Said-i Nursî (rh.a) ve Risale-i Nur hakkında-3
11. mes'ele: sahib-i Risale'nin Üveysiyet ve Tilmiziyet bağına bir bakış..
said-i nursi efendi (rh.a) -bazı mahalde- hz.İmam-ı Rabbani ve Kadir-i Geylani'ye 'Üveysiyetle' bağlıyım; onlar "Üstadımdır".. diyor fakat öbür taraftan 'bana özge (başka) bir ma'na (yol) zahir oldu hem o tarikattan daha sehil ve daha azim vs..'demeye gelen ifadeleri var.. malum olsun ki, Üveysiyetle mevsuf olan bir zat mazhar olduğu ecilde (ilmen amelen ve i'tikaden) üstadlarının hilafına (ındi surette) kelam tesvid edemezdir.. ve Üveysiyet hiç kimseye teklif de edilemezdir.. zira herkesin kârı değildir.. ama bakıyorsunuz 'ben dükkân-ı Risale'nin dellâlıyım herkes buna müşteri gelsin ve hatta benim gibi dellâlı olsun..' şeklinde inceden mesajlar, davetler tefhim ettiren de yine kendisidir.. şimdi, bu öyle bir hareket ki mensuplarına özellikle şunu belletiyor: " siz cadde-i kübra'ya revan olmuş ashabâsâ kahramanlarsınız.. binaenaleyh, sizin şahs-ı ma'neviyyeniz sair ehl-i tasavvufla ve meşrebini fazlaca beğenmiş tarikatlılar ve bir takım hodgam sufilerle kıyaslanamayacak kadar büyüktür..(!)" arkadaşlar bakın! risalelerde bu veya buna benzer imalar, ifadeler, çaktırmalar.. evrad gibi okunmakta ve okutulmaktadır.. bu gidişle var ya, yarın risale-i nur cereyanı rönesansa (tekkelere tepki ve tepme hareketine) tebdil olursa hiç şaşırmamak lazım..
12. mes'ele: Risaleler hakkında ortaya koyduğumuz itirazlar Mektubat'a müsteniddir; ındiyyat değil..
risale-i nur büyük pirlerin ve kutubların velayetini kübra'da, onların revan olduğu tarikatların sair ehlini de derece-i suğra'da gösteriyor kendi mesleğini ise (ne yüzden olduğu meçhul ama) v.kübra'ya nisbet ediyor.. bir halt-ı makamatla karşı karşıyayız!.. üstad (rh.a) nakşî dahil 12 tarikat erbabını v.suğra'ya koymuş ya onlar da sair şeyhler ve halifelerdir ha.. (müridler hepten dış kapunun dış mandalı..) muhayyel manzara şu: güya en büyük zatlar tarikattan müstağni olarak efdal-i velâ olmuşlar sonra gelenler ise onların verdikleri bir takım suri vezaifle anca suğra'ya konabilmişler.. fesubhanallah!.. acaba, imam-ı Rabbani hz.den "üstadım olur" diye bahseden ve kendisinden yer yer nakiller yapan bu zat o Mektubat'da Nakşbendî tarikının kemalat-ı Nübüvvet kandilinden en ziyade feyzyab bir tarik bulunduğunu görmemiş midir?.. turuk-i aliyye'ye alel-ıtlak nasıl berzah diye bilirsiniz?!.. hele ki Nakşî nisbetinde bir Sahabiyyet nişanı vardır zira bu yol -hususiyetle- sünnet-i seniyyeye riayet ve bid'atlardan ictinab üzre teessüs etmiştir.. bu zatların bir teveccüh ve desturu ile "indiracün-Nihaye fil-bidaye" (vücûdül-adem) ma'nası derkâr olur.. risale-i nur dedikleri fasiküller okunup/aşınmakla menazır ve hakayıktan rûnüma olan nedir Allah aşkına ya!..
13. mes'ele: arz ile Arş (ve Kabe ile cami) arasında ne kadar fark varsa yol tıfılları ile hakiki hâdîler ve hüdâiler arasında o kadar fark vardır.
