Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- cennetten yer verebilir mi?
Ulema, peygamber efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hasletlerini sıralarken, onun cennetten yer verebilme yetkisinden bahsetmektedir. Bu hususiyeti Zerkânî, “Mevâhibü’l-Ledünniye” şerhinde, Suyûtî ve Kastallani de kendi eserlerinde zikretmişlerdir.
Cennetten bir yere sahip olmanın, sadece Allah’ın izin verdiği tevhid ehli için söz konusu olduğunu herkes bilmektedir. Böyle olmasına rağmen, Allah’ın Peygamberimize vahyederek kimin cennete gireceğini bildirmiş, ya da onu böyle bir görevle görevlendirmesi ile bu özelliğe sahip olması mümkündür. Zaten Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-:
إنما أنا قاسم والله معطي
“Ben sadece taksim ederim gerçekte veren Allah’tır” diyerek buna işaret etmişlerdir.
Cennet annelerin ayakları altındadır demek caiz olduktan sonra, neden cennet Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in emrine bağlı, ya da onun ayakları altındadır demek caiz olmasın? Cennetin annelerin ayakları altında olduğunu bildiren rivayetteki anlam, basit bir talebenin bile anlayabileceği üzere mecazîdir. Cennetin, ancak ebeveyne bilhassa anneye hizmet ve onları razı etmekle kazanılacağını anlatmaktadır. Ebeveyne gösterilecek sevgi ve saygıdaki ölçü, onların Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’ne olan itaat ve muhabbetleriyle belirlenir.
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu özelliğine delalet eden birçok rivayet bulunmakla beraber biz en önemlilerini burada zikredeceğiz.
Akabe biati, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in cennetten yer tahsis etme özelliğini gösteren örnek bir hadisedir. Ubade bin Samit -radıyallâhu anh-’dan şöyle rivayet edilmiştir: “Ben ilk Akabe biatinde bulunanlardan biriydim. Orada, Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarımız öldürmemek, hiç kimseye iftira atmamak ve maruf olan hiçbir şeyde ona asi olmamak üzere biat ettik. Bunun üzerine O -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurdu:
فإن وفيتم فلكم الجنة وإن غشيتم من ذلك شيأ فأمركم إلى الله إن شاء عذب وإن شاء غفر
“Eğer sözünüzde durursanız cennet sizindir. Eğer bunlardan birisini yapmazsanız işiniz Allah’a kalır; dilerse sizi bağışlar dilerse azap eder.”
İbni Kesir bu rivayeti “Ensar arasında İslam’ın başlaması” başlığı altında zikretmektedir.[1]
“Sahihi Müslim”de gelen bir rivayette, bu biatın karşılığında cennetin vaat edildiği açıkça belirtilmektedir.
Ubade bin Samit anlatır: “Ben Akabe’de Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e biat edenlerin liderlerinden biriydim. Ona, Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, İzin verilen yerler dışında Allah’ın haram kıldığı bir canı asla almamak, gasp etmemek ve asi olmamak üzere biat ettik. Bunları yaparsak karşılığında cennet şart koşulmuştu.”
Diğer bir rivayette de
فمن وفى فله الجنة
“Kim sözünde durursa onun için cennet vardır” buyrulmuştur.[2]
Katade -radıyallâhu anh-’dan gelen rivayette Katade, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e “Ya Rasulallah! Eğer sözümüzde durursak bizim için ne var?” diye sormuş Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- de:
الجنة
“cennet” diye cevap vermiştir.[3]
İbni Mesud’dan rivayetle Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
فإذا فعلتم ذلك فلكم على الله الجنة وعليّ
“Eğer bunları yaparsanız sizin için cennet Allah’ın da benim de üzerime bir borç olur.”[4]
Akabe bin Amr el-Ensârî -radıyallâhu anh-’dan naklen Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
فإذا فعلتم ذلك فلكم على الله الجنة وعليّ
“Eğer bunları yaparsanız sizin için cennet Allah’ın ve benim üzerime bir borç olur.”[5]
Ebû Hureyre -radıyallâhu anh- şöyle demiştir: Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- nalınlarını bana vererek
اذهب فمن لقيت وراء هذا الحائط يشهد أن لا إله إلا الله فبشره بالجنة
“Git ve şu duvarın arkasında karşılaştıklarından ‘la ilahe illallah’ diyen herkesi cennetle müjdele.”[6]
İbni Abbas -radıyallâhu anh-’dan naklen Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
يوضع للأنبيـاء منابـر من نور يجلسون عليها ويبقى منبري لا أجلس عليـه أو قال لا أقعد عليـه قائمـاً بين يدي
ربي مخافة أن يبعث بي إلى الجنة وتبقى أمتي بعد ، فأقـول يا رب أمتي أمتي فيقول الله عز وجل: يا محمد ما
تريد أن أصنـع بأمـتك فأقـول يا رب عجل حسابهم فيدعى بهم فيحاسبون فمنهم من يدخل الجنة برحمته
ومنهم من يدخل الجنة بشفاعتي فما أزال أشفع حتى أعطى صكاكاً برجال قد بعث بهم إلى النار حتى إن مالكاً
خازن النار ليقول يا محمد ! ما تركت لغضب ربك في أمتك من نقمة
“Peygamberlerin oturmaları için nurdan minberler konulur. Beni cennete koyar ve ümmetim benden sonra dışarıda kalır diye, minberime oturmadan rabbimin önünde ayakta bekleyecek ve “ya rabbi ümmetim ümmetim” diyeceğim. Allah: “ey Muhammed! Ümmetine ne yapmamı istersin?” diye sorunca, ben: “hesaplarını çabuk gör Allah’ım” diyeceğim. Bunun üzerine rabbim, ümmetimi çağıracak ve hesaplarını görecek. Kimisi Allah’ın rahmetiyle kimisi de benim şefaatimle cennet girecek. Ben ümmetimden cehenneme atılanlar oradan çıkmaları için rabbim bana bir belge verinceye kadar şefaat etmeye devam edeceğim. Cehennem bekçisi Malik: “Ey Muhammed! Ümmetin hakkında, rabbinde gazap ve ceza isteği bırakmadın” diyene kadar şefaate devam edecğim.”[7]
Cabir -radıyallâhu anh-’dan gelen bir rivayette o şöyle demiştir: “Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e, ne üzerine sana biat ediyoruz” diye sorunca o:
على السمع والطاعة في النشاط والكسل وعلى النفقة في العسر وعلى الأمر بالمعروف والنهي عن المنكر ولكم
الجنة
“Yapmaya gönüllü ya da gönülsüz olduğunuz her hususta işitmek ve itaat etmek, zor zamanda infak etmek ve emri bi’l-ma’rûf nehyi ani’l-münker yapmak üzerine. Bunları yaptığınız takdirde sizin için cennet var.”
