Muhtelif İbareler
Türbe ve Kabir inşası..
Kabirler abartılmadan korunmalı ve alametlendirilmelidir.. zira elvah-ı kubur (kabir levhaları mezar taşları); düşünen "insanlar" için ibret ve hatta birer canlı vaizdir.. vahhabinin aklı körelmiş kalbi kararmış vahh yazıklar olsun onlara !!.. alamet ve nişan düşmanları bunlar.. kabristanları dümdüz bi caddeye tarlaya piste çevirmenin [salah cihetinden] anlamı gayesi esprisi nedir?.. türbeler tapınak değildir türbe inşası "korumaya" matuftur.. eğer dinen hurmeti (haramlığı) söz konusu olsa (onları herkes etse) Osmanlı ecdadımız inşa etmezdi.. herifler banyolarına bile plazma tv koyuyor ama mezarları yıkıyor dümdüz ediyor.. iyi bu kafayla "en temizi biz şu cesedleri de yakalım, küllerini de havaya savuralım; tâ mezarlık diye bir mahal ve mefhum da kalmasın" dememişler ha !..
Tasavvufî İlahiyat..
pekala gereklidir vacibtir (elzemdir)..ismail Hakkı Bursevi hz.nin (ks.) eserlerine bakın (okuyun) bütün Şer'i branşlarda (usulüne kadar) tasavvufî iklimin nefhaları vardır; ulum-i Şer'iyye mutlaka tasavvufi cihetiyle -beraber/paralel- işlenip "bir güzelce" idrak edilmelidir.. hatta tarih fen edebiyat ve felsefe gibi gayr-ı Şer'î sahalar dahi tasavvufi nazar ve tahkik ile yoğrulup işlerin esasları Hakkî'ce anlatılmış olsa şu zamanda büyük hizmet edilmiş olur.. peki bu iş nasıl olur? bugün bu işi yapacak hocaefendiler ve akademik kadrolar vardır.. bunlar bir araya gelip Hey'et olarak çalışabilir.. bu imkansız bir şey değil: ama bu işe maddi ve manevi himmet lazımdır.. velhasıl, bize yan gel İlahî-Yat değil: haydi İlahî-Kalk Tasavvufu lazımdır...
Nakşî tarikında sema ve cehr..
bir makalede şöyle denilmiş.."..Bu sebeble Nakşibendî büyükleri, Sema ve raksa müsaade etmezler, cehri zikre de önem vermezler.." evet, zira bu zatların cehri (haykırışı) ve semaı (hareketi) sırdadır.. seyyidüt-Taife: cüneyd-i bağdadi efendimize (ks.) niçin semaı terk ettiği sorulur.. sahiv Eri hazret-i Cüneyd söz konusu ma'naya işaretle: "..dağları görmez misiniz onları yerinde durur sabit zannedersiniz ama onlar döner devr olur akar gider.." buyurmuştur.. Nakşbendî büyüklerinin (ks.hum) nezdinde müsaade edilmeyen harekatın ne manaya geldiği onların yüzlerini (rüyada veya yakazada) görmekle belli olur.. fil-mesel cehir ve semada bulacağın ma'nanın "görülmemiş" ziyadesini bu zatları gördüğün anda bulursun.. daha demezsin ki "bana sema da lazım cehir de lazım.." Sıddıkî sekînet evrengi acaib bir iklimdir.. Allah bizi bu en yüce "nisbetin" gavrına eren kulların yollarından ayırmasın.. kıymetlerini bildirsin..amin..
Körlük..
Körlüğün iki babı var.. bağrı kor olmazsa kördür insanın gözü.. o körlerin önde gideni de ben.. meczub-i İlahi der ki: " doldur kadehi ey saki (Hakim-i) Senai'nin körlüğüne içelim..! " bu alemde Cenab-ı Hakim-i Senai'ye kör diyorlarsa ya bizz...? ve körlüğün bazı babı vardır ki o makbul ve müstahsendir.. mesela en azizi nar-ı Aşk ile hasıl olanıdır.. o nevi körlük şirki şeriki siler atar.. kamu batıla küfr eder..(karartır silgi çeker).. ama kuru ilm ile hasıl olan körlükte bu ma'na (aydınlık) yoktur..
Kendi kendini ameliyat..
Tarikatsız nefsimi terbiye ederim diyen ahmaktır.. şeyhsiz (mürebbisiz) şeytanın maskarası olursun anca.. nefsin elinde mahkum olan kendi nefsini nasıl terbiye edecek?.. bu "kendi kalbimi kendim ameliyat ederim" demeye benzer.. kendisine hariçden müdahele şarttır; tarikat şifahenesi ve o tabib-i lokman (şeyh-i kamil) bunu temin ediyor..
Sünnet-i seniyye..
Sünnet-i seniyye dar-ı hicabtan dar-ı keşfe hicrettir.. Sünnet-i seniyye küduratı def' eder zuhuratı celb eder.. Sünnet-i seniyye'den her madde manevi bir ribattır.. Sünnet-i seniyye gönül ufkunda Cemal-i Mustafa güneşine muntazır olmaktır.. Sünnet-i seniyye, envar-ı Resul temessül edip nefs-i mutmain kubasından zuhur ettiği zaman neş'e içinde "Taleal bedru aleyna.." yı söylemektir.. işte o vakit ateşin bacayı sarıp samanlığın seyran olduğu vakittir..