çağımızda matbuat iyice gelişti.. teknolojik imkanlar.. reklam araçları.. propaganda yolları.. git gide çoğaldı.. ve artık risaleler herkese bir tık ya da alo kadar yakın.. bu fakir der ki: eğer said efendinin (rh.a) tarikat ve mürşid hakkında serd ettiği görüşler kendi zamanında şayi' olsa idi muasırı (o devirde) olan ulular (ks.hum) ayağa kalkar onu mutlaka sığaya çekerlerdi ve da'va ettiği şeyden de kendisini men ederlerdi.. said efendi (rh.a) iman ve islam esaslarını asrın ukalasına (akıllılarına) tafsilatıyla talim ve tarif eylemiş ve bu hususta sayısız misaller meseller ve temsiller ortaya koymuştur.. makaleleri edebidir hikemidir irfan duygularıyla yazılmıştır amma velakin ilmî derinliği yoktur.. zahirin teşhirinden öteye gitmez.. hayretli ve hakikatli değildir..
tavr-ı aklın verasına kademi yoktur -yani kısacası- sözün bittiği yer hakkında (ne rivayet ne dirayet) hiç bir şey ortaya koyamaz.. risale-i nur'un dâisi olduğu yol "sûreta kesrette vahdeti" göstermektedir.. ama bu yol (fiilen) asırlar sürer.. (ve zaten) ilmel-yakin bile îras edemez zira canlı rehber değildir (tasnifattır..) bırakın teharri ve tetebbuatla kat etmeyi; o yol -mahza- ibadet zühd ve perhizle bile aşılamaz -zira- insan ömrünün kifayet edemeyeceği kadar uzun ve meşakkatlidir.. "said efendiye (rh.a) ömür kifayet etmiş ya bize de yeter!..(bizde o yolla yetişiriz)" derseniz cevap şudur: süluksuz cezbe ve hesapsız ilham insan ömrüne zamm olursa köydeki annanemin bile kendi çapında "bediüzzaman" olması makul hale gelebilir.. (ve hem bakalım: said efendi (rh.a) yolun ne kadarına 'yetmiş ya da kalmış' onu ahirette hep beraber göreceğiz.. derim..) bir yerde ilmel-yakin bile mücerred zühd u perhiz ve kütüb ve tasnifatla hasıl olamadıktan sonra aynel-yakin ilmi nasıl ve nereden hasıl olacak?..
heeerr ikisi de mürşid-i kamilin teveccüh ve irşadına vabestedir.. tamam mı !.. risaleler şöyle dursun; said efendinin (rh.a) kendisi bile o hususta insanlara bir şey veremezdir zira irşad yetkisi ve teveccüh sultası yoktur.. said efendi (rh.a) bugün yaşasa idi fethullah gülen hocaefendi gibi bir kürsi adamı (gözü yaşlı gönül ehli bir hatib/vaiz olurdu..) ötesi yok o kadar !.. bunların ikisi de o devrin meşayıhı (ks.hum) yanında birer (abi kardeş) tıfıldır.. bugün mevlana Mahmud efendi hz.nin (ks.) yanında da (te'dib ve tezkire muhtaç) tıfıldır bu zatlar.. sözümün ne ma'naya dair olduğunu merak edenler açıp Mektûbat-ı Rabbani okusun.. başka bir şey demiyorum..
14. mes'ele: risalelerde hz.İmam'a nisbet edilen sözler hakkında.. (mesela) "hakayık-ı imaniyyenin inkişafı binler ezvak ve keramattan üstün ve bütün tarikatların ahir ve neticesidir.." gibi..
yaptığım onca araştırmalara rağmen yukarıda ki cümleye (birebir) eş anlamda hiç bir ibareye rastlayamadım.. ama hz.İmam efendimizin (ks.) mütalalarına aşina olduğum kadarıyla söyliyeyim ki: işin aslı hayal ve zannedilenin çok ötesindedir.. hz.İmam ve Mektubat-ı Rabbani risale-i nur'da tekrar edilen mezkur cümleye ve onun etrafında tavaf edilircesine yapıla gelen şu söylemlere (iddialara yakıştırmalara..) delil ve referans olarak gösterilemez..
