Seyyid İbrahim el-Ahsai Hazretleri'nin Cübbeli Hocamıza Dûası .İzlemek ve de Dua'ya İştirak Etmek için Buraya Tıklayınız.                Cübbeli Ahmed Hocaefendi için Seyyid Hazretlerinin Okuduğu Mevlid-i Şerif ve Duası İçin Tıklayınız.


Tarih: 08/02/2012, 06:55 Ekleyen: Meknûn
8
Tarih: 03/02/2012, 15:38 Ekleyen: Meknûn
40
Tarih: 03/02/2012, 15:28 Ekleyen: Meknûn
20
Tarih: 31/01/2012, 15:48 Ekleyen: Meknûn
41
Tarih: 27/01/2012, 14:24 Ekleyen: Meknûn
63
Tarih: 27/01/2012, 14:06 Ekleyen: Meknûn
50
Tarih: 26/01/2012, 11:47 Ekleyen: Meknûn
67
Tarih: 25/01/2012, 11:14 Ekleyen: Meknûn
96
Tarih: 19/01/2012, 14:50 Ekleyen: Ebu Hureyre
78
Tarih: 08/02/2012, 09:05 Ekleyen: Ebu Hureyre
3
Tarih: 30/12/2011, 08:49 Ekleyen: Ebu Hureyre
37
Tarih: 29/12/2011, 19:22 Ekleyen: Ebu Hureyre
43
Tarih: 29/12/2011, 19:09 Ekleyen: Ebu Hureyre
47
Tarih: 29/12/2011, 12:10 Ekleyen: Ebu Hureyre
37
Tarih: 29/12/2011, 08:44 Ekleyen: Ebu Hureyre
64
Tarih: 27/12/2011, 08:31 Ekleyen: Ebu Hureyre
35
Tarih: 27/12/2011, 08:29 Ekleyen: Ebu Hureyre
48
Tarih: 25/12/2011, 12:29 Ekleyen: Ebu Hureyre
53
Tarih: 24/12/2011, 17:21 Ekleyen: Ebu Hureyre
77
Tarih: 24/12/2011, 17:18 Ekleyen: Ebu Hureyre
45
Tarih: 24/12/2011, 17:15 Ekleyen: Ebu Hureyre
33
Tarih: 24/12/2011, 16:08 Ekleyen: Ebu Hureyre
48
Tarih: 23/12/2011, 09:49 Ekleyen: Ebu Hureyre
87
Tarih: 22/12/2011, 15:42 Ekleyen: Ebu Hureyre
77
Tarih: 22/12/2011, 15:40 Ekleyen: Ebu Hureyre
43
Tarih: 21/12/2011, 20:18 Ekleyen: Aşık Yekini
109
Tarih: 20/12/2011, 09:16 Ekleyen: Ebu Hureyre
96
Tarih: 19/12/2011, 14:10 Ekleyen: Ebu Hureyre
68
Tarih: 17/12/2011, 14:19 Ekleyen: Ebu Hureyre
82
Tarih: 16/12/2011, 10:09 Ekleyen: Ebu Hureyre
42
Tarih: 15/12/2011, 15:37 Ekleyen: Ebu Hureyre
62
Tarih: 12/01/2012, 07:01 Ekleyen: Sami Ruhan
82
Tarih: 30/12/2011, 23:25 Ekleyen: Sami Ruhan
108
Tarih: 29/12/2011, 23:53 Ekleyen: Sami Ruhan
117
Tarih: 29/12/2011, 23:30 Ekleyen: Sami Ruhan
116
Tarih: 29/12/2011, 23:08 Ekleyen: Sami Ruhan
109
Tarih: 28/12/2011, 15:54 Ekleyen: Ebu Hureyre
46
Tarih: 27/12/2011, 06:25 Ekleyen: Heyaman
57
Tarih: 24/12/2011, 16:37 Ekleyen: Sami Ruhan
89
Tarih: 24/12/2011, 16:06 Ekleyen: Ebu Hureyre
25
Tarih: 19/12/2011, 07:19 Ekleyen: Heyaman
84
Tarih: 17/12/2011, 13:01 Ekleyen: Sami Ruhan
111
Tarih: 16/12/2011, 15:28 Ekleyen: Heyaman
81
Tarih: 16/12/2011, 10:07 Ekleyen: Ebu Hureyre
77
Tarih: 16/12/2011, 04:23 Ekleyen: Sami Ruhan
