Tarikatıma dahl eden bari müselman olsa !..
Bismillahi Teala..
Mevlana İmam-ı Rabbani hz.nin (ks.) 1. Mektub-i Şerif'i üzerine;
http://www.farukinet.com/mektubat.asp?mektup=001
alınacak dersler...
1- Tarikatta seyr-i Sülûk (-dan urûc) esnasında müşahede olunan tecellilerden biri de ez-Zahir ism-i şerifidir.. [şu manzarın misali: güneş ışınlarının arzın üstüne doğup her şeyi ayrı ayrı açığa çıkarması, göstermesi gibidir ve şahidin bunlar (görülenler) üzerinden de nazarını bütünüyle güneşe çevirmesi.. ama tenzihi surette..]
2- Meşayıh-ı sûfiyye'den çokları için belki de "İşin Sonu" ve vahdet-i Vücud'un bir müşahedesi olarak tefhim olunabilecek bu tecelli imam-ı Rabbani hz. (ks.) için hazerat-ı fena Fillah'ın bir mukaddimesi ve ona (fena Fillah'a) aid özel bir halin/ilmin keşfinden ibarettir..
3- ez-Zahir ism-i şerifinin tecellisi her şeyi (ayrı ayrı tek tek) istila eylediği içün şahidlerini hayrete müstağrak eyler.. ve hatta (belki de) şunu diyebiliriz: eşyada (yerde gökde her ne var ise) müşahede olunanın hazret-i Hakk'dan gayrısı olmadığının şuur hali insana buralarda galib geliyor.. (nitekim: göz Cemal ister..)
4- ama İmam-ı Rabbani hz.de ki (ks.) idrak ve tahammül vüs'ati öyle muazzam ki o zat şu merhalede bile "gönlüm er-Refikal-A'la'da..." diyebilmektedir.. (işte bu mezheb: işi gözden Yukarı almıştır.. hakiki Matlub'u gözün gördüğü şeylerin Ötelerinde arar..) fefhem cidden..
5- ez-Zahir ism-i şerifinin tecellisi (Aslın veya aslın gölgesinin sureti) bahusus kadınlar üzerine düşmesi/doğması kadınların en mükemmel mezahir olduğuna göre değil kendilerinde vuslat sırrı/temsili bulunduğuna binaendir.. zira kadın erkeğin cüz'ünden halk olunmuştur; küllün cüz'üne meyli-mahabbeti (tabiisi) olduğu için müşahede (li-hikmetillah) o temsili ma'nayı daha ziyade nazara vermektedir.. (Allah cc. en iyisini bilir..)
6- hangi İlahî İsim ve Sıfat-ı şerifin tecellisi olursa olsun (ve onun temaşası saliki ne mertebe hayrete çekerse çeksin..) müşahede vakti Zat-ı Subhanehu ve Teala'dan gayrıya iltifat edilmeyip daimi surette tenzihî nisbete bağlı kalınmalıdır.. yani ayn-ı batın (öz gözü) gaybul-guyub'a müteveccih olup "mâ zâğal basar" şanından alacağını almaya bakmalıdır.. salik nazarbâzan (göz oynatıcı/kaydırıcı) olursa yolda kalır.. ki;
7- Nakşîlere mahsus himmet-i vâlâ bunu iltizam ediyor.. (biz olsak "vayy Hakk'ı bulduk apâyan !.." deriz orda kalırız ayrı mesele..) halbuki insanın zahiri (hissiyatı ve meşairi) batına (ötelerin ötesine..) perde çekerdir.. öyleyse batını zahir (ve mezahirle) anlamaya çalışmamalıdır zira o vakit hakkıyla Nefy yapılamaz (şundan sebeb ki) teşbih ile tenzih nisbeti biribirine halt olur (karışır..)
8- "bu Taayün-i İlmî anılan fena (Fillah) hali ile yok olup gitti.." demek: Zatî muamelenin inayeti ile "olanın olmadığı hale" -yani- ism-i Zahir'in ve sair Esma'nın kendisinde zuhur ve teşahhus ettiği şanın (mertebenin) şanda (zuhur ve teşahhusda) bulunmadığı hale döndüm demektir.. "ve böylece Ben diyebileceğim bir şey de kalmadı.." sözü bu ma'nayı ifade eder.. anlatılmak istenen şey: arı duru şaibesiz bir Fena'dır.. buna Fena-i etemm derler..
9- zira o Fena-i hakiki en hafi şirk alametlerini bile ortadan kaldırır; gerçek İslam belirtileri de -ancak- onunla açığa çıkar.. imdi, şu noktayı iyi düşünmek lazımdır.. imam-ı Gazzali hz. (ks.) boşuna dememiştir: " şu Manevi ilimlerden nasibi olmayanın sonunun kötü olmasından korkarım !.." diye.. o vakit insanın içinden şöyle demek geliyor: " Tarikatıma dahl eden bari Müselman olsa !.." [tarikat kafiri müslümanlara Allah hidayet versin !..]