said efendi (rh.a) defaatla "hakayık-ı imaniyenin inkişafı.." diyor ya.. halbuki o ibare mektuplarda öyle geçmez; şeriatın ve sünnetin (unutulmuş yabana atılmış her hangi bir mes'elesinin) inkişafıdır o.. rabbani Mektubat'ın 'hakayıkı' risalede anlatılanların çok çok ötesindedir.. bi kere (kamil ma'nada) hakayık-ı imaniye'nin inkişafı Nakşbendî nisbetinin inkişafına (o da mürşid-i kamille irtibata) men'uttur.. okumayla yazmayla divitle hokkayla "Hakayık" inkişaf etmez.. daha önce 1 milyon kerrat söyledik bu da 1 milyon 1. olsun..
on beş yıl önceleri risale-i nur cemaatından bir grub (yazıcılar) "yevm-i cuma haricinde camilere gitmeyin cemaatı risale evlerinde eda edin halka karışmayın vs.." derlerdi (buna bizzat şahidim şimdi ne diyorlar bilmiyorum..) imanın hakayık'ından bir mes'elenin inkişafı da camiye cemaata berdevam olmaktır..(sünnet-i müekked).. ee hani (o meselede) inkişaf?..
sonra, hakayık-ı imaniyeye "sîne açılmak" içün Mektubat ve Mesnevi-i şerif de okumak lazımdır bu şaheserler adama ne der ne anlatır haberleri var mı acaba?.. [yıllar önce bir risalecinin yanında kitapçıdan Mesnevi-i şerif takımı satın alıyordum.. Allah karşılaştıracak ya, (o tanıdık) adam şöyle bi mal mal yüzüme baktı ve: "nedir o mesnevi mi o? ne gereği var şimdi ya falan(!).." deyiverdi.. "hani bunlara mı düştün(!).." gibilerden..] ne kadar ayıp tuhaf şey ya !..
bu adamlar var ya tıb coğrafya tarih edebiyat ve felsefe gibi gayr-ı şer'î sahalar haricinde hiç bir "Dini" kitabın mütalaasını benimsemiyorlar.. bundan daha tuhaf olan şeyi size haber vereyim mi.. bunların (abilerin) derslerine (sohbetine) devam eden kişiler Şer'î medrese ilimlerinden dahi soğutuluyorlar hatta (açıktan) men ediliyorlar.. (buna da bizzat şahidim..) ne derler: "..aman sakın oralara gitme ha!.. şu kadar (cm.) kalınlıkta bu kadar (adet) kitabı ezber ettirmeye zorluyorlar.. bunlar sıkar boğar seni.. sonra mazallah risale-i nur dairesini terk edersen helak olursun.. şimdi bunların zamanı değildir.. hem tefsir hadis fıkıh sahasında türkçe eserler var onlar bize yeter vs..vs.." denemesi bedava merak edenler o abilere gidip sorsun bakalım tepkileri ne olacak..
hangi imanın (hangi hakayıkının) inkişafında kalmıştık?.. evliyaullaha imandan soruluyor onlar amelden fiilden islam'dan (teslimiyetten) bahsediyorlar.. şeriat ve sünnet (-in ne ilmi ne ameli) tamam olmadı.. o ma'nada tarikatla mürşidle de bi alaka (irtibat) yok.. ee hakayık-i iman nereden ve nasıl inkişaf edecek ?..
15. mes'ele: hiç bir kitab ve risale Kur'an-ı Hakim'e mazhar olan ve Sünnet-i seniyye ile muttasıf bulunan bir zatın sohbetine (irşâdâtına) bedel (yerine kaim) olamaz.
risale-i nur 6000 sahife.. ama yukarıda ki ma'nayı tasdik edici 1 tek cümle içermiyor.. halbuki söz konusu hüküm üzerinde kamu meşayıhın imzası ve mührü vardır.. bir yerde ki müttefekun aleyh (icma) ile muaraza var: orada hayat yoktur.. hayattan maksudumuz: hakiki memattır.. yani: mevt-i Fenai.. ve ötesi..