174
Tarih: 16/12/2011, 02:37 Ekleyen: Sami Ruhan
196
Tarih: 13/12/2011, 08:28 Ekleyen: Ebubekir Sifil
69
Tarih: 13/12/2011, 06:23 Ekleyen: Heyaman
87
Tarih: 12/12/2011, 13:28 Ekleyen: Sami Ruhan
260
Tarih: 12/12/2011, 13:18 Ekleyen: Sami Ruhan
280
Tarih: 20/06/2011, 05:46 Ekleyen: Heyaman
205
Tarih: 20/06/2011, 05:45 Ekleyen: Heyaman
126
Tarih: 21/05/2011, 06:25 Ekleyen: Heyaman
415
Tarih: 18/01/2012, 06:24 Ekleyen: Meknûn
52
Tarih: 14/01/2012, 07:15 Ekleyen: Sami Ruhan
121
Tarih: 09/01/2012, 15:40 Ekleyen: Meknûn
67
Tarih: 09/01/2012, 15:28 Ekleyen: Meknûn
70
Tarih: 09/01/2012, 15:22 Ekleyen: Meknûn
86
Tarih: 03/01/2012, 16:01 Ekleyen: Meknûn
116
Tarih: 03/01/2012, 15:54 Ekleyen: Meknûn
102
Tarih: 18/12/2011, 11:42 Ekleyen: admin
1012
Tarih: 15/12/2011, 13:59 Ekleyen: admin
82
Tarih: 15/12/2011, 13:52 Ekleyen: admin
71
Tarih: 13/12/2011, 09:21 Ekleyen: Aşık Yekini
96
Tarih: 13/12/2011, 09:16 Ekleyen: Aşık Yekini
78
Tarih: 12/12/2011, 19:14 Ekleyen: Ebu Hureyre
102
Tarih: 12/12/2011, 19:10 Ekleyen: Ebu Hureyre
48
Tarih: 08/12/2011, 14:06 Ekleyen: admin
90
Tarih: 07/12/2011, 19:28 Ekleyen: admin
99
Tarih: 07/12/2011, 19:23 Ekleyen: admin
80
Tarih: 07/12/2011, 19:20 Ekleyen: admin
84
Tarih: 07/12/2011, 19:16 Ekleyen: admin
179
Tarih: 07/12/2011, 16:31 Ekleyen: admin
85
Tarih: 06/09/2011, 05:59 Ekleyen: admin
133
Tarih: 06/09/2011, 05:54 Ekleyen: admin
168
Tarih: 22/12/2011, 06:51 Ekleyen: admin
112
Tarih: 22/12/2011, 06:48 Ekleyen: admin
117
Tarih: 22/12/2011, 06:34 Ekleyen: admin
125
Tarih: 22/12/2011, 06:30 Ekleyen: admin
151
Tarih: 06/12/2011, 13:29 Ekleyen: admin
119
Tarih: 06/12/2011, 13:28 Ekleyen: admin
94
Tarih: 09/01/2010, 12:29 Ekleyen: admin
512
Tarih: 09/01/2010, 12:15 Ekleyen: admin
476
Tarih: 04/11/2009, 14:54 Ekleyen: admin
448
Tarih: 04/11/2009, 14:50 Ekleyen: admin
745
Tarih: 04/11/2009, 14:45 Ekleyen: admin
547
Tarih: 04/11/2009, 14:37 Ekleyen: admin
603
Tarih: 03/11/2009, 14:23 Ekleyen: admin
784
Tarih: 03/11/2009, 14:21 Ekleyen: admin
395
Tarih: 03/11/2009, 14:17 Ekleyen: admin
610
Tarih: 03/11/2009, 14:14 Ekleyen: admin
519
Tarih: 03/11/2009, 14:12 Ekleyen: admin
428
Tarih: 03/11/2009, 14:07 Ekleyen: admin
453
Tarih: 03/11/2009, 14:02 Ekleyen: admin
518
Tarih: 03/11/2009, 13:47 Ekleyen: admin
507
Tarih: 03/11/2009, 13:44 Ekleyen: admin
695
Tarih: 03/11/2009, 10:07 Ekleyen: admin
351
Yazdır

