Sadece "Kitab" ile Yetinme Düşüncesi
Sadece Kitap ile yetinme düşüncesi, ehl-i sünnetten olmayan nasipsiz kimselere aittir. Çünkü bunlar, bu aşırı düşüncelerini "Kitâb'ın herşeyi beyân etmiş olduğu" esası üzerine kurmakta ve sünnetin getirdiği hükümleri bir tarafa atmaktadırlar.
Bu da onların, ehl-i sünnet yolundan ayrılmaları ve Kur'ân'ı, iniş amacına uymayacak şekilde tevil etmeleri gibi bir tutuma girme sonucunu doğurmuştur.
Bu konuda Hz. Peygamber'den şöyle bir rivayet gelmektedir: "Ümmetim hakkında en çok korktuğum iki şey vardır: Kur'ân ve süt. Kur'ân'dan korkum, mü'minlerle tartışmak için onu münafıkların öğrenmiş olmasıdır. Sütten korkuma gelince, (onu üretmek için) kırsal kesimlere giderler (cami ve cemaati bırakırlar) şehvetlerine uyarlar ve sonunda namazı terkederler[1]
Bazı haberlerde ise şöyle gelmiştir: Hz. Ömer şöyle demiştir: "Bir kavim gelecek ve Kur'ân'm müteşâbihâtı ile sizinle tartışmaya gireceklerdir. Siz, onlara hadislerle mukabele edin. Çünkü hadislere vâkıf olanlar, ALLAH'ın kitabını daha iyi bilenlerdir."
Ebû'd-Derdâ ise: "Sizin hakkınızda endişe ettiklerimden biri de âlimin sürçmesi ve münâfıkın Kur'ân ile tartışmaya girmesidir" demiştir.
Yine Hz. Ömer'den şöyle söylediği nakledilmiştir: "Üç şey vardır ki dini yıkar: âlimin sürçmesi, münâfıkın Kur'ân ile tartışmaya girmesi ve saptırıcı imamlar."
İbn Mesûd ise: "Öyle kavimler göreceksiniz ki, kendileri arkalarına atmış oldukları halde sizi ALLAH'ın kitabına çağıracaklardır. O zamanda siz ilme sarılın ve bid'at çıkarmaktan sakının, ifrata düşmekten kaçının, köklü ve güzel olana yapışın" demiştir.
Hz. Ömer: "Sizin hakkınızda iki tip insandan korkuyorum: Biri, uygun olmayacak şekilde Kur'ân'ı tevile kalkışan kimsedir. Diğeri de kardeşiyle mülk yarışma girendir" demiştir.
Bu mânâda daha başka sözler de vardır ki âlimler onları ... bir tarih iterek Kur'ân'ı tevil etme ve reye başvurma konumum yormuşlardır.
Alimlerden birçoğu, Hz. Peygamber'in şu buyruğunu ve hadisleri bu mânâya anlamışlardır:
"Yüce ALLAH ilmi, insanların arasından bir çırpıda çekip çıkararak almaz; aksine ilmi, âlimleri alarak alır. Sonunda hiçbir âlim bırakmayınca insanlar kendilerine câhil başlar edinirler, onlara sorular yöneltilir, onlar da bilgisizce fetva verirler; böylece hem kendileri sapar, hem de başkalarını saptırırlar."[2]
Hakikaten bid'at nah ipi erinin pek çoğu bu şekilde davranmışlar, hadisleri bir tarafa atmışlar ve Kur'ân'ı yersiz bir şekilde tevile yeltenmişler ve sonun-dtı da hem kendileri sapmış, hem de başkalarını saptırmışlardır.
Hurada, hadise ancak ALLAH'ın kitabına uygun düşmesi halinde edileceğini ifade eden bir hadis de zikretmiş olabilirler.
Buna Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Benden size ulaşan hadisleri ALLAH'ın kitabına vurunuz; eğer ALLAH'ın kitabına uygun düşerse; onu ben söylemişimdir, eğer ALLAH'ın kitabına ııy^un düşmezse, onu asla ben söylememişimdir. ALLAH beni 'la hidayete ulaştırmış iken, ben nasıl olur da ona (Kitab'a) muhalefet edebilirim."
Abdurrahman b. el-Mehdî, bu hadisi zındıkların ve Haricîlerin uydurmuş olduğunu söylemiştir.
Bazıları şöyle demişlerdir: Nakledilegelen haberlerin sağlamlarını sakatlarından ayırmada mahir olan ilim erbabınca bu sözlerin Hz. Peygamber'den sâdır olması mümkün olamaz.[3]
Bazıları bu hadisi, yine kendi yöntemiyle reddederek şöyle demişlerdir:
Biz herşeyden önce bu hadisi ALLAH'ın kitabına arzederiz ve ona itimat ederiz.
Biz bu hadisi vakıa Kitab'a arzettiğimizde, onun ALLAH'ın kitabına muhalif olduğunu görmekteyiz.
Çünkü biz Kitap'ta, Rasûlullah'ın hadisleri içerisinde sadece Kitab'a uygun olanların alınmasını gerekli kılan bir esas görmemekteyiz; aksine ALLAH'ın kitabı bize mutlak surette oifa uymamızı istemekte ve ona itaat etmemizi emretmekte, her hal ve durumda ona muhalefet etmekten kesin olarak sakındırmaktadır. Bu, sünnetin, sonuç itibarıyla Kur'ân'a çıktığı ve ona dayandığı görüşünde olanları ilzam edecek delillerdendir.
Bu noktada hem önceki nesillerden hem de sonraki gelenlerden bazı gruplar doğru yoldan ayrılmışlardır. Dolayısıyla böylesi bir görüşe sahip olmak ve ona meyletmek, dosdoğru yoldan ayrılmak anlamına gelmektedir. ALLAH Teâlâ, lütfü ile bizi böyle bir sonuçtan korusun!
[1] Ahmed, 4/146, 156. Hadisin senedinde, güvenilirliği tartışmalı olan Derrâc Ebû's-Semh vardır.
[2] Buhârî, İlim, 34 ; Müslim, İlim, 13. Daha önce geçmişti [1/74].
[3] Çünkü bu söz, terkip bakımından kötü ve Hz. Peygamber'in (s.a.) eşsiz üslubunden çok uzaktır.



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

