Seyyid İbrahim el-Ahsai Hazretleri'nin Cübbeli Hocamıza Dûası .İzlemek ve de Dua'ya İştirak Etmek için Buraya Tıklayınız.                Cübbeli Ahmed Hocaefendi için Seyyid Hazretlerinin Okuduğu Mevlid-i Şerif ve Duası İçin Tıklayınız.

Yazdır

Said-i Nursî (rh.a) ve Risale-i Nur hakkında-2

Yazar: HeyamanPosted in: Heyaman

6. mes'ele: telvihat-ı tis'a Tarîk-ı aliyyeyi tahbib ve terğîb etmiyor bilakis tehvil ve belki tasğir ediyor..

Tarikati hatarnâk ve karşılıksız bir sevda gibi gösteren (hayal ettiren) şey eğer keşifse o bir keşf-i hayalî'dir.. bunun sebebi: kendi haline mağlub (ve meşgul) olmak suretiyle kenar-ı hicabda mücerred kalmak; ve hakiki şeyh-i kamil'in sohbet ve irtibatından ırak ve bigane olduğu için de da'vanın zevk u neticesine vakıf olamamaktır.. Bursevi hz. "..böylelerinin (yolda kalmışların) misali her devirde pek çoktur.." der.. soru: telvihat-ı tis'a dirayet mahsulü müdür?.. fakirin görüşüne göre rivayata dirayet libası giydirilmiş gibidir.. zira, esaslı dirayete essah (erşed, eslem, asdak...) olan kavli teslim ve tafdil eylemek lazım gelirdi.. ve kümmelin-i meşayıh'ın (ks.hum) revan olduğu ve bil-ittifak emr eylediği bu yola -zımnen de olsa- bir tefaddul ve taarruz ma'nası içermezdi..

7. mes'ele: hidayet-i mutlaka'nın en doğru ve en seri yolu tarik-ı Nakşıbendiyye'dir..

nitekim bu da'vanın en ileri güvâhı/şahidi, senedi ve imamı olan zat (hz.İmam-ı Rabbani ks.) 290. mektub-i şerif'in evvelinde şöyle buyurur:

"... Rahman Rahim Allah'ın adı ile.. Salât ve selâm Seyyid'ül-mürselin'e, âline ve pâk temiz ashabının tümüne.. Bilesin ki, En yakın, en ileri, en sağlam, en salim, en muhkem, en doğru, delâleti en kuvvetli, âlâ, en şerefli, en yüksek, en kâmil yol: Tarikat-ı Nakşibendiye-i Aliyye'dir. Allah-ü Taâlâ onun yolunda gidenlerin, onu idare edenlerin ruhlarının kudsiyetini artırsın. (amin) Bu Tarikat-ı Aliyye'nin azameti ve onun yolunda gidenlerin üstün şanı, sünnet-i seniyyeye iltizam (sımsıkı yapışmak) sebebi iledir. Onun sahibine salât, selâm ve tahiyyat.. Bir de, hoş olmayan bid'attan içtinab (sakınmak uzak durmak) sebebi ile.. Bunlar, öyle zatlardır ki, indiracün-nihaye vel-bidaye (nihayeti bidayete derc) eylemişlerdir. Tıpkı ashab-ı kiram gibi.. Melik Mennan Zat'ın rızası onların üzerine olsun. (amin) Bunların şuuru ve huzuru (berkî değil) daimidir (kesintisizdir.. devamlıdır.. ve:) Kemal derecesine ulaştıktan sonra; (bu zatların huzur ve şuuru) başkalarının şuurundan (ve nibetinden) daha üstün olmuştur... "

âmennâ ve saddaknâ ya hazret-i İMAM...

8. mes'ele: Kastamonu lahikası'nda gelen ihtar hakkında ayrı bir ihtar!..

