Nakıs, Kamil ve Ekmel zatların farkları ve alametleri üzerine..
Nakıs Veli: bu zat velayetin suretindedir, muamelenin aslına/hakikatine vasıl olamamıştır.. hazret-i Fena bağından kokular almış lakin o bağa tam ma'nasıyla duhul edememiştir.. dolayısıyla bu zat gerisin geri (nefse) rücu edebilir..
nakıs veli aslen irşada ehil (yani kamil ve mükemmil) değildir ama kendisini o ma'naya me'zun hayal eder.. fakat samimi, müstaid müridler yolun başında ondan (nakısdan) bir nebze (sınırlı mikdar) faydalanabilir..
nakıs veli uruc ve nüzulünü tamamlayıp muameleyi tekmil ettiğini, işi asl'a/zat'a vardırdığını z'um eder fakat henüz gölgeler ve suretler berzahındadır.. ve belki de letaifden öte gidememiştir.. kalbin veya ruhun gölgesinde olduğu halde kendisini Arşullah'da zanneder (30 yıl Rabbim diye ruhuma ibadet etmişim diyen zatın sözü bu merhaleyi ifade ediyor..)
halbuki letaif sırası ile gölgeleri ve asılları itibarıyla seyr olacak sonra o (letaifin) asıllarının da asılları seyr olacak, ondan sonra mebde-i Taayyün'e varılıp onun gölgesi seyr olacak, ondan sonra onun da (mebde-i taayyünün de) aslı seyr olacak.. işte ta ondan sonra seyr-i İlellah hatm olup kişi 1. adım Fena devleti ile müşerref oluyor..
yani nakıs veli 1.fethe kadir olmamış daha.. o yüzden böylelerine "yolda" tabir ederler.. nakıs veli eğer şeyhlik yapıyorsa tarikatın aslında (erkanında) olmayan şeyleri keşf-i hayal sevkıyla ortaya va'z edebilir veya onu bir takım faideler mülahazası ile de ihdas edebilir..
nakıs veli eğer ferdiyet meşrebinde olup irşad vazifesi bulunmuyorsa tarikatı berzahda (dar geçit) ve ehlini de topyekün v.suğra'da hayal edebilir..nakıs velinin şeyh'inde de ferd'inde de çokca kevnî kerametler gözlenebilir.. ama bu kevnî surette kerametli işler kemal emaresi olmak şöyle dursun velayetin dahi bir ölçüsü değildir..
mümkün ve caizdir ki: nakıs veli tarik-i Nakşi'den de gelir/çıkar sair turuk-i aliyye'den de gelir/çıkar.. eğer bunlar Nakşi yolundan gelirse bu zatlara intisabdan "indiracün-nihaye fil-bidaye" (vücudül-adem) manası derkar olmaz.. zira şeyhin kendisinde o nisbet yoktur ki gayrıya nasıl hibe edebilsin !..
nakıs velilerin velayeti velayet-i suğra'nın mübtedası, eşiğidir ki o mertebe 'düşmekli' mahaldir.. gerçek manada veliliği (fena ve bekayı) hatm u ihraz etmemiş kimseye veli dememiz "yolda" olması kaydına binaendir.. velayet-i suğra'da göstermemiz ise mübteda yani "kapısında" olması kaydına dair... binaenaleyh, bu Nakıs zata Veli dedik diye velayet-i Suğra'nın has adamlarıyla (ks.hum) kıyas olunmaya...
Kamil Veli: bu zat enfüsi ve afaki seyrini bitirmiş, uruc ve nüzulünü tamamlamış, fena ve bekayı ikmal etmiş, nisbeti/muameleyi asl'a/zat'a vardırmış ve makam-ı tekmil'i görmüştür.. bilhassa Muhammedî meşreb üzere bulunanları; seyirlerini -sırasıyla- latifelerin -tek tek- önce gölgelerinde sonra asıllarında tamam eder.. sonra mebde-i Taayyünlerinin gölgesinde seyr eder sonra onun da aslında seyr eder ve böylelikle seyr-i İlellah'ı hatm eder..
daha sonra seyr-i Fillah'a geçer ve aslen nihayeti olmayan bu seyrde cenab-ı Allah'ın dilediği yere kadar uruc ve terakki eder de işi artık gide gide hakikate vardırır: iş bu mertebe makam-ı cemm'dir (Ev-Edna) sonra o hazretten Fark'a döner (Ka'be Kavseyn) buna da Fark ba'del-Cemm derler.. sonra tekrar bi uruc ve terakki olur bu defa makam-ı Tekmil'i görür..
ve artık İrşad içün güzelce bir Nüzul'la halk arasına avdet eder.. döndüğü zaman dahi bir yüzü Hakk'a diğer yüzü halkadır.. işte bu seyri gören zat mutlaka irşada ehildir.. ehilden kasdımız kamil ve mükemmil -yani- kendi yetişmiş/olgunlaşmış; gayrıyı da yetiştirecek/olgunlaştıracak bir zat olmasıdır.. makam-ı Tekmil o ma'nada zaten..
