Seyyid İbrahim el-Ahsai Hazretleri'nin Cübbeli Hocamıza Dûası .İzlemek ve de Dua'ya İştirak Etmek için Buraya Tıklayınız.                Cübbeli Ahmed Hocaefendi için Seyyid Hazretlerinin Okuduğu Mevlid-i Şerif ve Duası İçin Tıklayınız.

Yazdır

Taleb başlı başına bir davadır..

Yazar: HeyamanPosted in: Heyaman

Mektubat-ı Rabbani (61. Mektub-i şerif) de geçer: eızzeden/büyüklerden bir zat buyurmuş ki: " eğer (hakikaten) TALEB edersen muradın sana verilir.. (olur ya) eğer verilmezse (de o vakit iştiyakın) artırılır.."

Hz. İmam (ks.samedani) şöyle devam eder: " öyle ise bu taleb devletinin husulünü (var oluşunu) en yeudde / saymak gerekir: (ne saymak..?) ni'meten uzma / en büyük nimet olarak saymak gerekir.. ve yine gerekir: o (iştiyak) devletine ters düşen herşeyden sakınmak gerekir.. ta ki (o taleb haline) bir soğukluk ve durgunluk gelmeye..!"

ey aziz kardeşim, 'kelamul müluk mülukül kelam' diye boşuna dememişler: sultanların kelamı kelamların sultanıdır.. Hz.İmam-ı Rabbani (ks.aziz) talebi ni'met-i uzma olarak isbat etti.. elhak öyledir, zira her kemal ve cemal taleb ve iştiyaka vabestedir...

imdi, bila-taleb ve la-gam vera-i perdede kalmak var iştiyak-ı şedid ve taleb-i cidd ile vera-i perdede kalmak var.. bu ikisi bir midir..? hayır..!

Hz. İmam efendimiz taleb sancısı ile derdnak olmaya ni'meten uzma / en büyük nimet dedi.. hem nasıl..?
Allah rızası içün -tekrar- şu noktaya dikkat: velev o muradın sana verilmese ve sen maksuduna kavuşamasan bile.. şekil aynen bu..!

Ayet-i kerime'de geldi: " Fa'tebiruu ya uli'l-elbab / İbret alın ey akıl sahibleri..!"

hasta yatağında (ve artık son gecelerinde) " ey oğul (sultan veled hz.) sen artık git yat uyu ve bize aldırma.. biz ki sabahlara kadar coşup köpüren SEVDA dalgalarıyız..!" buyuran o koca Mevlana'yı " akşam olsa da yatsak..!" deyiciler hiç bir zaman anlamadı/anlayamayacak...

taleb ve iştiyak derdi bitip tükenen bir şey değildir ve onun şerhi ancak sinesi derd-i iştiyak ile lime lime olanlara edilir.. (bknz. mesnevi-i şerif 3.beyt) öyleyse biz iştiyak ve talebin şerhine muhatab olmaya bakalım: (küçük bir not:) şerh içün şerh-i sadr vacibtir...

bizler 24 saatlik 1 gün içinde 3 saatlik 3 ameli (Namaz, Kur'an, Tarikat) bir araya getirip de gütmekten aciz kişileriz.. ve bir türlü 2 davanın yakası (ulum ve a'mal) bir araya gelmiyor: hangi talepten bahsediyoruz..?! demem o ki biz taleb ve iştiyakın başlı başına bir dava ve ni'met-i uzma olduğunu unutmuşuz.. halbuki taleb (ve iştiyakın) husulü ile vicdan-ı talibe rikkat geliyor.. şunu unutmayalım: manevi hayatın devamı: talebin devamı ile mümkündür.. ve ciddi anlamda talebin neticesi de -mutlak surette- cenab-ı Matlub hazretidir..

beyt-i şerif'de geldi:

Rivayettir Zebur'dan Fa'tekıdnî / Ene'l-Matlûbü fetlubnî tecidnî / Fe in tedlüb sivâî lem tecidnî / Ener'Rahmânü fetlubnî tecidnî / Sivâdan kıl firar Hakk'a gidelim / Cemâl-i ba-Kemâle seyr idelim... (Risale-i Kudsiyye - Hz.Garibullah)

Cenab-ı Hakk, bana yakinen i'tikad et: güman ile imanı halt etme buyuruyor.. benim matlub benim dost benim yar: öyle ise bana müştak ol beni taleb et: o vakit bulursun beni.. eğer beni değil de gayrım olan alemleri taleb eder isen: o vakit (benden gayrıya dilbeste olduğunun) cezası budur ki: bulamazsın beni.. benim merhameti sonsuz Rahman ve sana anandan babandan ziyade acıyan: haydi beni taleb et, eğer cidden arar ve istersen bulursun beni.. sivadan kaçıp sakınmakla Hakk'a gidelim.. eşsiz ve sonsuz olan Cemal'e seyran idelim.. 

hakiki Matlub hazreti cemalinden 'veresiye' vermez.. bu yolda ödemeler/bedeller peşindir.. kişi harlı taleb ateşi içinde cız bız olup kızaracak ki bir ışık yansın.. evliyanın büyüklerinden Şah Şucâ Kirmani hz.ne (ks.) "geceleri nasılsın?" diye sormuşlar, hazret şöyle cevap veriyor: " şişe geçirilmiş, ateşte cızır cızır kızartılan bir tavuk gibiyim..!" işte kelimat-ı evliya böylesi büyük ibretler ve ince nüktelerle doludur.. fakat ders alacak müstaid-talebe: hani nerde?

derkenar: maksudu Huda olanın hüda ulularını sevmesi ve onları daimi surette yad etmesi vacibtir..

İsmail Hakkı Bursevi Hz.ne (ks.) alem-i ma'nada şöyle hitab ettiler: " Üftade Üftade.. Hüdai Hüdai.. diye diye.. sen de oldun: aynı bir Üftade ve Hüdai..." vesselam...talepten bahsediyoruz ki..?!