Ehlullahın fıkhı Fıkıhların efendisi..
kıssa: bir arife büyük günahlar hangisidir diye sormuşlar.. hazret, " sen o günahı kime karşı işliyorsun ?.. Allah'a karşı..! e de bakayım bana; sen Allah'a karşı irtikab edilen hangi cürmü küçük sayıyorsun ..?!" Allah dostlarının fıkhı fıkıhların efendisidir.. bu fıkhın temel usulü şudur: işlediğin hiç bir günah ve kabahati küçük görmeyeceksin, yapıp ettiğin bütün salih amelleri de yok (i'tibardan sakıt) sayacaksın.. derkenar: cennete ilk girecek bahtiyarlardan olmanın ümidi ile cehennemden en son çıkacak kişi olmanın korkusu at başı gidecek..
Kemmiyet ve Keyfiyet..
vesika: Cüneyd-i Bağdadi efendimizin (ks.) sohbetlerinde mütemadiyen on veya on beş kişi bulunmaktaydı; cemaat bundan ziyade arttığı zaman cenab-ı Cüneyd meclisden kalkarlardı.. görüldüğü gibi hazret gayet derece muhtefi.. ders: 'kalabalıklık' kemal emaresi değildir kemmiyet ölçüsü ile keyfiyet ölçülmez.. nükte: okur yazar herkesin malumu olan bir terim vardır ehl-i sünnet ve'l-cemaat milleti içün sevad-ı azam derler.. nedir sevad-ı azam ? büyük karaltı.. yani ümmet-i Muhammedin amel ve itikadda mezahib-i erbaa üzre temeşşi eden kahir ekseriyetini ifade eder.. şerh: sevad-ı azam alemde ekallel-kalil bile kalsa canib-i hak ve sırat-ı müstakim tarafıdır; kelle kemmiyet kalabalık ve izdiham tarafı değil.. imdi, amel ve akidede ehl-i sünnete bağlı on azizle de sevad-ı azam hasıl olabilir.. isterse cümle alem şiada toplansın isterse kamu alem vehhabi olsun modernist olsun ya da her neyse...
El alma..
Şeyh asitanesine arada bir gelir-gider olmakla [kuru muhib/can olmakla] ehl-i Tasavvuf (-i hakiki) olmak arasında bâtıni (essah) bir alaka yok.. eğer ders alınıp yapılmıyorsa elin nereye ulaşabilir ki?.. o vakit zamanın garibliğinden ötürü (ilahi bir iltimasla) batına sirayet etmesi -zamanla- ümid edilen "zahiri" bir el alma durumu söz konusudur.. o kadar!.. doğrusu şu ki: himmet eden ibadet ve hizmet kılan maksuduna erer.. el alanların (müntesibler) sayısı binlere yüzbinlere hatta belki milyonlara baliğ olabilir ama alıp bus eylediği o eli ve telakki ettiği evamiri terk etmeyip Seyr-i İlellah davasında berdevam olan vefakarların sayısı şu gök kubbenin altında çok kalil ve gayet garib kalır.. dolayısıyla, her önüne geleni bu yola davet etmek; ısrar ve tazyikte bulunmak daire-i hikmetten hariçdir.. bu bir..ikincisi: Garibullah olmak her kişinin değil ancak er kişilerin karıdır.. Cenab-ı Allah bizleri Hadis-i Nebeviyye'de 'Guraba' namıyla muştulanan o bahtiyarlardan eylesin.. Amin.. daha önce ifade etmiş olduğumuz bir ma'naya atıfda bulunmak isterim: ne demiştik? her müntesib (el alan intisab eden) mutlaka mahsub'tur..(ismi cismi dosyası sayılmıştır..) öyle ama her mahsub mahbub (garib ve sevgili) değildir.. dolayısıyla hiç kimse dosyam var diye mağrur ve emin olmamalıdır.. zira (Mazallah) şeyh-i destgir'ler (elden tutan kamiller) o manevi dosyayı 'takipsizlikten' ötürü rafa kaldırıp muavenet (yardım ve imdad) edilenlerin en sonuna iliştirebilirler (vefasızlık yüzünden) terk de edebilirler..Sufi'nin vav'ı vefadandır bize vefa bozası değil vefa hasleti lazımdır.. ki davayı takip dosyayı "active" ettirir yani her daim ter u taze işleme tabi' tutturur..
zemane Sufilerinin en büyük avantajı..
