Âşıkların Sin'i bizim Şın'ımızdan hayırlıdır..
İmam-ı Rabbanî hz. (Ks.) şöyle buyurur: " Sînu Bilâlin Indellahu Şînün../ Bilâl'in Sin'i Allah katında Şîn'dir.." (Mektub-i şerif: 512) Hz.Bilal'in (Ra.) maksûdu şın demekti ama (dilinde ki özür sebebi ile) sin diyebiliyordu.. binaenaleyh şın'ı telaffuz edememek aşıka ar olmadı hatta ar olmak şöyle dursun o özür ve hata doğruların doğrusundan ahsen oldu..
Resulullah (sav.) Efendimizin beyanı vech ile arabın aceme acemin araba üstünlüğü yoktur zira efdaliyet ancak takva iledir.. nice ümmî acem vardır ki onların sin’i (özrü) huffaz-ı arabın şın’ından (doğrusundan) daha hoştur: ve bil-aks…
güzel bir ses ve hoş bir eda ile Kur’anı kıraat etmeye 'hüsn ber hüsn' ta'bir ederler.. peki marzî bir nefis ve kudsî bir gönülle okunan Kur’an ve onu o yüzle tilavet edenin güzelliği için ne derler? İşte o ‘hüsn’ aklın ve hayalin ötesindedir…
aynı mektub’da bir fârisî mısra şöyle geliyor: " ber eşhedü tû handezend eshedü Bilâl../ Bilâl'in eshedü'sü senin eşhedü'nden daha hoştur.." zira Hz.BilaL ulu bir aşıktır.. aşıkların hatalarında ise doğruluk ve isabet hükmü vardır.. (tıpkı) manevi sekr ehlinin hali içinde sahv hali hükmü olduğu gibi.. ve işte bir beytte de şöyle geçiyor:
"Ayak sesi gelince herhangi bir tarafdan..;
Kokunu alırım da o an geçerim candan.."
zahirde teşbih îma eden ve benzerine bir çok eserde rastladığımız bu gibi ifadeler aşkın ihsas ettirdiği tedâilerdir.. bu makûle nefesler erbab-ı aşk katında caiz ve müstahsendir; şundan sebeb ki Indellah makbuldür.. zira Ma'şuk ındinde makbul olmasa âşık anınla serâyendezeban olmazdı..
hatta galebe-i aşk ile bî-karar olup böyle 'görülen ve işitilen' herşeyle heman Hakk'a intikal edivermek, ve her daim Hakk'ı muraat üzre bulunmak hoş karşılanmıştır.. çün o nameler yüce Allah içindir: ve ancak iştiyak derdi ile yazılıp istiğrak anı içinde söylenmiştir...
şimdi bu sözler alemde öyle garibtir ki -değil müşterisini bulmak- yüzüne dahi bakan zor bulunur.. bu alemde gönül sahibi gurabâya nay gibi inlemek düşüyor.. zira bunlar zevk u meşrebte ekall ve fehm u idrakte yapayalnız kalmıştır; kendi cinslerinden bir akran ve emsalleri yoktur.. muhatabları olmadığı için de sitemkardırlar.. işte dünya ne vech ile mü’min (-i kamile) zindan oluyor buradan anlamak lazım..
der-kenar: “ ben bu alemde muvâfık bir yar ve anlayışlı bir muhatabın yokluğu yüzünden ölüyorum.. ölüyorum..!” Hz.Mevlânâ (ks.)
http://www.kudsharemi.com/makaleler/181-aklarn-sini-bizim-nmzdan-hayrldr.html



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