Hafız İbni Hacer diyor ki: “Bu hadisin Cabir’den gelen başka bir tariki de var. Cabir şöyle demiştir: “Abbas, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in elini tutmuştu. Biatımız bitince Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-:
أخذت وأعطيت
“Aldım ve verdim” buyurdular.”[8]
Yani “biatı aldım, cenneti verdim” demektir.
Başka bir rivayette bundan daha mübalağalı bir ifade kullanılmıştır. Cabir demiştir ki: “Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara:
تبايعوني على السمع والطاعة
“Bana işitmek ve itaat etmek üzere biat edin” buyurmuş ve sözlerini
ولكم الجنة “Böyle yaparsanız sizin için cennet vardır” ifadeleriyle bitirmiştir.
Cabir diyor ki: “Allah’a yemin olsun ki biz ebediyen o biatın gereklerini terk etmedik. Biz biat ettik o da biatımızı alarak bize şart koştu. Karşılığında da bize cenneti verdi.”[9]
Ebû Hureyre -radıyallâhu anh- demiştir ki: “Osman, gerçek bir alış verişle iki defa Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve selem-’den cenneti satın almıştır. ‘Rume’ kuyusunu kazdığında, bir de zor bir orduyu silahlandırdığında.”[10]
Aklı olan herkes bilmektedir ki, ister melek ister peygamber olsun, derecesi ne olursa olsun hiç kimse cennet üzerinde bir tasarruf hakkına sahip değildir. Cennet sadece Allah -celle celâluhu-’ın kontrolündedir. Buna rağmen Allah, peygamberlerini diğer insanlardan ayrı gördüğü için onlara cennetten yer verme hakkı verebilir. Peygamberlerin Allah katındaki yüce makam ve değerlerinden dolayı, önceliği olduğu kesindir. Allah’ın, peygamberlerin azametini insanlara göstermek için, böyle bir tasarruf yetkisini bir ikram ve lütuf olarak vermesinde hiçbir engel yoktur. Bu sebeptendir ki Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve selem-’in hasletleri anlatılırken onun cennetten yer verdiği, cenneti elinde bulundurduğu cenneti sattığı ya da cennetle müjdelediğine dair rivayetlerle karşılaşabilmekteyiz. Yoksa bu meselelere dair bilgisi olmayan cahillerin dahi bildiği üzere cennette sadece Allah -celle celâluhu- söz hakkına sahiptir.
Allah’ım! Gözlerimizi nurlandır ve kalplerimizin duymasını sağla. Hakkı hak olarak göstererek ona tabi olmayı bizlere lutfet.
[1] İbni Kesir “es-Sîre” 2/176
[2] İbni Kesir “el-Bidâye ve’n-Nihâye” 3/150
[3] İbni Kesir “el-Bidâye ve’n-Nihâye” 3/162
[4] Taberani “Mecmau’z-Zevâid” 6/47
[5] İbni Ebî Şeybe ve İbni Asâkir rivayet etmiştir. “Kenzü’l-Ummal”e bakılsın. 1/67
[6] Müslim “İman Kitabı”
[7] Taberani “Kebir” ve “Evsat” ta, Beyhekî de “Yeniden Dirilme” babında bu hadisi zikretmiştir. Münzirî “ravileri arasında “metruk” bir ravi yoktur” demektedir.
[8] İbni Hacer “Fethu’l-Bari” 7/223. Ahmed bin Hanbel rivayet etmiştir. “Mecmau’z-Zevâid” 6/48
[9] . “Mecmau’z-Zevâid” 6/46 da şöyle demiştir: “Heytemî “sünen ashabı onun baş tarafını rivayet etmiştir” demektedir. Ahmed bin Hanbel ve Bezzaz da rivayet etmiştir. Ahmed’in ravileri sahih ravilerdir.”
[10] Hâkim “Müstedrek” 3/107 hadisi ‘sahih’ görmüştür. Fakat orada “Maune kuyusu” lafzı geçmektedir.
kaynak : Mefahim - Seyyid Alevi El Maliki



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