şimdi, hemen sadede giriyorum: hakayık-ı İmaniyye'nin inkişafı hacegân-ı İslamiyye ile (din efendileri ile) aynı kıbâb altında dem-saz olmaya bağlıdır.. bunu kudsî kemter uydurmadı; kıtmiri olduğu Efendiler (ks.hum) öyle söylüyor..
nitekim: "hümül kavmü lâ-yeşqâ celîysühum.. ve [sınfün la yestetıru Rabbe anhum]../ onlar (mürşidin-i kiram) öyle özel bir sınıfdır ki (Rabb onlardan gizli değildir ve) onlarla oturan (irtibatta olan) asla şaki olmaz.." buyruldu..
hz.Mevlana-i Rumi efendimiz (ks.) " insan-ı Kamil (ayna-yı Mevla) ile 1 saat beraber bulunmak 100 sene (kendi başına) zühd u takvadan hayırlıdır.." derken muhammedî hakikatin, ruhullah ve kelamullah nurunun temasına (değdiği yeri yakma hassesine) işaret etmiştir.. (yani) nerde Nur: anda huzur ve şuur.. fefhem cidden!..
kütüb ve resail sâmittir (suskundur).. bize esrar-ı samedaniyye ile nâtık -şöyle- canlı canlı.. melih ve mehib zatların.. Râsih Pirlerin sohbeti lazımdır.. sohbet-i Canan ahlak-ı hamideyi intac eder: ve insanda edebsizlik namına bir şey bırakmaz..
(kıssa) bağdad halifesi bir gün hz.Rüveym'e (ks.) "edebsiz!" demişti.. Rüveym hz. ona dedi ki: "ben mi edebsizim?.. (ama) ben yarım gün hz.Cüneyd ile sohbet ettim..(ne haber?) " yani her kim yarım güncük bile cenab-ı Cüneyd ile sohbet kılsa onda edebsizlik nişanı görülmez -bilakis- edebi (hüsni ahlakı) efzun olur.. demek istedi..
bu zatlarla irtibata (ifade ve istifadeye) "tanıklık" etmeyenler; bir başka tabirle Allah Er'inin neş'esini tatmayanlar (rica ediyorum) bizim yanımıza gelip vıdı vıdı etmesinler.. (hatıra) bir gün Efendi hazretlerinin (ks.) huzurunda iken bana bir şey oldu.. ne oldu?.. ne bileyim ben ne oldu?.. o mübarek yalnızca sükut ediyordu ve gözleri yumuktu.. ben o an adeta havaya uçup aklımı yitirecek hale geldim.. ve Vallahi huzurda bi edebsizlik sergilemekten korktum da fırrr diye kaçtım karşısından...
Allah bizi hakikat erlerinin teveccühünden dûr eylemesin.. amin.. şimdi, bizim fahrimiz elalemin fikir ve istidlal ile hayal ettiği şeyi "görmemizdir".. ve malum olsun ki " (O'nu) Göreni gören.." -lerden "birisi" olmak her halukarda en üstün ve en elzem bir Nisbettir..
(kıssa) hz.Cüneyd-i bağdadi'nin (ks.) yaranı içinde Ebu amr-ı Zeccac (ks.) namında büyük bir veli vardı.. bu zat 40 sene Mekke'de mücavir olmuş ve ömrü boyunca takriben 60 kerre de Hacc eylemiş.. mübarek, Harem-i şerife taziminden ötürü harem dahilinde hiç küçük abdesti bozmamış, saçını da traş etmemiş.. makamı yüce bir insan.. öyle ki Meşayıh meclislerinde reislik/hakemlik yapıyor.. (yani) söz dönüp dolaşıyor hükmü ona havale ediyorlar.. işte bu emir sahibi güzide zat: " ben tam 30 sene hz.Cüneyd'in (ks.) helasını kendi elimle temizledim durdum.." diye övünüyor Dikkat buyrun !..



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