Ölülerin İşitmesi Meselesi ve Hz.Aişe R.a Görüşü

Yazar: AdministratorPosted in: İktibaslar ve Reddiyeler

[Âişe Radıyallâhu Anhâ’nın Ölülerin İşitmesini İnkâr Etmesi]

-----------------------------------------------

Eğer dersen ki;

Hz. Aişe radıyallâhu anhâ Hz. Ömer radıyallâhu anhu’nun (ölülerin işiteceği) rivayetini kabul etmedi ve şöyle dedi:

“Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Ölüler şu anda onlara dediğimin hak olduğunu biliyorlar.”[30]

Sonra da Âişe radıyallâhu anhâ şu ayeti okudu: Sen ölülere işittiremezsin.”[31]

Nitekim İmam Buhârî de (bu ihtilafı) rivâyet etti. (İ’tiraz Bitti.)

-----------------------------------------------

[Âişe Radıyallâhu Anhâ’nın İnkârına Verilen Cevâb]

-----------------------------------------------

(Şöyle deriz:)

Buna birkaç şekilde cevab verilir:

Birincisi: Süheylî'nin dediğidir: Ölüler bu halde -Aişe radıyallâhu anhâ’nın da kabul ettiği gibi- (söyleneni) biliyorlarsa, o zaman Hz. Ömer radıyallâhu anhu’nun söylediği gibi işitmeleri de caizdir. Hem de bu (işitme) lafz(ın)ı rivayet etmekte Ömer radıyallâhu anhu tek kalmamıştır.

Bu rivayet, oğlu Abdullah (ibnü Ömer) radıyallâhu anhumâ[32] ve Ebû Talha radıyallâhu anhu’dan da sâbit olmuştur.[33]

Aynı şekilde, “bilmek”, “işitme”ye bağlı değildir. Sonra, ölülerin işitmesi ya başlarındaki kulaklarıyla (hisleriyle) olur. Bu (Ehl-i Sünnet’in de[34] görüşü olan) suâl esnasında ruhun cesedin tamamına ya da bir kısmına iâde edilmesi hâlindedir. Ya da ruhun asla cesede (tamamına veya bir kısmına) döndürülmeyip suâlin direkt ruha yapılacağını söyleyenlere göre kalbin ya da ruhun kulaklarıyla olur.[35]

İkincisi: O’nun/Âişe radıyallahu anhâ’nın bu işitmeye, "sen ölülere işittiremezsin,"[36] ve "sen kabirdekilere işittirici değilsin"[37] ayetleri ile karşı çıkması, Kuyu Ehli hadisindeki (ölülere işittirmenin Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e) hâs olduğunu iddia eden kimseyi reddetmektedir. Çünki, bu hadîsde, âyetin açık manasına bakılarak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in (ölülere sözünü) işittirmesi açıkça inkâr edilmektedir. Üstelik, Allah celle celâlühû’nun, bu hâli, ölülerin tamâmında, onlara seslenildiği zaman, (bu seslenme) hangi şahıstan olduysa ve hangi zamanda olursa yaratmaya gücü yeter.

Üçüncüsü: Alimler, Âişe radıyallâhu anhâ’nın inkârını kabül etmemişlerdir.

İsmailî[38] şöyle dedi:

Âişe radıyallahu anhâ’da son derece anlayış, zekâ, çok rivayet etme ve ilmin derinliklerine dalmak vardı. Sağlam bir râvinin rivayeti, ancak onu nesh veya tahsis edecek, veyahud da imkansız kılacak onun gibi bir rivayetle reddetmek mümkün olur. 

