İbni Arabinin Vahdet-i Vucud Anlayışı
Şeyh Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin Fütûhât'ı Mekkiyye'si dikkatle okunacak olursa, vahdet-i vücûd nazariyyesindeki esas fikirleri, eşyâ, esmâ ve sıfâtın tecelliyâtıdır; yoksa Allah mahall-i havâdis değildir.
Ne O eşyaya, ne de eşya O'na hulûl edemez ve eşya ile ittihadı mümteni'dir. Çünkü kadîm, hâdise mahal ol- maz. İttihadı ancak ehl-i ilhâd kabul eder. Âlem, Hakk'ın aynı değildir; Hak da o âleme hulûl etmiş değildir.
Bu, en büyük mutasavvıflardan biri olan Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin lisanında böyle olduğu gibi; ulemâdan meselâ Allâme Celâlüddin Süyûtî "el-Hâvili'1-Fetâvâ" adlı eserinde bunu aynen te'yid ederek der ki:
"Bazı muhakkikîn-i sofîyyenin sözleri arasında ittihad kelimesine tesadüf edersiniz. Buradaki ittihad lâfzı, hakîkat-i tevhide işarettir. Tevhid de mübalâğadır. Esasen tevhîd, vâhidi, ehadi bilmektir. Sapanlar, bu mânâyı anlamayanlardır.
İttihadı hulûl mânâsına alanların fikri, aklen, şer'an, örfen merdud olduğu kadar; enbiyânın, evliyânın ve meşâyih-i sofiyyenin vesâir ulemânın icmâ'ıyla da merduddur.
Bu merdud söz, ancak gulât taifesinin, yani ilme istinad etmeyen ve Vâcib Teâlâ hakkında kâmil bir fikri olmayan, körü körüne bildiğinde ısrar eden bir tâifenin, hakikat-i ilmiyye karşısında bir kıymet ifade etmeyen sözlerinden ibarettir".
Mahir İz.