zamanın garibliğidir.. ahir zaman ümmetine olumsuz şartların kesreti kadar hayr-ı kesire bahşedilmiştir.. mesela bu zamanda evliya hepten tesettür eyledi (gizlendiler) değil mi..? işte onların bu gözden nihan olmaları var ya.. Hz.Şems'in gaybubetine benzer.. eğer senin canında bir gıdım Mevlana gamı varısa şu yardan ayrı düşmek sana (bir ma'nada) iyi gelecektir.. yalnızlık hasret ve hicran bir ateştir.. malum olsun ki bu ateş içinde bir nur bağçesi kurulmuştur.. bir insan yılın 365 gününü Kabe-i Muazzama içinde geçirse ortamı kanıksamaya başlar ve belki de oranın hürmetini zayi eder.. öyle ise tâlibe (bir bahane ile) derdnâk olmak vacib oldu.. işte şu zaman ve zemin o gamın en müsait tezgahıdır.. eğer insan "adam" gibi gönül adar himmet bağlarsa bu hicran (ve su-i şerait) tezgahında pekala vuslat nakşını (sırrını) dokuyabilir.. Ya-Vedud-Allah! bizim vidalar (motivasyon) iyice gevşedi.. bize vüdd-i şerif çare-i yeganedir; fazlu kereminden ihsan eyle...!
zemane Sufilerinin en büyük dezavantajı..
en büyük dezavantaj mutlaka nefistir.. zira (emmare mertebesinde) bulunan bir nefis her asırda istisnasız her kişiye son derece kötülüğü emreder.. ama şu zamanda daha ziyade kötülük emreder.. (o ayrı mesele) çünki nefsi azdıracak ve oyalayacak şeyler ve bir de yalnızlık ve sahipsizlik hiç bir zaman -haza'l-vakt- şu zaman da olduğu kadar olmamıştır...ama dikkat! bu kadar yoğun ve katı bir dezavantaj ortamı nefs içün bir avantaj haline de dönüşebilir.. yani zamanın garibliği sebebiyle kişi bu zamanda az ameli karşılığında çok büyük (ve seri) semerelere nail olabilir.. Hadis-i şrf. hatıra geldi: hani buyruluyor ya? " siz öyle bir zamandasınız ki... ve öyle bir zaman gelecek ki... " zaman (-ı ahir) bize adeta zehir oldu.. ama bu zehirden şifa devşirmek elde (himmette) dir.. elde olmasa -kudret ve istitaat yetmese- (haşa!) Hakk'a zulüm lazım gelirdi.. yarın (yevm-i Gad'de) hiç bir asrın ahalisi yek diğerine " sen daha avantajlıydın.. biz daha dezavantajlıydık.. " deme hakkına sahibolamaz/olmayacaktır... (misal) Hakk Teala hazretleri hicri 700 lerde olanı 1400 lere vermez/vermemiştir.. öyle ama 1400 lerde olanı da 700 lere vermez/vermemiştir..Yaradan Allah cc. ahir zamanda su koyverecek o asi kullarının yarın (ruz-i Mahşerde) kendilerini haklı çıkarmak içün ne dava edeceklerini bilmez mi..?! muhtemel itirazlar tâ hîn-i kader ve bezm-i ezel'de susturulmuştur...
Vücud bahsi..
''Allah Teala mahlukatından ayrı bir varlığa sahiptir ve bu anlamda Allah Teala için bir sınır tayin etmemek O'nun varlığını nefyetmek olur..(!)''.. işte Vücud cahillerinin ekseri akideleri budur.. aziz kardeşim, Vücud: sıfat-ı Zatiyye'dendir.. hadis ve iğreti bir varlık O'nun (cc.) Var'ını tahdit edebilir mi hiç..?! varlığı yok iken var eden ve imar ettiği eşyayı mutlak muhit olan bir Mimar'dan bahsediyoruz.. Cenab-ı Hakk hakiki ve sonsuz varlık sahibidir.. sair varlıklar kendi başına ayrı ve müstakil değildir.. alemi ayrı ademi ayrı Allah'ı ayrı bilmek (yani Hakk'ın gayrı) hadis varlıklara istiklaliyet (hakiki varlık isbatı) vermek Hz.Allah'a karşı işlenmiş büyük bir i'tikad suçudur.. dikkat! bu makule sökükler/suçlar (aklî cüretler) dikiş/kefaret kabul etmez.. [bu sakat görüşe hem şer'i hem tasavvufi lisanda şirk diyenler vardır..] eşyayı (şeyleri) ayrı ayrı müstakil telakki etmek faniatın her birine uluhiyet vermek gibidir.. vücud-i hadisatı Vücud-i hakikıyye ile müsademe ettirmektir.. bunlar ne demiş oluyor şimdi? Hakk'ın varlığı mahdut bir varlık.. (!) haşa ve kella..! bu resmen sıfat-ı Vücud'a şerik isbat etmek gibi oldu..!Cenab-ı Allah'ın varlığına sınır tayin etmek; eşyayı O'ndan cc. hali (boş) tutma/bilme manasına çıkar.. bundan da nefy-i Vücud lazım gelir.. bu cahiller Vücudillahi Teala'ya Vacib demiyor o zaman.. Vacib varlığın varlığı kendi şanı iktizasıdır ve O cc. her anda bir şandadır; o şan ve şe'n ise külli eşyayı kuşatmıştır.. not: bu kuşatma İlmi'dir ZaT'ı tenzih ederiz.. sıfat-ı Vücud şanında Hakk'a sınır çizmeye zahib olmaktan sıfat-ı ilahiyyeye tümüyle sınır çizmek manası lazım gelir; mesela İlim de sonsuz ve hakiki bir sıfattır ve ZaT ile kaimdir; Vücud'u mahdut kabul etmek bunu da (İlmi) mahdut kabul etmeyi gerektirir.. zira Varlığın şanı ve şe'ni her şeyi muhit ise ilmi dahi muhittir.. ve ihata olunan şeyler ihata edeninden hariç değildir ama vehim mertebesinde onlar hariç gözükür ayrı mesele.. fakat fi nefsel emr (işin aslında) 'şeyler' O'nsuz (cc.) değildir..cahilin "elinden gelse" aklı nefsi ile başbaşa verip hadis ile el-Kadim arasına duvar çekmeye; fani ile el-Baki arasına bir tel örgü germeye çalışacak (nitekim öyle tehayyül ediyor).. yahu ne teli ne duvarı..?! sen hadis ve fani olanı görme (his ve vehim) mertebesinden görmeme alemine (ceberrut, melekut, misal, emr...) gel hele.. sen o mi'rac'ı eylediğin zaman imanın ve akaidin fuad-ı kalb ve sırr'a ve ötelere terfi ediyor...... o makamda kıyl u ka'l bitmiştir arkadaş..!
