Osman Topbaş efendi hz. bir sohbetlerinde pek güzel bir tesbitte bulunmuşlar:
“Fıkıhsız tasavvuf ile tasavvufsuz fıkıh başa beladır.” Allah cc. kendilerinden razı olsun..
el-hak! ne hukuksuz Hak bulunur ne de Hak'sız hukuk tahakkuk eder.. işte mezkur sözden meram budur..
aslında tasavvuf fıkhın ta kendisidir.. hazretin böyle söylemesi "..fıkıhsız tasavvuf zındıklıktır.. şeriatsız tasavvuf sapıklıktır.." gibi söylemlere saplanıp kalmış olanları uyarmak içindir.. yani hep "fıkıhsız tasavvuf şöyledir böyledir..vs.." deyip durmayın, bilin ki: "tasavvufsuz fıkıh da başa beladır..!" bazı münkirler tasavvuf ve tarikati fıkıhdan müstakilmiş gibi lanse etmek için böyle söylüyorlar..
tabiri caizse tasavvuf fıkıhla fokurdayıp kaynamaktır.. ve bir terim olarak da zaten meşakkat (tefe'ul) babından gelmektedir.. yani kökünde zorlanma var bu işin.. bu yol: sana yakin/ölüm gelinceye kadar takva ve azimet üzre ibadete devam edeceğin bir istikamet güzargahıdır...
şimdi sen karar verdin bu hayatı yaşayacaksın diyelim: ee neye göre amel edeceksin? bu meşakkat işinin bir sistematiği, bir şekil A'sı yok mu yani? fıkıhsız tasavvuf diye bir şey olur mu?
Mevlana Ali Haydar Baba (ks.) bir Mecelle şarihiydi, dört mezhebin müftisiydi, meşihat dairesinin de başreisi idi.. sen şimdi böyle bir zatın yolundan gidene "fıkıhsız tasavvufun mazarratı vardır haa!" dedin mi tereciye gülme gelir... :)))