Hem de Âişe radıyallâhu anhâ’nın inkâr ettiği ile, O’ndan başkalarının “sâbittir” dediklerinin/işitmenin arasını birleştirmek (ve barıştırmak) mümkün iken bu nasıl olabilir? Çünki Allah Teâlâ'nın "sen ölülere işittiremezsin" ayeti Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in "onlar şu anda işitiyorlar"[39] hadisine zıt değildir. Zîrâ işittirmek, işittirenden sesi kulağa ulaştırmaktır. O zaman Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in sesini onlara ulaştırmakla onlara işittiren Allah celle celâlühû'dür, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem değildir. Böylece âyetle hadis arasını barıştırmak hâsıl olmuştur.

Âişe radıyallâhu anhâ’nın, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in sadece "onlar elbette biliyorlar" dediği şeklindeki cevabına gelince…

Onu şâyet Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den veya -O, kıssaya şahid olmadığı için- başkasından işittiyse, bu ("onlar elbette biliyorlar" sözü), "işitiyorlar" rivayetine zıt değildir. Çünki bilmek (daha önce de söylediğimiz gibi) işitmeye mani değildir. Tam tersi onu kuvvetlendirir. Zîrâ konuşulan kimsenin (kendine söyleneni) bilmesi âdette/insanlar arasında ola gelene göre ancak işitmesiyle olur.[40]

Dördüncüsü: İki ayette geçen "ölüler” ve “kabirde olan kimseler"den anlatılmak istenen, onların, vaazları işitmekten tesirlenmemeleri cihetiyle kalbleri ölmüş kimseler olmaları itibarıyla mecazen kâfirler olmasıdır. Onların evleri, şu ölü kalblerinin bulunduğu cesedleridir. Cesedleri sanki onların kabirleridir. Bu (te'vîl), sözün hakîkî manasına bakmaksızın olur. Kafirlerin işitmemesinden murad edilen, -iki ayetin de kâfirlerin imana davet edilmeleri ve buna icabet etmemeleri hakkında inmiş olduğu deliliyle- hakkı kabûl etmemeleridir.

Beşincisi: Âişe radıyallâhu anhâ bu fikrinden dönmüştür. 

Bunun da delîli, (İmâm Kastallânî’nin) el-Mevâhibü'l-Ledünniyye’de söylediği şu sözlerdir:[41]

Garîb bir şeydir ki, Ebû Talhâ radıyallâhu anhu’nun hadisinin benzeri, İbnü İshâk'ın el-Meğâzî'sinde, hasen bir isnad ile Âişe radıyallâhu anhâ’dan yapılan Yûnus İbnü Bükeyr’in[42] rivayeti mevcûddur. O hadîsde, "siz, onlara dediğimi (onlardan) daha iyi işiten değilsiniz" ifâdesi vardır. Bu hadisi, İmam Ahmed hasen bir isnad ile rivayet etti.[43]

Belki de Âişe radıyallâhu anhâ, yanında birçok Sahabî’nin rivayetinden bir haberin sabit olması sebebiyle görüşünden vaz geçti ve onlara muvafık rivayette bulundu. Onun inkârının özü de Bedir savaşında hazır olmamasıdır.

Yine O’nun, görüşünden vazgeçtiğini kuvvetlendiren şeylerden biri de İmam Tirmizî'nin[44] şu rivayetidir:

Âişe radıyallâhu anhâ, kardeşi Abdurrahmân İbnü Ebî Bekr radıyallâhu anhu’nun kabrini ziyaret edince O’na hitab etti ve şöyle dedi:

"Vallahi (ölümün esnasında) yanında olsaydım seni mutlaka öldüğün yere defnederdim. Eğer sana (ölümüne) şahit olsaydım, seni ziyaret etmezdim.”

