Sultan eteğine yapış ki ahir zaman fitnelerinden kurtulasın..!
Sâye-i Yezdân çü bâşed dâye eş;
Vâ rehâned ez hayâl ü sâye eş..."Allah'ın manevi gölgesi o gölge avcısının mürebbisi olursa onu hayal ve gölge peşinde koşmaktan kurtarır.."
Sâye-i Yezdân büved bende Hudâ
Mürde-i în âlem ü zinde Hudâ.."Saye-i Yezdan (yani zıll-i İlahi) Allah'ın o makbul kuludur ki bu aleme nisbetle ölüdür ve Allah'a nisbetle diridir.."
Dâmen-i ô gîr zû ter bi geman
Tâ rehî ez âfet-i âhir zeman.."O insan-ı kamilin eteğini geciktirmeksizin yakala ki ahir zaman fitnelerinden kurtulasın.."
[Mesnevî-i Şerîf beyt no: 420 - 421 - 422]
şerh-i fakir: yüce sultan Allah'ın mukarreb-i dergahı olan zata "saye-i Yezdan" dediler, işte bu, nefsinden fani ve Hakk ile baki olan zatın Allah ahlakı ile mütehallık bulunduğu merkezden haberdir..
Vâsıl, inceldiği yerden koptu, kendinden boşaldı, adeta su olup aktı.. muamelenin inceliğinden bir ara işler karışmıştı (ma'rake-i teşbih ve televvüne uğramıştı) sonrasında işin aslı (fark ve tenzih) gün gibi ayan oluverdi...
artık o masmavi bir deniz, toz pembe bir rüya gibiydi işte o şanda bûy-i Muhammed Mustafa ile ıtırlandı (vâris-i Nebî'den kılındı) ve zatı, kamu âlemden Berî olan Zatın bir âyeti ve âyinesi ve kelime-i tâmmesi oldu...
imdi, hayatını boş boş hayal avcılığı peşinde koşturmakla geçiren o beş duyucular var ya, eğer onlar saye-i Yezdan'a (bu İlahî gölgeye) gelseler heman kendileri av olurlar ve varlığın kaç bucak olduğunu öğrenirler, ve bu maceranın sonunda öyle bir gerçekliğe kavuşurlar ki akıl ve mantık o finale bir ma'na veremez -artık- bütün hayaller suya düşmüş, işaretler de erimiştir....
***
ruhu âsitane-i rahmet ve Rıza'da hücrenişîn olan kullar bu dünyada diriler arasında dolaşan Meyyitler gibidir.. nitekim Hadis-i şerif'de gelir: "Diriler arasında yürüyen bir Meyyite nazar etmek isteyen Ebu Bekir'e baksın.." Radıyallahu anh..
makbul-i dergah-ı izzet olanın bu aleme nisbetle ölü gözüktüğü Allah'a nisbetle (ind-i ilahide) diri olmanın karşılığıdır.. (yani) Allah'ın manzuru olan diride öyle bir ruhaniyet vardır ki o gayrın gözüne ölü gelir..
işbu makam-ı latifin nüktesindendir ki dünyaca ünlü meşhur bir ressam defaatle uğraştıysa da hazret-i Mevlana-i rumi efendimizin resmini çizememiştir...
ve şehid Bayram Ali hocamızın (rh.a) oğluna vasiyet ettiği bir şey vardır: "aman oğlum Mahmud efendiye git de onu bir gör bir an da olsa o Nurun fotoğrafını çek..!"binaenaleyh, o cebine koduğun resim ruhun çektiği resmin yerine kaim değildir bilesin..
ve Allah'a nisbetle diri olan kişi, mevt-i ihtiyarı vaktinde hod (kendi) ümmü isminden (asl'ından) mevlid-i sani'e gelen kişidir, aslının vaslına eren kişi ise ağzını mûtû kable en temût (fena: Fillah) sırrının memesine dayamış "hayat ve ilim" sütünü içmektedir..
bu agahîlerin dünyası zahirde zindan ise de batında cennet-i muacceledir.. (yani) marifetullah firdevsiyle rızıklanırlar..
kimi var tevhidi galib, fenası racih olur dediler: bunlar kesrette vahdeti müşahededen celalde cemal görürler..
kimisi de var ki fark ve bakası galibtir, bunlar da vahdette kesret müşahedesinden: cemalde celal görürler... kaddesallahu esrarahum.....
***
"Sultan", Hadis-i şerif'de buyrulduğu üzre "yeryüzünde Allah'ın bir vekil-i Adaletidir ki her Zulüm gören ona (sultan-ı zahir u batına) iltica eder.."
beyt-i şerifin ma'nasına göre: sera-yı selatin-i Batın'a firar eden mazlumların ne dilekçeleri olsa Hakk'dan reva kılınacağına, her ne müşkilleri var ise min-Tarafillah hall u asan edileceğine işarettir..
ve "dâmen-i Evliyaya yapış" denildiği maddi ve manevi surette emr-i Vesîle'yi iltizamı müşirdir.. nitekim Âyet-i celilede geldi: "vebteğû ileyhil Vesîlete.. O'na ulaşmaya Vesîle arayın.."
ve zaten alem-i esbab ve hikmette olduğumuz için tedbir ve tedarike teşebbüs etmek: "bir bahaneye" sarılmak esastır.. Ehlullah hazeratı ise birer bahane-i muhteşemdir...
geçen bir kardeşimiz şöyle sordu: "acep benim burcum maddi ve manevi umura ne etki eder..? burcum bana mani midir müsait midir..?"
el-cevab: imam-ı Rabbanî hz.rinin (ks.) tahkiki vech ile istidadlar (ayn-ı sabitler) bile mahluktur, (yani) cebrî bir daire yok; bilakis her şey mümkin..
alçalma ve yücelme, ilerleme ve gerileme tamamıyla himmetle (aşkla) alakalı bir durumdur.. bu âlemde üç kuruşa beş köfte yoktur ama sen Aşk ile üç kuruşu var edersen o beş yüz köfteye bile mukabil gelir:
emr-i Aşk emr-i bî-hisap'tır anla bu işi yahu..
himmet-i mürid (kesbi gayret ve gımıldanma) üzerine himmet-i Mürşid (teveccüh nuru) zamm olsa o insan değil burcunun etkisini kendi istidadını (sabit sınırını) bile sebkat edebilir..
evet, insan pekala türünün şaz örneği, burcunun görülmemiş istisnası ve hatta istidad dairesinin aşkını olabilir.. bu husus mümkin ve caizdir < Biiznillah > bunu başarabiliriz:
eger Aşk var ise...***
baki Selam..


