Seyyid İbrahim el-Ahsai Hazretleri'nin Cübbeli Hocamıza Dûası .İzlemek ve de Dua'ya İştirak Etmek için Buraya Tıklayınız.                Cübbeli Ahmed Hocaefendi için Seyyid Hazretlerinin Okuduğu Mevlid-i Şerif ve Duası İçin Tıklayınız.

Yazdır

Melâmîlik ve mel'anetîlik hakkında..

Yazar: HeyamanPosted in: Heyaman

"..Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah yakında öyle bir millet getirir ki; Allah onları sever onlar da Allah'ı severler; (onlar) Mü'minlere karşı mütevazi; boyunları aşağıda.. kafirlere karşı da başları dik; onurlu ve şiddetlidirler.. (onlar) Allah yolunda mücâhede eder ve hiç bir lâimin (kınayıcının) levminden (kınamasından da) korkmazlar.. Bu, Allah'ın bir lütfudur ki onu dilediğine verir.. Allah Vâsiun-Alîmdir; ihsanı bol.. her şeyi hakkıyla bilir.." (sûre-i Maide / 54)

malum olsun ki: hakiki melamilik şeriat ve sünnete istinad eder ve o (bahusus) ihlas'da ictihad ve azimet mesleğidir.. bu yola "melametiyye" demeleri seni şaşırtmasın.. bu garîb vasfı (1. tabaka veliler) "festeqım kemâ umirte" emrine muraat işinde "vakf-ı nefs" üzre bulunan ulu zatlar için ıtlak ettiler..

onlar (haşa) şerri şiar edindikleri için değil; bilakis şerden ve günahdan perhiz edip bu imsaklarını (ittikalarını) ihfa eyledikleri yüzden böyle anıldılar.. kısacası nam-ı melametiyye, ihlas ve ittika işinde "nev-i şahsına münhasır" bir hüluskarlığa alem olmuştur.. o hem sünnî/hak bir tarikattır ve hem tâhirane (arı duru) bir meşrebtir..

sonra, hakiki melamilik meşrebine malik bulunan zatlar muayyen bir silsileye mahsus değildir.. onlar kamu ehl-i Tarik içinde mevcud olup; âlâyişten, ucb, kibir ve riyadan son derecede ictinab ederler.. o sebeble hayırlı a'mal ve evsaflarını gizlerler.. âlim iseler cahil gibi, ârif iseler avam gibi gözüküp -behemahal- halktan tesettür ederler.. (tabii hallerini bilen bilir gören görür ayrı mes'ele..) ez-cümle mevlana Somuncu baba hz. (ks.) böyle bir zattır.. hz.Şems-i Tebrizi (ks.) keza.. hatta bu ma'nada (ihtifada) Muhammed Emin Tokadi hz.ni de (ks.) anabiliriz...

hakiki melamiler var ya, onlar Allah'ı bilip Allah'dan gayrıyı bilmemeye; kendilerini de Allah'ın bilip Allah'dan gayrı kimsenin bilmemesine âşıktırlar.. o sebeble daimi olarak (gice gündüz) hallerini teftiş ederler.. şeyh-i Ekber muhyiddin-i Arabi hz. (ks.) buyurur: " selef-i Sâlihin geceleri yatmadan evvel o günde edip işledikleri ne varsa hepsini muhasebe ederlerdi, bu fakir gönlünden geçenleri de bu muhasebeye dahil etti.." işbu söz Allah'ı muraatta (gözetmekte) ictihaddır.. fefhem cidden!..

melamiliğin ne olduğunu iyi bil ki ne olmadığı sana iyice a'yan olsun nitekim eşya ve meâni zıddıyla mütebeyyendir.. zannetme ki melamiyye (huluskarlar) ile mütelâmiyye (melami geçinen zendeka) bir ve beraber olur.. nitekim, hakiki melami bir lahza Şer-i şerif'den dûr olmazken mütelâmi (hurufî, bâtınî, kabalaî, masonî) makulesi o Şer-i şerif'in yanına bile yaklaşmaz..

aslında hakiki melâmet Hakk yolunda (şeriat ve sünneti ihya etmekte) hırs-ı ham ve taassub (metanet ve salâbetlik) edip bu uğurda maruz kalınan kınamalara tınmamak; hiç bir levm u hakaretten ar ve havf etmemek olmalıdır.. (yukarıdaki ayet-i kerime bu ma'nayı ferman eder..) halkın ezâ veya iltifatından korkup Hâlık Teala'ya aldırış etmemek (yani) umur-i Şer'iyye ile amil olmakda lâ-kayd davranmak; şeair-i İslamiyye'yi riya olur vs. diye terk ve tahfif etmek "melâmet" değil mel'anettir!..