Yine (O’nun, görüşünden döndüğünü pekiştiren rivayetlerden biri de),

Ahmed'in Hz. Âişe radıyallâhu anhâ’dan şöyle dediğine dâir yaptığı rivayetdir: “Rasûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekir radıyallâhu anhu kabirlerine konulduktan sonra ben orada elbisemi çıkarırdım. Çünki biri kocam, diğeri de babamdı. Ne zaman ki oraya Ömer radıyallâhu anhu da defnedilince ondan haya ettiğimden artık kendimi örterdim.”[45]

Bu rivayette de Âişe radıyallâhu anhâ’nın, ölünün, konuşulanı işitmes(i) şöyle dursun, dirinin şeklini (bile) idrak ettiğini isbâtı vardır.
[30] Buhârî (3979)

[31] Neml:80

[32] Buhârî (3980)

[33] Buhârî (3976)

[34] Süheylî, er-Ravdu’l-Ünüf (5/175)

[35] Aynı kaynak (5/175)

[36] Neml:80

[37] Fâtır:22

[38] O Ebu Bekr Ahmed İbü İsmail ibni’l-Abbâs ismailî el-Cürcânî eş-Şafiî'dir (D:277-Ö:371). Muhaddis ve Fakihtir. Çok hadis işitmiş tir. Hafız el-İsmâilî diye meşhurdur. (Daha çok Buhârî’nin Sahîh’i üzerine yaptığı meşhûr “el-Müstahrec” isimli “Sahih”i ile tanınır.) “Tezkiratü’l-Huffâz" (3/347) İbnü Kesîr "el-Bidâye ve'n-Nihâye" (11/317)

[39] Tahrici daha önce geçti.

[40] "Şerh'üz-Zürkânî Ale’l-Mevâhib” (2/309)

[41] Kastalânî'nin"el-Mevâhîbü’l-Ledûnniyye" (1/189) O, İmâm Allâme, Fakih, Muhaddis, Ahmed İbnü Hanbel İbni Muhammed İbni Ebi Bekr Ebu’l-Abbâs Şihâbuddîn eş-Şâfiî’dir. (D:815-Ö: 923). "Ed-Davu'l-Lâmî" (2/103)

[42] O, Hafız Allâme Yunus İbnü Bekir İbnü Vâsıl eş-Şeybânî el-Kûfî Ebû Bekir’dir (Ö:199). Buhârî, “et-Tarihu’l-Kebîr" (8/411) İbnü Hacer, "Tehzîb'üt-Tehzîb" (9/456)

[43] İmam Ahmed, "el-Müsned" (25372), Heysemî, "Mecmau'z-Zevâid" (10023) Heysemî, “bunu İmam Ahmed rivayet etti, ricali de sağlam kimselerdir” dedi.

[44] Tirmizî (1055)

[45] Benzerini Ahmed rivâyet etti (25560). Heysemî de "Mecma'üz-Zevâid" (8/615 h. 14274)de bunu nakletti ve “ricali Sahih’in ricalidir; benzerini İbnü Sa'd (3/364) ve Hâkim de (3/61) rivayet ettiler” dedi.

Kaynak

**

Bu Bilgilerde Murat Yazicinin Sitesinden Alınmıştır.

Alıntı

Hz. Âişe'nin Meyyitlerin İşitmesi Hakkındaki Akidesi

Buhârî'de ve Müslim'de yazılı olan hadîs-i şerîfe göre, Bedir'de öldürülen kâfirlerin, birkaç gün sonra, bir çukura konulması emr olundu. Bundan da birkaç gün sonra, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) çukurun başına gelip durdu. Çukurdakilere, isimlerini ve babalarının isimlerini birer birer söyliyerek, (Rabbinizin, size söz verdiğine kavuşdunuz mu? Ben, Rabbimin söz verdiği zafere kavuşdum) buyurdu. Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) bunu işitince, (Yâ Resûlallah! Leş olmuş kimselere mi söyliyorsun?) deyince, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) (Beni doğru Peygamber olarak gönderen Rabbimin hakkı için söylüyorum ki, siz beni onlardan daha çok işitmiyorsunuz. Fakat cevab veremezler) buyurdu.

(mesela bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, 6. Baskı, DİB Yayınları, Ankara, 1983, 10. cilt, s. 152-154; Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Sönmez Yayınevi, İst. 1980, c.11, Bab:17, s. 290-291).