Abdallar..
merviyyat ile Ebdalan isbat edilemez.. eğer edilir/bilinir olsaydı zaten ebdelan olmazlardı.. onların halleri başka.. kim? likleri meçhul olmak iktiza etti.. Allahu Teala'nın müteşabih kullarına hayranım.. cahil nasıl ki elifi görünce mertek zanneder ya aynı şekilde 'elif efendiler' vardır; onlar dahi cühela nazarında birer çalı çırpı çubuk gözükür... İtikadımız odur ki; Allah Resulü (sav.) Allah'ın Habibidir KuR'an'da sarahet yok diye Mahbubiyyet inkar edilemez; zira KuR'an'da ki bütün sevgili sıfatlar Efendimiz sav.i anlatmaktadır.. aynı şekilde Ebdaller (ks.hum) Allah'ın bir takım veli/sevgili kullarıdır.. bunlar sıfat-ı zemimelerini sıfat-ı hamideye "tebdile" zafer bulmuş zatlardır: 'Mahmud' ismine mazhardır.. binaenaleyh Hadisler Buhari-Müslim değil diye onlar (-ın varlığı) inkar edilemez.. KuR'an ve Hadis'de işaretler ve izler vardır; her şeye teferruat ve sarahet aranmaz.. (yani) bir takım merviyyat/menkulat ile bu gibi gayb erleri (ve gayb mes'eleleri) tasavvuf düşmanlarına isbat edilemez demek isterim.. zira onlar ma'nen kör ve kalbsiz olup muhakemeleri mefkuddur.. peşinen insafsızdırlar.. bize gelince: bizim içün Yunus'ların Niyazi'lerin Hüdai'lerin divanları bile yeter elhamdülillah.. isnad dindendir ve mü'minin silahıdır bunlar (Şer'î deliller) bilinecek amma aşk ve yakin duygusu da o silahın barutudur; silah doldurulmadan istediğin kadar tetiği çek patlamaz.. (aynı zamanda) onu demek istedim di...
Allah'ın Habibi..
Resulullah (Sav.) efendimiz şu Günümüz dünyasında yaşasa idi.. (nasıl olurdu?)..Cenab-ı Resulullah (As.) Hazretlerinin Din ve Sünnetten olan hey'et-i şerifeleri (fiziki hususiyetleri) asla teğayyür etmez..(değişmezdi).. mesela sarık sakal cübbe şalvar rida asa hırka ve emsali giyim-kuşam maddelerinin hepsi birer peygamber nebi resul şiarıdır; yani o alamet-i farikalar Allah'dan melekten ve semadan mülhem geliyor.. ve belki çarşıdan çakma değil cennetten çıkma tenzil oluyor.. dolayısıyla bunların yeryüzünde ki coğrafyayla veya ahaliyle bir alakası yoktur.. şu inceliği var ya ahkamda ulemayım diye geçinenler bile anla-ya-mamıştır.. bunu ancak ulema-i Billah (bknz. 'ilimde rasih olanlar..') olan anlar.. Hz.Fahr-i Alem Efendimizin (Sav.) Sünnet-i seniyye'si (fiileri) de değişmezdi.. çünki sünnet dahi vahy ile (beraber) münzeldir.. İmam-ı Serahsi usulünde öyle diyor, yani İndirilen: Kelamullah ile beraber kelam-ı Resulullah'dır der.. değil muhkem ve müekked sünnet; gayr-ı müekked sünenin dahi zaman ve zemine göre teğayyür edeceği başka bir hal alacağı düşünülemez.. zira "Allah katında din yalnızca İslam'dır.." İslam ise 1400 küsur sene evvel itmam ve ikmal olup zirve-i kemale ermiştir.. 1400 küsur sene sonra dahi o (-lacak) budur; yani değişmez.. sen bugün misvak gerekmez fırça macun da kifayet eder dersin ama Sahabe-i kiram efendilerimiz misvakı silah ve techizattan sayar da cebheden develer göndermek suretiyle Medine'den misvak sevk eder ve zafer kazanır.. (bknz. Sa'd bin Ebi Vakkas RA. hadisesi..) Aleyhisselatüvesselam efendimiz bugün avrupa'da yaşasa idi tarih tekerrür eder dünde olanların cümlesi avrupa'da da olurdu.. mesela; Kabe'nin içinde ve dışında 360 pare put vardı onları feth-i Mekke'de kırdırdığı gibi avrupa'da ki haçları ve heykelleri de kırdırırdı.. ve Kabe civarında ayrı müşrik mabedleri de vardı onları yıktırdığı gibi avrupa'da ki (o ikonlar ve putlarla dolu) kilise katedral ve havraları da (ya) yıktırırdı (ve) yahut camiiye çevirtirdi.. fefhem cidden!..derkenar: aslında Resulullah (Sav.) in avrupa kıtasında zuhuru diye bir şey mümkün ve mutasavver değildir; yani hikmetten hariç bir varsayım bu.. Mekke ve Kabe sırrını unutmamak gerek.. mahall-i Mevlid'den Bi'sete.. Hira'dan Hicrete.. Hicretten Mekke'nin fethine.. Fetihten İslam devleti ve fütuhatına varıncaya kadar Allah ındinde her şey maktu' ve matbudur (hikmetle takdirlidir).. vesselam..