gözünü dört aç! cenab-ı Peygamber (sav.) efendimiz zahirde ve batında istikamet (doğruluk) emr eder.. nitekim bir hadis-i şerif'de şöyle geliyor: "Her kim insanların kızgınlığını (levm u hakaretini) göze almak suretiyle Allah'ın rızasını ararsa insanların ezasına karşı Allah ona kâfidir.. Her kim de Allah'ı gazablandırarak (evamir-i ilahiyye'de lâ-kayd takılarak) insanların rızasını arar ise Allah onu insanlara terk eder.." (Tırmizî)

melâmiliği şeriat ve sünneti ketm u ihfa etme (gizleme, arazi olma) ma'nasına anlayanlar var.. hatta bunu; her şeyin terk edildiği transit (usulsüz ve erkansız) bir hakikat yolu diye i'tikad edenler de var.. bunlar hakikatı nişansızlık; nişansızlığı da şeair-i İslamiyye'den tecerrüd (sıyrılma) olarak z'um ediyorlar.. güya bütün bunlar (dinin usul ve erkanı) resm u merasimden ibarettir de hakayıka eren kimesneye alâmat ve şeair (mesela: sakal sarık asa cübbe hırka vb..) seza olmaz (ayıp kaçar) diye hayal ederler: o zaman tam ma'nasıyla bir hakikat eri tam takır kuru bakır cascavlak bir âdem olmazsa Melâmi değil; kezzab ve murâi olur diyeceklerdir.. (fıkra anlatmıyorum adamların mezhebleri bu yâ-Hu..).."innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn !.."

İlahi Aşk uğrunda şehid düşen zatlardan şeyh-i Melâmi Beşir Ağa hz.nin (ks.) müridleri içün yazdığı çok mühim bir mektubu vardır; La'li ve Müstakimzade'ler risalelerinde bu mektubu derc etmişlerdir.. imdi, melâmî ile mel'anetî olanların tefrik ve teşhis olunması için bazı yerlerini nakl ediyorum:

"... Ef'alü akvalden Şer'i şerif üzere hareket eylemenizi isterim... Zinhar zinhar; hilaf-ı Şer'i şerif (ederek nâ-hak yere) kendi zu'munuzla söz söylemeyesiz!.. Şeriat, şeriat yine Şeriat!... kavilde ve fiilde zahirinizi şeriat ile ârâste ve batınınızı nur-i mahabbet ile pîraste eyleyüp rûhani ve nûrani olmanız gerekir... Haramdan perhiz eyleyün sakının... her kim mütenebbih olmaz ise ve hilaf-ı Şer'i şerif hareket eder ise bizden değildir; Lisanı kesilmek gerektir!..."

"..Şeriat Tarikat yoldur varana; Hakikat Ma'rifet andan içeru.." Âşık Yunus emre efendimiz (ks.) böyle söylüyor.. yani şeriatsız ve tarikatsız ne ma'rifet ne de hakikat olur demeyi tefhim eder.. melamiliği şeriat ve tarikattan hariç (ayrı öte üstün uzak) olarak i'tikad edenler şeytan elinde oyuncak olduklarını bilmezler.. nefsu heva rüzgarı ile yelken açtıkları o kulzüm (deniz) küfürdür; küfür olduğun görmezler.. bunlar şeş cihetten âfaki ve enfüsî putlara abede (tapar) olup kalmışlardır fakat ne yazık ki anlamazlar... işte bu "bilmezlik görmezlik ve anlamazlık" var ya; bu bir mühürdür ki Muhammed Mustafa (sav.) yolundan inhiraf etmenin cezâ-i vifakı olarak 'gümrahların' gönlüne ta'b olunur.. hadi dön bakalım ondan sonra dönebiliyor musun?!.. (neuzü-Billahi teala!..)

suya sabuna dokunmadan melamilik (hulûskarlık) olmaz.. Hakk rızası için edilen ihlas ve mahabbetin ince hesapları ağır bedelleri vardır; havadan beleşe melami olunur mu Allah aşkına!.. melamilerin sultanı şeyh hamdun Kassar hazretleri (ks.) takva ve verada ulu bir zat idi.. Fıkıh ve Hadis ilimlerinde derece-i kemale ermişdi.. hazret-i Pîr Nefsi teftiş (lehde ve aleyhde hesaba çekme) hususunda sıradışı bir nazara (tedkike) sahibdi.. feriduddin-i Attar hz. (ks.) tezkire-i Evliya'sında onun hakkında şöyle der: " Mücahede ve Muamelesi son haddinde olup; Tarikatta mezheb sahibi bir müctehid zat idi.." (Mevla'm bizi şefaatlarına mazhar eylesin..)

şu (duyup gördüğümüz) bir takım zemane melâmileri(!) acep hangi Pîrin peyrevidir ki namazı kılmaktan imtina ederler ve nice kılmazsın? diyene de ferâizi gösteren âyât-ı kerime hakkında bir takım enfüsi (mecazi) ma'na verirler? beri bakın! bunların tarik-i melâmetle alakaları yoktur; mezhebleri (tuttukları yol) bir mel'anettir ki ilhad ve riddetten başka netice doğurmaz.. (el-ıyazü-Billah!..)

dikkat!.. ecille-i rical-i Melamiyye'den hüseyin Lâ-mekâni hazretleri (ks.) mahabbetullah uğrunda ödenmesi gereken bedelin hesabını soruyor.. hz.şeyhin III. sultan Mehmed (aleyhi rahmeti vel-gufran) zamanında iki kere sadaret mevkiine gelen İran serdarı Ferhat paşaya (müridine) yazdığı mektubdan bir kısmı aynen nakl ediyorum:

" ... imdi canım, kendü vaktınızda hakkın menzilin ve mertebesin bilmek budur ki Hakk'ı sevip istemedüği ef'ali ve akvali ve sıfatı ve zatı terk eylemektir.. imdi fikreylen, hazret-i Hakk'ın kuluyuz ve severiz dersiniz; Hakk'ın sevmedüğü ef'alinizden ve sıfatınızdan ve zatınızdan Hakk aşkına ve Allah mahabbetine neyi terk ettinüz ve neden vazgeldinüz?!.. ol terk edüp vazgeldiğinüz mikdarı Allah katında menziletiniz ve mertebeniz bilesiz..." ne muazzam bir irşad levhası değil mi? al bunu çerçeve edip duvara as...

[İhlas sıfatı hakkında bir istidrad: misvakından sarığına kadar her ne şey ki Sünnettendir; onu izhar (gayra aşikar) etmekte kesinlikle ma'na-i ihlasa bir halel gelmez.. ha eğer bunları celvette izhar edip halvette terk ediyorsan: odur riya ve nifak alameti.. eyzân (aynı şekilde) namazı celvette ağır ağır halvette paldır küldür kılıyorsan: odur iki yüzlülük... ve bir şey daha ekleyelim: eğer namazı celvette acele acele (gafilin teki olduğun göstertmek için) kılıp halvette sakin ve ağır ağır kılıyorsan bu dahi şirk-i hafidendir.. vaziyetten anlaşılan odur ki: senin nazarında halkın görgüsü (yani) gayrın bilmesi/bilmemesi Hakk'ı ihsana perdedârlık ediyor..]

yukarıda "namazsız" mütelâmîlerin mel'anetinden bahsetmiştik bu konu hakkında çok mühim bir anektod arz etmek isterim.. 3.tabaka melâmiyyun Pîri seyyid Muhammed nurul-Arabi hz. (ks.) niyazi Mısrî hz.ne (ks.) aid bir beyt-i şerifin şerhinde "batınî melamilerinin" zındıklığına değinir.. beyt-i kudsî şudur:

"...Bu gün Ya'kûbî kalbe Yûsufu candan haber geldi; Kamîsi pür nesîm ile o Cânan'dan haber geldi..."

şerh-i beytin bahsimizle alakalı kısmında şu ikazlar yer alıyor: "... Kur'an enfüs ve âfâkı cami'dir.. fakat bir taife var; onlara taife-i batıniyye tabir olunur.. (bunlar) yalnız Kur'an'ı enfüse (ma'na-i mecaza işarata uzak ve alakasız tevillere) hasr eder.. mesela salât-ı âfâkiyi (hariçde usul ve erkanı üzre kılınan namazı) tanımayız deyip Salâtı (namazı) enfüse (ma'na-i mecaziye veya kalbde var olduğu farz edilen muhayyel bir yakine) hasrederler.. (aynı şekilde) Savm keza.. Ferâiz-i saireyi de öyle enfüse hasredip âfâka tatbiki (hariçde usul ve erkanı üzre icrasını) inkar ederler.. taife-i zenâdıka (zındık mülhidler) gibi ki bunlar kâfirdir.. hülasa Kur'an'ı enfüse hasretmek küfürdür..."

soru: insan yakine erip kendisine hakikat a'yan olduktan sonra üzerinden tekâlif (erkân-ı İslam) sâkıt olur diyorlar bunlara a'yan olan şey nedir?

el-cevap: bunu ancak bir zındık ve mülhid hayal edebilir; kafirden gayrı kimse katıyyen böyle bir şeyi i'tikad edinmezdir.. bunlara a'yan olan cehennemin dibidir ki onun alevlerinde 'müebbeten muazzeb' olup kalırlar.. Hakk Teala sure-i Hicr'de (15 / 99) şöyle ferman buyurur: "Va'bud Rabbeke hattâ ye'tiyekel-Yakîn / ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibâdet et.." ayet-i celilede ki yakin'den maksud ölümdür (vakt-i ecel).. mevt-i Fenâi ile ibâdat sakıt olmaz bilakis izdiyad eder..

zikrin hakikatine erdikten sonra 99'luk tesbih bile terk olunmuyor nerde kaldı ki ibadetler sakıt olacak.. bir gün cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin (ks.) elinde tesbih gören bir kişi ona sordu: " sen (ermiş olduğun) bu şerefinle hala eline tesbih almaya devam mı ediyorsun?.." hz.Cüneyd (ks.) şöyle buyurdu: "tarîkun vasalnâ bihî ilâ mâ vasalnâ lâ tetrukühu ebeden: biz vasıl olduğumuz makama bununla vasıl olduk bunu ebeden/asla terk etmeyiz.." fefhem cidden..

devam edecek...

http://www.kudsharemi.com/makaleler/173-melamilik-ve-melanetilik-hakknda.html