Seyyid Dâvud bin Süleyman rahime-hullahü teâlâ (vefatı h. 1299/m. 1881) ilk olarak 1305 hicrî yılında Bombay'da basılan kitabında diyor ki:

Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ), yalnız kabirdeki kâfirlerin işitmeyeceklerini söylemişdir. Çünkü, onun bildirmiş olduğu hadîs-i şerîfde, (Bir kimse mü’min kardeşinin kabrini ziyâret eder ve kabir yanında oturursa ve selâm verirse, meyyit onu tanır ve selâmına cevap verir) buyuruldu. Onu tanıması ve selâm vermesi, meyyitin onu gördüğünü ve selâmını duyduğunu göstermekdedir. Âişe (radıyallahü anhâ) kâfirlerin işitmediğini haber verdi ise de, onların bildiklerini de haber vermekdedir. Kendisinin bildirdiği bir hadîs-i şerîfde, (Benim doğru söylemiş olduğumu, onlar şimdi bilirler) buyurulmakdadır. ... Çünkü ölmek, bazı câhillerin dedikleri gibi, yok olmak olsa idi, onun bütün duygularının yok olması lâzım gelirdi. Hazret-i Âişenin bildirdiği, Buhârî'de yazılı olan hadîs-i şerîfde, meyyitin bildiği haber verildiği için, duygularının gitmediği anlaşılmakdadır. Diğer Sahâbîlerin haber verdikleri hadîs-i şerîflerde ölülerin işitdikleri bildirilmişdir. Hazret-i Âişenin, bu (işitmek) kelimesinin, kabûl etmek, îmân etmek demek olduğunu zan etmesi, âlimlerin söz birliğine uymamakdadır. Eshâb-ı kirâmın sözleri ile onun sözünü ve onun haberindeki sözlerini birleşdiren en doğru söz yine onun haber verdiği ziyâret hadîs-i şerîfidir. (...) Meyyitin işitmeyeceğini söyleyen birkaç âlim ve meselâ Âişe (radıyallahü anhâ), kabirdeki kâfirlerin işitmeyeceklerini söylemişlerdir. Fakat, Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ümmeti içinde şehîd olanların, Velî olanların, kabirlerinde işiteceklerine inanmayan hiçbir âlim yokdur. Hazret-i Âişe de, başkaları da, buna inanmışlardır. Zamanımızda türemekde olan mezhebsizlerin ve bunlara aldanan bazı câhillerin, meyyit işitmez demelerinin, hatta Resûlullahı da buna katmalarının kötülüğü, çirkinliği, buradan anlaşılmakdadır. (Dâvud bin Süleyman, Minhat-ül-Vehbiyye fi Redd-il-Vehhabiyye)

Nitekim, Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi'nde, özetle şu bilgileri görüyoruz:

Abdullah ibni Ömer'e (radıyallahu anh) ve tâbiîn imamlarından Katâde'ye göre çukurdaki kafirler hakikaten işitmişlerdir. Hazret-i Âişe ise ilim ile te'vil etmiştir ve "sözlerimi sizden iyi işitirler" sözünü "sözlerimin hak olduğunu şimdi pek iyi anlarlar" diye tefsir etmiştir. Fakat bilmek kabiliyetini kabul etmek, işitmek hassasiyetini kabule mani olmadığı mütâleasiyle, İmam-ı Beyhakî ve emsâli alimler Abdullah ibni Ömer'in sözünü tercih etmişlerdir. (bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, 6. Baskı, DİB Yayınları, Ankara, 1983, 10. cilt, s. 153-154'deki dipnot.)

İbni Kesir de tefsirinde benzer bilgiler veriyor ve şöyle diyor:

Alimler katında sahîh olan ise İbn Ömer'in rivayetidir. Zîrâ onun sahîh olduğuna birçok yönlerden şâhidler vardır. Bu cümleden olarak İbn Abdülberr'in İbn Abbâs'tan merfû' olarak rivayet ettiği ve sahihtir dediği bir hadîste şöyle buyrulur: Bir kimse dünyada iken tanımakta olduğu bir müslüman kardeşinin kabrine uğrar da ona selâm verirse Allahü Teâlâ onun ruhunu kendisine iade eder de selâm verenin selâmına karşılık verir.