Radikalizm..
radikal İslam ve Müslümanlık (!) ne demektir?.. ben bu gibi lakırdıları dinimize karşı imal edilmiş birer hakaret olarak kabul ediyorum.. mesela 'Şamil Basayev son derece radikaldir' terkibinde cihaddan başka her şey kokmaktadır en başta: terör.. yani ma'na-i cihad'ı ve şecaat-i mücahidan'ı hastalık kabalık isyan arıza ve saldırganlık olarak göstermek içün kullanılan yaftalardan biri bu.. Sufiler zümresinin tavr u harekatı radikalizm olarak değerlendirilemez.. Sufiler " Festeqım kema umirte.. / Emr olunduğun gibi dosdoğru ol..! " ferman-ı celile'sine KuR'an ve Sünnet vech ile temessük etmiye çalışan: her işde takva ve azimeti yar edinen: ve herkesden daha ziyade Hakk'a müştak ve mu'cibiyle gayretkeş bulunan bir zümredir.. biz öyleyiz demiyoruz -ama- gönül koyduk inşallah öyle oluruz.. Allahu Teala bütün alem-i İslam'ı en başta türkiye iran ırak suriye mısır filistin ve arabistan diyarlarını Mücahid-Sûfi halklarla ikame eylesin.. niyazımız "Mücahid-Sûfi" olmaya canında kabiliyet bulunanlar içindir.. kabiliyet (istidad-ı ezeli) yoksa dua ne işe yarar..?!
ehl-i Fetret..
Resul-i Ekrem'in (sav.) bi'setinden sonra "musevi/yahudi isevi/hristiyan" olanlar var ya; bunlardan 'ehl-i Fetret' hükmüne dahil olup cennete girecek yoktur.. yani kamusu cehennemliktir; illa ancak bi'setten evvel gelip Resulullah AS. hazretlerine yetişemeyenler ve hunefai (hanif dinini muhafız) olanlar ve bir de kitab ve şeriatlarını muhafaza edebilmiş -nadir- İsevilerle Museviler müstesna.. bu istisnailer dahi pek azdır.. zira ne tebliğat-ı İsmailiyye ve İbrahimiyye ne de İseviyye zabt edilmemişti.. şeriat-i Museviyye ise bilahare tahrif ve tağyir edilmişti...İbrahimi din-LER demek sâmiine (işitenlere) din-i İslam'ın haricinde bir din (-i hak) mefhumu tevehhüm ettireceği içün telaffuzu tehlikelidir.. bunu diyen kişi 'işte üç din=üçü de hak' demeye getiriyorsa, maksadı bu ise; niyeti-i'tikadı bozmuş demektir.. ki bu elbette küfürdür..! imdi konuyu takrir edelim: İbrahimi din-LER yok ed-DÎN var.. işte o din de hanifliktir yani İSLAM.. vesselam... bazı çevreler şöyle söylermiş: ''onlar (gayr-ı müslimler) içinde Resulullaha iman etmediği halde bizden hakka daha yakın kullar olabilir (!) '' fesubhanallah!.. bu tam bir münafık sözüdür..! müslüman olan bir kimse böyle laf konuşmaz.. bunu diyen hastaya Allah cc. acil şifalar versin.. yeryüzüne Hz. Musa As. bile gelse Ahir Zaman Peygamberi'nin (Sav.) yoluna uymaktan başka yolu olamaz.. Hz. İsa As. " Artık ben gideyim ta ki bu alemin Efendisi gelsin ben gitmezsem O gelmezdir.." buyurmuş.. ki İncil'de Habibullah (Sav.) "Ahmed ve Faraklit" namı ile ihbar olunmaktadır.. Hz.İsa As. ahir zamanda nüzul eyler.. haçı putu kırar.. ve cihanda şeriat-ı garra-i Muhammediyye ile hükm eyler; alemlerin Efendisine uyar..!dikkat! " eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu " kelimesi ikrar meat'tasdik edilmedikçe; " eşhedü en la ilahe İllallah " kelimesinin ikrar ve tasdiki makbul ve mu'teber olmaz; olmadığı gibi de kişi ebediyyen cehennemlik olup kalır.. 'muhalled fin-nar' olan zalimlere kurbiyyet (Hakk'a yakınlık) rütbesi biçenleri tel'in ediyorum.. ha evet..! Cenab-ı Resulullah AS. a iman etmeyenler Allahu Teala'ya yakın olabilirler ama nerede..?! cehennemin dibinde..! şerh: [güruh-i muazzebin -ancak- esma-i Celaliyye'ye raci' olan azab ve elem muameleleri ile 'yakınlık' zilletine mazhar olabilirler...
