iDEAL MÜFTİ ; NE İFRAT NE TEFRİTDEDİR
İdeal müftî hiçbir zaman insanları şiddet tarafına sevketmeyeceği gibi, çözülmeye götürebilecek tarafa da sevketmez; ifrat ve tefrit arasında orta yolu korumaya çalışır.
Bunun doğruluğunun delili, şeriatın orta yolcu özelliğidir.
Buna göre müftî, müsteftîye vereceği fetvada bu noktayı göz önünde bulundurmaz ve orta yoldan çıkarsa, Sâri' Teâlâ'nın kasdını ihlal etmiş olur.
Bu yüzdendir ki dinde derinleşmiş ilim erbabına göre, orta yoldan çıkan ve ifrat ya da tefriti temsil eden görüşler yerilmiş, iyi karşılanmamıştır.
İkincisi, bu ortayolcu yaklaşım, Rasûlullah'ın ve de¬ğerli ashabının tutmuş oldukları yol olmaktadır. Rasûlullah bazı sahâbîlerin rahipler gibi evlenmeksizin uzlete çekilerek yaşama teklifini geri çevirmiştir.
Muâz, cemaatle namaz kıldırırken çok uzatmış ve bu yüzden şikayete konu olmuştu. Bunun üzerine Rasûlullah kendisine: "Muâz! Sen fitneci misin?!" diye ağır uya¬rıda bulunmuş ve: "İçinizde dinden nefret ettirenler var!" demiştir.[1] Yine o, şöyle buyurmuştur:
"...(Ashabım!) Doğruluğa dikkat edin, ibâdetinizde ifrata düş¬meyin. (Yolcu gibi) gündüzün ilk ve son saatlerinde yürüyün, gece¬nin bir saatinden de istifade edin. (Her hal ve hareketinizde) itidali elden bırakmayın ki maksadınıza ulaşasınız'[2]Bir başka defasın¬da:
"Amellerden güç yetirebileceğiniz şeyleri yapmaya çalışınız. Çünkü siz usanmadıkça Yüce ALLAH asla (sevap vermekten) usan-mayacaktır'[3] buyurmuştur. Yine o: "Ameller içerisinde ALLAH'a en sevimli olanı, az da olsa sahibinin üzerinde devamlı olduğu amel-dir'[4] buyurmuştur. Visal orucunu tutmalarına izin vermemiştir. Ve buna benzer itidali isteyen, ifrat ve tefriti kötü gören daha pek çok örnek vardır.[5]
Sonra orta yolu bırakıp da kenarlara çıkmak, adaleti terket-mek demektir ve bu yolla halkın maslahatlarının gerçekleştirilmesi mümkün değildir. İfrat (teşdîd) tarafı, insanları helake sürükler.
Tefrit (çözülme) tarafi da sonuçta aynıdır. Zira müsteftî, sıkıntı ve meşakkat yoluna sokulması halinde dinden nefret eder ve bu onun âhiret yoluna suluktan kesilmesi sonucunu doğurur. Nitekim bu tecrübe ile sabit bulunmaktadır.
Tefrit yani ihmal ve aldırmama yoluna sevkedilmesi halinde ise, kişi heva ve heveslerinin peşine takılıp yoluna bu şekilde devam eder.
Oysa ki şeriat, insanları heva ve heveslerinin esiri olmaktan kurtarmak için gelmiştir. Nefsânî arzuların peşinden gidilmesi helak edici bir durumdur. Velhasıl bu konuda deliller çoktur.
[1] Daha önce geçmişti, bkz. [1/343]
[2] Buhârî, Rikâk, 18.
Hadisin anlamı şudur: ALLAH'a olan tâatinizi gerçekleştirme konusun¬da zinde olduğunuz ve kalplerinizin meşgul olmadığı anlarda işleyeceği¬niz amellerden istifade etmeye çalışın. Öyleki ibâdetlerden haz ala, usan-mayasmız. Böylece amacınıza ulaşasınız. Nitekim tecrübeli yolcu da bu vakitlerde yol alır. Hem kendisi hem de bineği şâir vakitlerde dinlenir, is¬tirahat eder. Böylece varacağı yere yorgun düşmeden ulaşır. ALLAH'u âlem! (Ç)
[3] Müslim, Sıyâm, 177.
[4] Buhârî, Rikâk, 18 ; Müslim, Müsâfirin, 215 ; îbn Mâce, Zühd, 28.
[5] Bu konuda daha önce Ruhsat bahsinde geniş açıklamalar geçmişti, bkz. [1/343]



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