10- manevi Uruc'un arşın verasına kadar vüs'ati vardır ve hatta arşın da ötesinde Allah'ın dilediği yere kadar bu devam eder (...?) şurası ebediyet alemidir; (yani) peygamberlere, meleklere, sahabelere ve velilere aid bütün makamların (meşreb ve idrak seviyelerine kadar) müşahede olunduğu mertebe.. (ve belki de kurb-i kıyamete kadar gelecek olan bütün evliyanın siret ve sicillerinin münkeşife olduğu sahadır..) İmam-ı Rabbani hz. (ks.) Seyr'ini (gördüklerini) anlatıyor biz de anlatılanları okuyoruz.. (bizim arzımız nere arşın verası nere !...?)
11- " Fena'nın (bir yere kadar) kesbe (çalışmayla oluşmaya) medhali vardır.." imam-ı Rabbani dahil meşayıh-ı Kiram efendilerimiz böyle söyler.. fakat hz.İmam'a (ks.) aid şu Seyrin/Urucun o nevi Fena ile alakası yoktur (yani) bu, kesb ile ele geçmeye imkan olmayan Fena'dır.. zira bu derece yükseliş mustafaviyyet (seçilmişlik) iktiza eder.. kesbî fena müridler yoluna hassdır ve belki onun dahi evaili için geçerlidir..
12- Mevlana imam-ı Rabbani hz. bize şöyle demek istiyor: "yerin merkezinden arşa kadar olan mesafeyi aş (sonra bir o kadarını da) arşın üzerine koydun mu: kümmelin-i meşayıh (ks.hum) makamlarının müşahede olunduğu yere gelirsin.." (ne güzel cadde, ne hoş adres yahu.. hiç soran merak eden var mı acaba !..)not: arzdan arşa kadar arşdan da bir o kadar mesafe km. mil. fit. tahminiyle değil ancak keşf-i sadık ile malum olur..
13- sözü edilen yerde ümmetin en büyüklerinin makamları müşahede olunmuştur ve Allahu a'lem orada ki zatlar nübüvvet mührünün (sav.) kemalinden nasibleri mikdarı ve nübüvvet nurunun (sav.) asrına yakınlıkları hasebiyle (biribirlerine karin olarak) sıralanmışlardır.. bu zatlar velayet-i Kübra ehlidir.. bulundukları sahayı: hz.Habibullah'ın (Sav.) saltanatı huzurunda tekmil verilen muazzam bir ictima alanı olarak tahayyül edebiliriz..
14- "Murad ancak: Muradullah dediler.." (r.Kudsiyye) binaen-ala-haza hz.Sultan (imam-ı Rabbani ks.) mektubat-ı Kudsiye'sinde ancak 'murad olunan' şeyleri beyan eylemiştir.. yazmayı arzu ettiği şeyleri değil.. arzuhalin evvelinde (bir çok şeyler) hatırında olup bilahare zail (unutturulmuş) olması bunu ifade eder.. şurası da bir gerçek ki: evliyaullahın mütekellimi mearif-i ilahiyyeden ancak mezun edildiği yere kadarını izhar ederdir; gerisi ise yalnızca ona bırakılmıştır (zira ziyadesini izhara başka bir muhatab ve mütehammil bulunmamaktadır..) fefhem cidden !..
15- "İstiğrak" deyince bunun tarifini Nakşbendî nisbetine göre anlamaya çalışmak lazımdır.. Molla Kasım Ali hz.de başgösteren hal cenab-ı Allah'ın yüceliği karşısında erime emarelerinin mukaddimesidir.. hz.İmam (ks.) onun karnesi için "çok iyi" dediğine göre bu sınıf atlamayı iş'ar eder.. ki maksud: muteber olan İstiğrakdır.. yani bütün cezbe makamlarının hitamında ortaya çıkan keyfiyet.. (şu merhalede hakikat ve ma'rifet şeriata mutabık düşer.. hakikat/ma'rifet dedikleri de zaten: batın-ı şeriattır..)
16- mezkur zat işin başında ilahi sıfatların varlığını Zat olarak bilme, onları Zat'tan ayrı gör-e-meme halinde idi.. (yani kendisinde vahdet-i Vücud neş'esi galibti..) sonra ne oldu; büyüklerin inayeti ve hz.İmam'ın teveccühü ile cezbe makamlarının merdiveninde yüksele yüksele o hâlâttan 'alındı'.. ve öyle bir sahaya kadem bastı ki: kendini de alemi de sıfatları da (ve onların mercii olan isimleri de) Zat'tan ve biribirlerinden ayrı ayrı olarak 'Şühûd' etmeye başladı -yani- Vücûdül-Adem (Bir olan Vacib'den gayrısının yokluğunun varlığını gölgesel ve harici surette müşahede) sırrı (ilmi) ruhaniyet ve cismaniyetine sereyan etmeye başladı.. işte şu hal (bir sonra ki adıma) Kamiller sınıfına terfidir.. ve "men Arefallahu kelle lisânuhu / Allah'ı bilenin dili tutulur" denilen şandır..
http://www.kudsharemi.com/makaleler/126-tarikatma-dahl-eden-bari-mueselman-olsa-.html



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