Azizlere aid eşya..
Azizlere aid nesneler dahi Azizdir ve Aziz (ta'zim ve hıfza layık) tutulmak iktiza eder..Tasavvufi kaide şudur: Mahbub'un isti'mal eylediği her nesne; yani Sevgili'ye aid olan her şey sevgilidir.. bu mes'elede cansız nesnelere perestij yok Sevgili'nin aziz hatırasına ta'zim var... o sebeble İbn-i Ömer (Ra.) hazretleri Cenab-ı Peygamber (Sav.)in altında bir müddet uyumayı i'tiyad edindiği ağacın yanına gelir orada -mutlaka- uyurdu; Aleyhissalatü vesselam'ın irtihalinden sonra da kuruyup çürümesin diye o ağacın dibine su döker bakımını yapardı... imam-ı Nafi' hz. : "siz o İbn-i Ömer'in Ra. (şu taklidde ki) halini göreydiniz ona deli derdiniz.." diyor..Şehid Bayram Efendi Hocamız Rh.a Mevlana-Efendi Hz. (ks.) den teberrük içün bir şey istemiş üstadımız da ona iç fanilasını takdim eylemiş.. aziz hocamız aynen şunu söyledi (isteyen inanır istemeyen inanmaz:) " O fanilayı bir süre giydim ama üzerimde taşımaya dayanamadım hemen çıkardım; uçuyordum resmen o kadar ağır geldi..!" ecdadımız Osmanlı zamanında kundaklık bebeklere dedelerinin fanilasından zıbınlık yaparlarmış; dedenin karakter ve seciyesi tesir etsin diye... demek ki cansız nesnelere aziz canlardan bir şeyler sirayet ediyor... ve Resulullah (Sav.) Efendimizin Hırka-i Şerifi Aşık Veysel Karani Hazretlerine reside olmuştu.. ve Mektubat-ı Rabbani'de geçer: " Ebu Bekir-i Sıddık (RA.) 'ın cübbesi Ebu Said Ebu'l-Hayr hazretlerine ulaşmıştı..! ".. bir nesne ki azizdir o her Âdeme nasib olmuyor.. ulaşmıyor.. hel fehimna..? hatırla! Cenab-ı Yusuf'un gömleği kokusu ile Hz.Ya'kub As.'ın gözleri açılmıştı.... " Fa'tebiruu ya uli'l-elbab / İbret alın ey akıl sahibleri..!"..
hz.Şeyh Vefa-i Konevî (ks.)..
sultanlar ve sair umera bu mübarek zatı ziyarete gelirlerdi de göremeyip kapudan geri dönmek zorunda kalırlardı.. yani düşünebiliyor musunuz? bu zata diyorlar ki: " Efendi hz. kapıya sultan ahmed gelmiş.. sadrıazam mehmed gelmiş.. sizi görmek isterler..".. hazret yerinden bile kalkmıyor ' ee ne edelim..? gelmişse gelmiş na'palım..?!' gibi bir durum yani.. Allahu Ekber..! bu davranış biçiminde tekebbür yok ama sakın yanlış anlaşılmasın..mesele şudur; bu zat-ı şerif manevi işarete uyuyor: işaret çıkmazsa çıkmıyor (isterse reis-i cumhur olsun) işaret çıkarsa çıkıyor (isterse çöpçü olsun).. espri: işte 'ışıkçılık' budur.. bu zat-ı şerif Hanefi idi.. ama cehri kılınan namazlarda besmeleyi Şafii hazretleri mezhebine göre cehr ederdi.. devrin uleması itiraz ettiler telfik-i mezahib lazım gelir diye.. bunun üzerine hazret-i Vefa-i Konevi'nin müridi olan hanefi mezhebi alimlerinden Sinan Paşa b.Hızır bey (rh.a) cenab-ı şeyhi müdafaa etmiş ve şöyle demiştir: "bu zat hanefi olmakla beraber -sadece- bu mes'elede ictihad eylemiştir ve ictihadı işarete tabi'dir.. bu kadar muhalefetle telfik lazım gelmez artık kim ona ta'n eylerse o kişi sapıtmıştır..!" ders: ulema-i Billah olan zevat yalnızca fena ve beka ilimlerinde bahir değil aynı zamanda fıkıh ve ahkam'da da bahirdir.. bu zatlar bir mes'elede ictihad eyleyip isabet edemese yine müsab ve me'cur olurlar... espri: işte asıl 'nurculuk' budur.. gönülde ışık yanmaz nur zuhur etmez ise fıkıh inkişaf etmez.. mum ışığı (akıl) ile projektör ('ıyan) bir değildir.. bakın! bugün asar-ı tasavvufa nazar etmeyi bile fuzuli addedenler gönül karanlıkları içinde fıkıh teallüm etmektedirler.. bugün hayat boyu muhatap olmayacakları konular içün.. pirenin kanına kadar nadir mes'eleler içün kafa patlatanlar o fetvaları takrir ve ezber eyledikleri kadar biraz da gönüllerini İmam-ı Azam, İmam-ı Şafii, İmam-ı Malik ve İmam-ı Hanbel efendilerimizin menakıb ve teracim-i ahvaline çevirip (o akval-i fukaha ve eimme'nin ruhuna) bakmalıdırlar/okumalıdırlar.. iki tarafı beraberce görebilenlere Selam olsun..
