bir Gelin iki Dâmadla gerdek olmaz!
birader, engin gönüllü olunmaz: engin gönüllü doğulur.. mamafih, her mü'min gönül işin aslında (kuvvede) engindir: zira gönül, "emir" alemindendir.. (yani) ne duvarı vardır, ne kubbesi..
e madem öyle haydi engin gönüllü olalım (hazret-i emre gelelim) diyoruz -ama- olmuyor işte.. neden?.. çünkü gönül darb-ı aşk ile çâk çâk olmadı (yarılıp açılmadı) henüz..
gönül bostanı iştiyak derdinin kazması ile şerha şerha olduğu vakit istidad toprağımızı âb-ı feyz-i İlahîyle sularlar.. binaenaleyh, derd olmadık gönülde ferec ve vüs'at olmaz; Ferâhurruh derd-i aşka vâbestedir..
derd-i aşk ise emr-i şeriatta Takva üzere bulunmakla ele geçer: o sebeble mevlana Mahmud efendi (ks.) hz., İrşâdın merkezine drangg diye "Takva"yı oturtmuştur: (veled-i aşkın hangi vâlidden mevlûd olduğunu) iyi anla!..
***
derkenar: bazıları engin gönüllü olmayı "geniş mezhebli" (kayıtsız ve mübahî) olma ma'nasında anlıyor, hatta dîn-i ındel-Hakk'ı hümanist bir felsefe ile izaha kalkışanlar, hak-batıl herşeyi birbirine halt edivermeyi "vahdet" zu'm edenler de oluyor..
onları bizzat hazret-i Mevlana sultan ile reddediyoruz, müşarünileyh hz. amelde Hanefî, i'tikadda Maturidi; ehl-i Sünnet mezhebinin ulularından bir zat idi.. kuddise sırruhu..
menkıbe: Mevlânâ hz.rinin “Ben yetmiş üç milletin sözüyle beraberim.” dediğini duyan ve buna içerleyen Kadı Sıraceddin, âlimlerinden birisini, Mevlânâ’ya göndermiş, ve Ona sıkı sıkıya da tembih etmiş... “git ve Mevlânâ’ya herkesin içinde sor;bu sözü demiş mi, dememiş mi?.. eğer demişse Hakaret et!...”
Alim kişi dergâha gider, “Sen yetmiş üç milletle beraberim demişsin, doğru mu?..” diye sorar.. Mevlânâhz. “Evet” der, “Hâlâ da deyip duruyorum.” Âlim kişi, Mevlânâ'ya hakarete başlayınca, Mevlânâ sultan tebessüm buyurarakşöyle bir cevab verir: “Ben bu söylediklerinle de beraberim..”
şerh: ibare-i Mevlana işare-i el-Mevlâ'dır, (yani) tâ alem-i hakikattan gelir, kudsî ilhamlar cümlesindendir.. hazret “Ben yetmiş üç milletin sözüyle beraberim.” buyurmuş, maksud nedir, ne anlamak lazım pekiy?.. ilm-i belagatta dahi bir kaidedir ki: bir söz değerlendirilirken: "kim söylemiş, kime söylemiş, ne maksadla söylemiş, ne makamda söylemiş?..." diye sıralı sorarlar.. hâza kavl-i kudsî, Hakk canibinden hikayet kılmaktır -ki- lisan-ı Celalüddin efendimiz onu demeğe mezun ve bir alet vaki' olmuş gibidir..
(yani) Allahu Teala hak-bâtıl hêr şeyi künhü ilmiyle muhittir, kuşatmıştır manasına geliyor.. ve işte hz.Allah'ın emri (kaderinin kazası) bunların arasında inip durmaktadır, kimi hidayette sadık (elhamdülillah), kimi dalalette sapık olarak (neuzübillah) kendi tezgahını dokumakda (amelini işlemektedir), Ben ise olan biteni (mes'uller üzerine istihdam ve taksim olunan ilahi şeinleri) temaşada garkım demektir...
***
Velî tabiatlı padişah (hazret-i Fatih oğlu) sultan Bayezid aleyhi rahmeti velgufran hz. şöyle buyurmuş: "..bu kişver-i Rum bir ser-i pûşide-i arûs-i pür namustur ki, iki dâmad hutbesine tâb götürmez.." (yani) "..devlet-i âli, nâmus timsali bir gelin gibidir.. Osmanlı devleti öyle hicablı, namuslu bir gelindir ki, iki damadın (sultanın) taleb (ve emrine) tahammül edemez.." kelamına kurban olduğum mübarek Dedem ne söylemiş be!..
imdi, şunu iyi anlamak lazım ki: insanın vücud iklimi dahi şanı vüs'atte bir başka devlet-i âliye gibidir, işte bizim vücud devletimiz pür namus ve esrar ve letaif bir gelin gibidir ki ona ancak bir dâmad (gönül Bayezidi) hükmeder eğer bir başka karındaş ve şehzade (nefis-i emmare) ona başkaldırır da sultanlık da'va ederse o bâği karındaşın (nefsin) başını ezmek vacib olur..
nitekim hazret-i Fatih rahimehullah, Kanunname'sinde, nizam-ı alem-i afak içün ferman irad eylerken; bize dahi nizam-ı alem-i enfüs hesabına mutlak bir Tasavvuf kanunu iş'ar etmiştir.. "..Her kimesneye evladımdan saltanat müyesser ola: (ona isyana kıyam eden) karındaşlarını nizâm-ı âlem içün katletmek münasibtir, ekser ulemâ dahi (bu katli) tecviz etmiştir; anınla âmil olalar!.." fefhem cidden!..