(bkz. İbni Kesir, Rum 52-53. ayetlerin tefsiri)

Kadı Iyaz, hadislerde beyan edilen işitmenin umumi olduğunu [Bedir'de öldürülenlere has olmadığını] söylemiştir. İmam-ı Nevevi de, "Kabirlere selam vermeyi bildiren hadisler bunu iktiza etmektedir. Zahir ve muhtar olan kavil de budur" demektedir (Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Sönmez Yayınevi, İst. 1980, c.11, Bab:17, s. 292).

Tashih'ül Mesail kitabında şu bilgiler mevcut:

"Muhammed bin İshak'ın Megazi'sinde sağlam senedlerle ve İmam-ı Ahmed bin Hanbel hasen isnadla Hazret-i Âişe'nin (radıyallahü anhâ) Hazret-i Ömer'e (radıyallahü anh) buyrulan hadis-i şerif hakkındaki sözlerinden sonra diyor ki, Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ) bu büyük sahabinin bildirdiği bu hadis-i şerifi sağlam olarak duyduktan sonra, eski kabul etmemezliğinden rücu' etti. Yani kabul etti. Çünkü hadise olduğu zaman kendisi orada yoktu. Sahih-i Buhari'nin şerhlerinde de bu sözlerin benzerleri bildirilmektedir." (Mevlânâ Muhammed Fadlurresul, Tashih'ül Mesail, Berekât Yay., İst, 1976, s. 126.)

İlaveten, Muhammed bin Alevi el-Maliki'nin kitabında şu ibareyi görüyoruz:

[İbni Teymiyye diyor ki:] Ölülerin görebilmesi ile alâkalı Hz. Âişe'den (radıyallahü anhâ) ve diğer sahabelerden birçok rivayet gelmektedir. (Mecmuu'l-Fetava 24/362). (Muhammed bin Alevi el-Maliki, Mefahim, Ege Basım, İst. 2007, s. 270. )

Aşağıda, Hz. Âişe'den gelen bazı rivayetler ve bunların yazılı olduğu, kolayca bulunabilecek bazı kaynaklar verilmiştir:

Ebû Bekr Abdüllah bin Ebiddünyâ, Kitap-ül-kubûr kitabında diyor ki: Hz. Âişe'nin haber verdiği hadis-i şerifte, (Bir kimse, din kardeşinin kabrini ziyârete gider ve mezarı başında oturursa onu tanır ve selâmına cevap verir) buyuruldu.

Kaynaklar:

(1) İmam-ı Süyuti, Kabir Alemi (Şerh-us-sudûr), Kahraman Yayınları, 1992, s. 333.

(2) İbni Kayyım-ı Cevziyye, Kitâb-ür-rûh, İz Yayıncılık, 3. Baskı, İst., 2007, s. 10 ve s. 19.

Müslim, Hz. Âişe'den haber veriyor: (Ya Resulullah, ölülere ne diyeyim dedim. Buyurdu ki, şöyle de: Ey Müslüman kabristanlılar size selam olsun. Allah bizden öncekileri de sonrakileri de affetsin. İnşaallah biz de size kavuşacağız.)

Kaynaklar:

(1) İmam-ı Süyuti, Kabir Alemi (Şerh-us-sudûr), Kahraman Yayınları, 1992, s. 365.

(2) İbni Kayyım-ı Cevziyye, Kitâb-ür-rûh, İz Yayıncılık, 3. Baskı, İst., 2007, s. 174.

Deylemînin Âişe vâlidemizden bildirdiği hadis-i şerifde (İnsan, evinde iken nelerden incinirse, kabrinde de onlardan incinir) buyuruldu. İmâm-ı Kurtubî Tezkire kitabında diyor ki, dünyada olanların yaptıkları şeyleri Allahü teâlâ bir melek ile yâhut alâmet ile, işaretle veya başka bir yoldan, ölülere bildirir.

