların bu hâinliği de orijinal değilmiş… Pisliklerin tamâmının adresi işte bu zındıklar…
Şu zındıklıkların sâhibine “İslâm âlimi” diyebilenin sıfatı ne olabilir? Bizim ehl-i insâfımıza, nâzik ve kibarlarımıza soruyoruz, bunun vasfı nedir?
kaynak : guraba mecmuasi - 10 sayısı - naşirden



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