şimdi, bu öyle bir zattır ki tarikatın erkanını, pirlerin adabını behemahal muhafaza ederdir.. ona (tarikata) "olmayan/uymayan-ters düşen" şeyleri zamm etmekten sakınır ve "ne güzel ikmal eylerdim" gibi fasid bir hayale de kapılmaz..
kamil Veli nakıs bir veliyi görse veya ona o nakısdan sual eyleseler hakkında çeşitli iltifatlarda bulunabilir.. hatta nakıs veliyi ziyaret de edebilir şu halde me'zur olan (ziyaret olunan) yine kamil Velidir.. bunlar o zatların azim tevazusundandır bir, ikincisi: o nakısa (eksiğini giderme) faide îras etme/ruhunu okşama kabilindendir.. yoksa onun halini kabul ve revişini tazim ve tekrim ma'nasında değildir.. (fefhem cidden !..)
kamil velinin eğer ferdiyeti meşrebi daha baskın ise irşad ciheti (ala külli hal) kemalde olmayabilir.. bu da o zatın nüzulünün urucu kadar mükemmel/tamm olmamasından kaynaklanır.. (bu noktaya dikkat!..) o vakit böyle bir zat dahi tarikatta ictihad yollu yeni şeyler va'z edebilir.. ve mümkündür ki o ihdasat (meşayıh-ı mütekaddim ve piran-ı silsile katında mezmum ve memnu nesneden olsa) o zatın ictihadî hatasından sayılır..
kamil Veli Nakşî'den de gelir sair tariklerden de gelir.. fakat "indiracün-nihaye fil-bidaye" muamelesinin gereği üzere Nakşilerin kamilleri sair meşayıhın kamillerini başda ve neticede sebkât eder.. dolayısıyla Nakşilerden kamil zatlara intisab edenler dahi sair meşayıh-ı kamilana intisab edenlerden ziyade mazhariyetlere ererler.. (eğer o kamille kamil ma'nada irtibat varsa..)
kamil velilerin velayetine gelince: 1) bu zatlar eğer Nakşilerden (nakşi halidi müceddidi) olursa velayet-i Kübra'dadırlar.. fakat bu Kamiller'in mertebesi (ekseriyetle) velayet-i Kübra'nın evailidir (başları).. ki o yad-ı daşt (daimi berkî tecelli ve huzur ve şuur) halidir 2) kamil veliler sair tarikatların meşayıhından ise velayet-i Suğra'dadırlar.. bu Kamiller de ekseriyetle v.Suğra'nın evahirinde (nihayetinde) bulunurlar.. ki o da ancak tecelli-i berkî'dir.. (devamsız huzur şimşekli şuur hali..)
Nakşi kamiller sair kamillerin nihayetini bidayete derc ettikleri için velayet-i Kübra'da daha ziyade terakki edebilir o şanda eşsiz vüs'atlere nail olabilirler.. zaten bu makamın evaili bile tecelli-i berkî'nin (anlık / zatî huzur ve şuurun) daimiyetini intac etmektedir..
Ekmel Veli: bu zatlar aslî dairenin (Zatî muamelenin) en hass nedimleridir.. kamil velilerden üstünlükleri barizdir zira inayet-i Rabbaniyyeden mazhariyetleri onlara göre efzundur.. bu zatlar ötelerin ötesine yükselir; uruc ve akrabiyette namütenahi terakkilerle muameleyi ta "büyük hayret"e vardırırlar..
daimi olan nisbetleri kamillerde olduğundan ziyade yüksek huzur ve şuur îras eder.. ve kemalat-ı nübüvvet şanında da kamillerden ziyade nasib ve hazza maliktirler.. bu makam en hass ma'nada mevhibe-i ilahidir.. kendini helak etsen zerresini alamazsın kesb ile.. hani dünyada bile derler ya "şurayı satın alacak bir para icad edilmedi.. şu şey var ya hiç bir parayla/bedelle ele geçmez.." diye, işte o makamın böyle bir özelliği var..