Kaynak: İmam-ı Süyuti, Kabir Alemi (Şerh-us-sudûr), Kahraman Yayınları, 1992; s. 495.

Yeryüzünde bulunan İslâm türbelerinin birincisi Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) medfûn olduğu hucre-i mu’attaradır. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) efendimiz, çok sevdiği zevcesi Âişe (radıyallahü anhâ) vâlidemizin odasında, hicretin onbirinci senesi, Rebî’ul-evvel ayının onikinci pazartesi günü öğleden önce vefât etdi. Çarşamba gecesi, bu odaya defn edildiler. Hazret-i Ebû Bekrle hazret-i Ömer (radıyallahü teâlâ anhümâ) de, bu türbe içinde defn edildiler. İmam-ı Süyuti diyor ki:

İmâm-ı Ahmed ve Hâkim, Hz. Âişe'den haber veriyorlar ki: (Odama girer, elbisemi çıkarırdım. Çünkü, kabirlerde babam ve zevcim vardı. Hz. Ömer de defnedildikten sonra, odama girince, elbiselerimi çıkarmaz oldum. Çünkü, o yabancı idi. Ondan hayâ ederdim).

Kaynaklar:

(1) İmam-ı Süyuti, Kabir Alemi (Şerh-us-sudûr), Kahraman Yayınları, 1992; s. 334.

(2) Muhammed bin Alevi el-Maliki, Mefahim, Ege Basım, İst. 2007, s. 149. (Buradaki dipnotta diyor ki: Mecmau'z-Zevaid (7/26) Ahmed bin Hanbel'den rivayet edildiğini, Hafız Heysemî'nin ravilerinin güvenilir olduğunu söylediğini aktarır. Aynı zamanda Hakim Müstedrek'te (4/47) rivayet etmiş ve Buhari ve Müslim'in şartlarına göre sahihtir demiştir. Zehebi ona herhangi bir itirazda bulunmamıştır.)

Âişe (radıyallahü anhâ), Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) mescidinde, kabrinin etrafındaki evlerin birinde çivi ve başka şeylerin çakılmasından mütevellid bir gürültü duyunca; “Resûlullahı (sallallahü aleyhi ve sellem) rahatsız etmeyin” diye haber gönderirdi.

Kaynaklar:

(1) İmâm-ı Sübkî, Şifâüs-sikâm fî ziyâreti hayr-il-enâm.

(2) İmam-ı Kastalânî, Mevahibu Ledunniye, Hisar Yayınevi, İst., c.2, s. 477.

Hz. Âişe radıyallahü anhâ kardeşi Abdurrahman bin Ebu Bekr'in kabrini Mekke'de ziyaret edince, seslenip ona "O zaman [ölürken] senin yanında olsaydım, seni ziyaret etmezdim" dedi.

Kaynaklar:

(1) Mevlânâ Muhammed Fadlurresul, Tashih'ül Mesail, Berekât Yay., İst, 1976, s. 124-125.

(2) Sünen-i Tirmizi Tercümesi, c. 1, s. 276, Hadis no: 1055, Konya Kitapçılık, Konya, 2004.

İbni Ebi Şeybe ve Ebu Davud'un rivayet ettiklerine göre Hz. Âişe buyurdu ki: Habeş pâdişâhı Necâşî îmana geldi. Kabri üzerinde her zaman nûr parladığını çok kimseden işittim.

Kaynaklar:

(1) İmam-ı Süyuti, Kabir Alemi (Şerh-us-sudûr), Kahraman Yayınları, 1992; s. 262.

(2) Muhammed bin Alevi el-Maliki, Mefahim, Ege Basım, İst. 2007; s. 291. (Burada diyor ki: Bu rivayet, Muhammed bin Abdülvehhab'ın Ahkamu Temenni'l-Mevt kitabının "fıkıh cildi" 2. kısmında da yazılıdır!)

Hazırlayan: Murat Yazıcı