"..İşte bu dakik sırrı, senin Ispartalı kardeşlerin bir kısmının akılları görmese de umumunun keskin kalbleri görmüş ki, benim gibi biçare günahkâr bir adamın arkadaşlığını evliyalara, belki de eğer bulunsaydı müctehidlere dahi tercih ettiler. Bu hakikata binaen, bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, "Seni on günde velayet derecesine çıkaracağım" dese, sen Risale-i Nur'u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.." Risale-i nur - Kastamonu Lâhikası, Sikke-i Tasdik-i Gaybî

acizane, ben de bir Hû'cu olarak Nur'cu kardeşlerime şöyle bir ihtarda bulunayım: eyyühel ahî! bir gavs-ı âzam gelip sana bizzat o daveti yapsa ve sen de ondan i'raz u imtina edüp yanından firar eylesen -gayrın imanını kurtarmak şöyle dursun- bu cürmünün, edebsizliğinin ve ahmaklığının bir cezası olarak belki de kendi imanını yele verirsin...(el-ıyazüBillah!..)

9. mes'ele: KuR'an ve Hadis'ten sonra en sağlam kitap Mektubat'tır..

Mektubat ki bizim merciimiz penahımız ve tarikatimizdir.. imdi, hz.şah-ı Nakşbend efendimiz (ks.) şöyle buyurur:"bizim tarikımızdan yüz çeviren kimse dini hususunda tehlikededir.." şu ihtarı okuyanlar dikkat buyursun: 'yüz çeviren'kimselere 'yüz çevirten' de dahildir.. bugünkü risalecilere soruyorlar (tam 16 yıl önce düşüncelerini bizzat sınamak için kendim de sormuştum..) "Nakşbendî tarikına veya falan zata intisab etmeyi arzu ediyorum, uygun mudur? burda böyle yazmak okumak nereye kadar gider? vs.." bu sorular karşısında bugünkü tarikat muhiblerine (taliblerine) verilen cevaplar yıllar önce bu fakire denilenden farklı değildir, ne diyorlar peki: " tarikat zordur, yolu dardır, neticesi meçhuldür, hiç gereği yoktur kardeşim, risaleler o muradı/maksadı tarikattan ziyade tazammun etmektedir zaten..vs..vs..(!)" velhasıl, 9. mes'elenin meramı şudur: 'yüz çevirtmenliğin' ve 'adam ayartmacılığın' sonu feci hüsran olur: yayın millete bunu.. ve şunu söyleyin onlara: "dininiz hususunda tehlikedesiniz!.." qâle: şah-ı Nakşbend (ks.aziz)

10. mes'ele: risaleler zamanın tarikat için uygun olmadığını iddia ederken nasıl oluyor da kendisini 12 tarikatın hulasası sayıyor?..

halbuki turuk-i aliyyenin hulasası ve neticesi tarik-ı Nakşbendiyye'dir.. risalelerin manevi silsilesi -yani- mürtebit nisbeti yoktur ki tarikattan hulasası olsun.. risaleleri muhayyel mürşid ve alternatif bir tarik yerine koyan zat (keşf-i hayal ve galebe-i hal yüzünden ma'zur olmakla beraber) pîran-ı kiram'a (ks.hum) muhalefetiyle bir hata-i azim işlemiştir.. zira açtığı çığır tarikata sed çekiyor; onu aslen küçük, vakten de köhne sayıyor.. bu Vallahi kötü bir çığırdır!.. muhkem ve müselsel bir tarikatın kendi içinde bile yeni bid'atlar ortaya çıkarmak büyük vebal ve cürüm ise (ki sahib-i Mektubat hz.İmam (ks.) tarikat içi reformları (!) şiddetle men eder..) ya topyekün tarikat-i aliyyeyi -güya- gayrı ma'naya tebdil olmuş göstermek, tarikatın zatını tasğir etmek, onu asrî zaman/mekan kalburunda öğütüp tasfiyeye tabi' tutmak teşebbüsüne ne demeli?.. eğer mücerred planda kitap okumak (hatta okumayı evrad edinmek) tarikatın maksadını hasıl etse idi -elbette- şeyhe lüzum olmazdı ve biz dahi bir 'şahs-ı manevi' olarak Mektubat-ı Rabbani'yi mürşid edinirdik.. fakat halas ve hulasa içün bir Halaskâr ve Mutasarrıf vacibtir..