Gençlik ve Tasavvuf.. "Abi Ateşiniz var mıydı ?.."
Zemane gençliğine Tasavvuf sevgisi aşılayacak gözü yaşlı bağrı yanık adamlara ihtiyaç vardır.. biz bu adamlara "kadrolu" deriz (yani) aşkdan cezbeden nasibi olan hal ehli kişiler.. içsel "hüviyet" dışa yansıyan bir çehredir.. mesela gece Seher bağında bülbül gibi Hakk'a niyaz eden kulların dırahşan çehreleri gündüz vakti (genç yaşlı) bütün arz ehlinin gönlüne birer "sevgi" olarak ekilir..
dünya bir pazar yeridir bu pazarda "tezgahtar" (bezirgan) olmak için yüzümüzü (eserimizi) güzelleştirmeliyiz.. içimizin sıfatı dış yüzümüzün mimarıdır o "iç mimarın" halinden her sabah ve akşam daima endişe duymalıyız.. Bayezid-i bestami efendimiz hazretleri (ks.) her sabah endişe ile yüzünü yoklardı.. niye öyle ediyorsun dediler.. buyurdu ki: "cenab-ı Allah işlemiş olduğum günahlar yüzünden acaba yüzümü maymun ya da domuz suretine çevirdi mi diye kontrol ediyorum !!.." derde bak hizaya gel.. (adam ol ahmet efendi!)...
İlahi yâ Rabbel-alemin! mutahhar kulların böyle korkarsa ya bizim halimiz no'lacak!..
malum, gençliğin dünyası; istidadı körelten, kalbi öldüren "rabıtalarla" doludur.. zemane gençliği eğitim ve öğretimin sefaleti yüzünden laubalidir avaredir gamsızdır.. işte gençliğin o "gamsız" dünya görüşünü alt üst edecek bir rabıtaya (kalbi motivasyona) ihtiyacı vardır..
Rabıta-i şerife "hablel-metin"le bağlı kişilerin nazar ve himmeti "bilgisel" donanımdan önce gelir: daha ehemmiyetlidir.. dolayısıyla evvela "olgusal" (amiyane tabirle harbi) adam olmak lazımdır.. mesela temsil ve tebliğ sahnesinde insan bir tevazu abidesi olarak meydana çıkacak.. öyle tekebbürle höd zödle "aşı" maşı olmaz..
İmam-ı Rabbani efendimiz hazretleri (ks.) buyurur ki: " Mevla'yı tanımak haramdır: kişi kendini (nefsini) frenk kafirlerinden üstün görse!.." ve ha keza Mevlana-i Rumi efendimiz hazretleri (ks.) buyurur: "herkesin bir emmare (gamsız) nefsi vardır benim nefsim emmarenin de emmaresidir.." fesubhanallah.. "duydun mu!"evliya-i azime neler söylüyor..
işte gençliğin kafasını gözünü (istiğna fikrini ebediyet tevehhümünü) ancak bu gibi haller kırar (açar).. aklıma "divanelik" derecesinde "samimi" olmaktan başka hiç bir parlak fikir gelmiyor.. ma'rifet bu da'vayı müfred tesniye ve cemii şahıslara "aks" ettirebilmeye bakar.. ma'nası müteaddi adamlar elektriği alır verir alır verir alır verir...
şüheda-i uşşakiyeden şeyh hamza Bâli efendi (ks.) Bosna'nın meyhanelerini dolaşır oralarda müstaid gördüğü gençlere yaklaşarak: " Ey Oğul ; bevl-i şeytan olan şu hamrin ne neş'esi olacak?.. tâib ol (tevbe et) bana gel; sana bade-i hubb-i Rahman vereyim; nûş eyle ki kıyamete kadar sekran olasın.." diyerek kendisine (tarikat ve tasavvufa) cezbeylerdi.. pek az bir zaman içinde işret mübtelalarından bir çokları onun müridânı olmuş ve cemaatı gitgide tekessür etmiştir..[La'lizâde'nin tahkikine göre] sayıları binlere baliğ olmuştur.. fefhem cidden !..
sonra şunu da unutmayalım ki: gençliğin arka bahçesi (alt yapı planı) çocukluktur.. evladlarımızı ta çocukluk devresinde ele almalı: onları esaslı bir plan ve program dahilinde Muhammed Mustafa (sav.) sevgisine şartlandırmalıyız.. malesef elimizden başka bir şey gelmiyor: "emr-i vaki' ve şartlandırma".. öyle ya.. ebeveynde"hakiki sevgi" olmayınca evde "gerilim politikası" çıkıyor mu çıkmıyor mu?.. bilirsiniz işte: şart koşmalar zor kullanmalar teşvikler tehditler sana şunu alırım bunu yaparım şöyle ederim böyle ederim.... (İnşallah bunu bari başarabilsek)..
şehid Bayram Ali hocamız (rh.a) bir sohbetinde (Kadir gecesi) şöyle demişti: ".. bir zamanlar İlköğretim çocukları arasında büyüyünce ne olmak istersin diye bir anket/araştırma yapılıyor.. anket sonucunda görülüyor ki kimi madonna kimi maradona kimi travolta olmak istiyor; bir tanesi de çıkıp dememiş ki ben Muhammed Mustafa (sav.) olmak istiyorum!.."
Muhammed Mustafa'nın (sav.) "kadrolusu" âşık adamları kalmadı ki nesilleri O'nun (sav.) önüne sel gibi katsın da aşkıyla hayran eylesin: tâ hayallerde başka Yâr'a yer kalmasın.. şimdi bu babda hepimiz "karı olduk Karı!.." (Bayram Hocamın na'rasıdır!)..
gençliğin "elinden tutmak" (davayı sevdirmek) lazımdır.. " gel lan bizim tarikattan ders al".. demekle maya tutmaz.. malesef bu iki şeyi biribirine karıştıranlar var.. halbuki Tarikat "teklif" edilmez.. Tarikat güzel güzel yaşanır "taleb" ve "iştiyak" edilecek hale getirilir.. o vakit teklife (emr-i vakiye) mahal de kalmaz zaten.. Temsilimiz (ahvalimiz) sözsüz sadasız "Tebliğ" olduğu günde gençlik "Aranan Şeyi" bulacaktır; ve bizzat kendi içinde ki "Güneşi" de görecektir.. vesselam...
http://www.kudsharemi.com/makaleler/163-genclik-ve-tasavvuf-qabi-ateiniz-var-myd-q.html



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