Meşreb ve Maşraba..
Nefehatü'l-Üns min-Hazrat'il-Kuds'te şöyle geldi: " Her ne kadar meşreb-i Musa (aşıklık/muhibbiyet) yüksekse de; HabibullaH (ma'şukluk/mahbubiyyet) müşahede sözkonusu olunca o meşreb perde olur..! " evet, İmam-ı Rabbani Efendimiz buyurur ki: " Mahbubiyyet-i Zatiyye Hatemür'Rusül SAV. Efendimize verilmiştir.." mertebe-i mahbubiyet'te Rıza vardır.. Rızaullah ise en yüce makamdır; çünki şan-ı Rıza'da nisbet atılmıştır.. o Zat'a aiddir.. fakat aşk ve muhabbette icmalli ve de tafsilli nisbet söz konusudur.. 'mızraklı' izah içün (rabıta ile beraber) 320. Mektub'a müracaat edile.. sen cam-ı cehil ile bir sekransın nefis..! hüdadan gafil garik-i isyansın nefis..!uydun hevalara.. düştün a'malığa..! aşk ile yan da bir ışık uyansın nefis..!not: süt irin şerbet idrar su şarap.. insan hangi meşrebin ve istidadın adamı ise onun maşrabasına (gönlüne) ona uygun ma'nayı şürb ettirirler.. mesela insan gayret kemerini kuşanır da debistan-ı mahabbet'te derslerine iyi çalışırsa onun o vefakar ve aşıkane vaziyetine ivme verip kıvama getirmek içün leblerine şarab ve şerbet sunarlar.. ve mesela insan azar da Mevla'sını şaşırırsa onun dehan-ı gönlüne 'buzağı sevgisi' ve 'put muhabbeti' katmak.. ve inad ile inkarının bir cezası olarak da 'artık anlamazlar..duymazlar..şuur etmezler..dönmezler..görmezler' karakterini tam ma'nasıyla kıvamlaştırmak içün irin ve idrar makule azdırıcı pislik içirirler; ta göz ve gönül başka bir şey görmeyinceye kadar bu 'içmeler' böylece devam eder.. zerre kadar haksızlık kıl kadar zulüm yok ama..! İlahi istihkak ve istihdam böyle..
Memleket..
Lamii Çelebi Hz. Göynüklü Rüstem Halife Hazretlerine (ks.) sorar: " Efendi Hz. siz nerelisiniz..? " el-cevap: " Biz Allah'ın göynüklü kullarındanız.." [eski türkçede ' göyünmek' yanmak demektir..] yani hazret şunu demiş oluyor: Biz Allah'ın Gönlü Yanık Kullarındanız.. dua: Cenab-ı Mevla'mdan göynüklü gömlek isterim; göyüne göyüne çağırayım Mevla'm seni...! derkenar: İstikamet en azim davadır..en büyük keramet (olağan üstü hal) Allah aşkında istikamettir; aşkın varsa İslam'da müstakim olursun.. ve bil-aks: İslam'da istikametin varsa aşkda da müstakim olursun..
Nakşî tarikında ictihad..
Nakşî tarikatında ictihad kapısı mesduddur.. tarik-i Şah-ı Nakşıbendiyye ve reviş-i Hz.İmam-ı Rabbaniyye gerek makam cihetinden gerekse usul erkan ve adab hususunda apayrı bir ekol olup gerçek manada ekmeliyyeti ifade eder.. kemalat-ı nübüvvet hazreti böyle olmayı gerektiriyor (zorluyor) demeyeceğim; bilakis bu hazret (yol/nisbet) adamı böyle yapar demek daha doğrudur.. Hz.İmam efendimiz ks. kısacası ' esasatta olmayan şeyleri ve erkanımıza uymayacak işleri bu nisbete zamm etmeyin ' diyor.. bu yolun kemali ala-külli hal (her halu karda) bid'atlar (-den ve emsali şaibe ve şeniattan) uzak durup Sünnetleri ihya etmekten ileri geliyor.. (isterse o bid'at ve şeinde bazı yönden faide ve ışık mülahaza edilsin..) bu ikaz aynı zamanda Nakşıbendi tarikinde ictihadın mesdud olduğunu ilan etmektedir.. yani sair piran ve tariklere (ks.hum) aid olan mezkur mevadd bu tarike tatbik edilemez.. demeyi tefhim eder.. vesselam..
Şeyhimiz hazretlerinin (ks.) İrşad Yüzü..