şimdi bu Ekmel zatların Sahabe-i kiram ile aralarında sadece 1 derece "Rütbe" farkı kalmıştır.. anla yani.. iş bu ekmeliyyet Nakşilerin eazımına (en büyük adamlarına) mahsustur.. (hz.Şah-ı nakşbend, hz.imam-ı Rabbani, hz.hace Ahrar, hz.A.Güncdüvani..gibi) Nakşiler dışında bu devlete ortak olanlar varsa da sayıları azdır ve "onu bulmaları da tasadüfidir (nadir Allah vergisi)" der hz.İmam (ks.) işte mütekaddim (ilk devir) meşayıhından bazı büyüklerdir onlar.. (hz.Ebu saidil-ebul-Hayr, hz.Maruf-i K, hz.Ebu saidl-Harraz ve belki hz.Cüneyd-i Bağdadi..gibi)
Ekmel velinin bir başka özelliği ise ferdiyet ve kutbiyeti (irşadı) cami' olmasıdır.. yani bunlar hem irşad kutublarının hem de efrad taifesinin (ferdiyetle serefraz olanların) önde gelenleridir.. bu Ekmel zatlarda feryad figan aşk gürültüsü, şevk ıstırabı olmaz.. bütün mahabbetleri, olanca şevkleri ubudiyette itaat ve azimet üzere istikamet'de durmaya dairdir..
bu zatların inayet nazarları, manevi tasarrufları kamil velilerden daha galib ve kuvvetlidir mesela bir Şah-ı Nakşbend'i düşün: hace U.Ahrar üzerinde tasarrufda bulunuyor o koca U.Ahrar'ın takati kesiliyor.. (ha şunu da ekleyelim: bu Ekmel zatların tasarrufda bulunduğu kimse üzerinde bir başkasının tesir ve tasarruf icra etmesi mümkün değildir..)
Ekmeller taifesi ehassul-havas içinde bile kibrit-i ahmer'dirler.. yani ekallel-kalil adamlar (ks.hum) bunlara ihsan olunan ilimlerin yanında fena ve beka bile "kesbî" kalır.. (halbuki fena ve beka ulumu tamamıyla mevhibedir..) bu zatlara keşf olan ilimleri anlamak hususunda kamil veliler (havassın nihaî tabakası bile) elif ba talebesi gibi kalır..
bunların velayeti: Velayet-i Kübra'nın evahiridir (nihayetin nihayeti).. ve bu zatlar -ancak- kemalat-ı Nübüvvet'den ahz ettikleri eşsiz bereketler ve feyzlerle sairler üzerine faziletli kılınmışlardır...
soru: bir şeyhin 'kamil ve mükemmil' olduğu nerden bilinir? her yüzden hz.Peygamber'e (sav.) benzemekle bilinir.. peki "ezzahiru unvanul batın" deyip yalnızca dış yüze bakmak yeterli midir? hayır yetmez.. mesela, sakal sarık cübbe şalvar destar hırka ve asa mutlak ma'nada yetkinliği/olgunluğu isbat etmez.. hatta resmi icazetname bile şeyhin (o tarikatta ki) kemalatını (ehliyetini) ortaya koymaz..
kişinin resmi düzeyde alim, musannif [eser kitap risale.. sahibi] olmasıyla da bu anlaşılmaz.. cemaatının genişliği, sevenlerinin kesreti ve isminin dünya üzerinde ki şöhreti ile de bilinmez.. aynı zaman diliminde ayrı ayrı yerlerde gözükmek, suda yürümek ve havaya ref olunmak gibi (Allah'ı ma'rifetin dışında kalan kevnî) kerametlerle de malum olmaz..
evet, bunlar zahiri cihetten bir takım alametlerdir ama "mer'î/asıl kriterler" değildir.. irşad (insan yetiştirmek) için batınî nisbette "etemmiyet" lazımdır.. büyük Allah dostları (ks.hum) hakiki velayet sicilinde vasl-ı uryan ve ötesini ararlar..
zahirini görüyoruz onu anladık da batınî nisbetin keyfiyeti nedir (adı üstünde: batın/gaybi olan bir şeyi nasıl anlarız?) diye soracak olursan cevap şudur: batınî nisbetin kemali sünnet-i seniyyeye her yüzden (zahir ve batın tam ma'nası ile) ittiba, bid'atdan da son derecede ictinab etme (sakınma) cihetiyle bilinir..
(yerine göre) fetva ve ruhsatları terk, takva ve azimetleri iltizam, havfda ictihad, vera'yı muraat, edeblere riayet, şaibelerden firar, evla olanı ihtiyar, itaatta istikamet, ahlak-ı hamideyi cemm, düşmenana şiddet ve celal, ehıbbaya merhamet ve cemal ve tevazu gider de gider....



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