Hâce Mahmud Sultan (ks.) Zahir ve Batını beraber götürün buyuruyor.. hem nalına hem mıhına.. bir insan sabahdan akşama aşk aşk aşk dese Aşka ermez.. amma Aşkın levazımını gözetir raconuna muraat ederse -biiznillah- Aşka erer ve Aşktan dahi öte geçer/geçirilir; ve belki Ma'şuk ve Mahbub ve Murad olma faslına getirilir.... Ahmed Gazzali Hz. (ks.) kardeşi olan İmam-ı Gazzali hazretlerine şöyle buyurmuş: " Senin yazdığın ve okuduğun bütün şeyleri iki şeyde (madde) topladım..; Allah'ın cc. fermanına riayet ve mahlukatına şefkat.." oku oku dinle dinle yaz yaz bi yere kadar..! icraat lazım icraat..! biz müteahhite (şeyh) binayı (nefsi) verdik; yık ta yerine yenisini yap diye.. 15 yıl oldu temel atamadık daha temel..! neden peki..? tam grayderler (müdahele: teveccüh himmet..) geliyor; seni yıkıp nefsin kökünü kazıyacak ama sen çıkıyorsun kepçenin karşısına; nefsi emmarenin çıktığı kaçak yapıyı savunuyorsun.. şeytan işi bozuyor..
Tesettür..
aslında örtünmek tek kelimedir ve (adı üstünde) her şeyi ifade eder.. ama anlayana.. şu zamanda örtü ile çıplaklığı meczeden öyle çirkin ve absürd manzaralar var ki insan ne diyeceğini şaşırıyor!.. örtüyü adeta bir tahrik unsuru -obje- haline getirip fitne çıkaran şu kadınlara Allah cc. hidayet versin... esasen 'kadının hicabı/erkeklerden gizlenmesi' ma'nasına gelir.. hicab/gizlenme ayetini Kur'an-ı azim'de okuduktan sonra onu müşahhas bir misalde görmek lazım.. Allah cc. 'rabia-i habibe'leri başımızdan eksik etmesin.. zahid-i kotku hazretleri der: " kadın 80 yaşına gelmiş daha bir tane teheccüd kaçırmamış; bu memleket boş değil ha..!" derkenar: Rabiavari amel/cehd etmeyen örtüden ve gizemden ne anlar..!? Çarşaf çarşaf çarşaf.. bunun dışından hiç bir suret tesettürü sağlamıyor..
Sûr..
fenafillah sur-i israfil'in ilk borusu gibidir yani: Öl borusu.. bekabillah ise sur'a ikinci nefh gibidir yani: Kalk borusu.. Aşk Sur-i İsrafil gibidir.. o nefhin evveli öldürür.. ahiri diriltir.. gümbür gümbür gelir.. sonra tir tir titretir.. fena'nın tefhimi gümbürdemedir.. beka'nın tefhimi teeddüb ve titreme.. cennette dahi teeddüb vardır.. zira orada heybetle haşyetullah dünyadan ziyade zahir ve bahirdir.. ve cennette dahi aşk vardır: zira cennette Ma'şuk ve Mahbub dünyadan ziyade zahir ve bahirdir..
Kâmil'in kadr u kıymeti..
şehid Hızır efendi hocamız (ks.) vaktiyle fakire şöyle dedi: " mürşid-i Kamil müridlerinden belli olur.." mürşid-i Ekmel ki "indiracün'nihaye fil-bidaye"nin ameliyatına ehil olandır.. yani sonda olanı başa derc ediverecek bir tasarruf gücüne malik bulunandır... (misal) adam şimdi sinek kaydı gran tuvalet ismailağa camii-i şerifine geliyor: geliş o geliş.. ağla ağla ağla.. yahu arkadaş sen neye ağlıyorsun..? el-cevap: nihayette olanın bir sureti az buçuk bidayete bindirildi..! sonuç: sarık sakal cübbe şalvar cemaat teheccüd hac umre medrese ilim vaaz.. adeta bir hayat bitti yeni bir hayat başladı; işte tesir-i mürşid budur.. bu kapuda şok yüklemeler yapılıyor: ta karanlıklar külliyen nura gark oluncaya kadar.... Allah'ım sen bizi uyandır biz hala ayakta uyuyoruz..
Resulullah Aşkı (fena fir-Resul)..
Cenab-ı Peygamber'i (sav.) ne kadar tanıyoruz? bu soru şu hâl ile yeniden irdelenmelidir.. Kur'an-ı azim'de geldi: "men yüdiır'Resule fekad etaAllah / her kim Resul'e (as.) itaat ederse muhakkak Allah'a (cc.) itaat etmiş olur." bir Resulullah aşığı kendi halini bir veli zata açmış demiş ki: "efendi, ben öyle bir haldeyim ki hani Resulullah (as.) hazretlerini Allahu Teala'dan daha ziyade sever gibi oluyorum bu nasıl iştir..?!" el-cevab: " evladım, O'nu sevmek O'nu sevmek: O'nu sevmek O'nu sevmektir.." vesselam...
http://www.kudsharemi.com/makaleler/187-tuerbe-ve-kabir-inasnn-manas-nedir.html



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

