Bazı Sem'iyyât Bahisleri
Deriz ki:
«Vuku' bulması aklen mümkün olan bir şey hakkında nas vârid olunca onu kabul etmek ve ona inanmak gereklidir».
A) Bunlardan biri ölümden sonraki (Münker ve Nekîr meleklerinin kabirde soracakları) suâl ve kabir azâbı'dır. Bunlar Ehli sünnete göre haktır, vuku' bulucudur, Mu'tezile ise muhalefet etmiştir.
Kabirdeki suâl ve azab ruhun cesede iade edilmesi suretiyle mümkündür.
Peygamber (s.a.) efendimiz, ölüyü defnettikten sonra, «Kardeşiniz için Allah'tan mağfiret dileyiniz, çünkü o, şu anda sorguya çekilmektedir»[1] buyurmuşlardır.
Yine o, şöyle buyurmuştur: «İdrardan sakınınız, zira kabir azabının çoğu ondandır».[2]
B) Yine kıyamet gününde cesedlerin tekrar diriltilip hayata iade edilmesi haktır, vuku' bulacaktır. Bunu Dehriyye (Materyalistler) kökünden inkâr etmiş, İslâm filozofları da hasrın cesedler için değil ruhlar âlemi için vuku' bulacağını iddia etmiştir.
Hakikatte ise (ölüm hadisesiyle) değişikliğe ma'ruz kalmasından sonra bile bedene, eski şekli verilerek ve ruhu iade edilerek vuku' bulacak olan ba's, aklen mümkündür.
Cenâb-ı Hak da, «Şüphe yok ki Allah kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecek»[3] buyurmuştur. Yine o azameti yüce Allah, «Çürümüş kemiklere kim can verecektir?» diyene cevaben, «De ki onları ilk defa yaratan tekrar çürütecektir», [4]buyurmuştur:
C) Kıyamet gününde amel defterlerinin okunması da haktır. Zira yüce Allah, «Kıyamet günü herkes için bir kitab çıkaracağız ki açılmış olarak önüne konulacak»[5] buyurmuştur.
Mü'minlerin amel defterleri - Kur'ân-ı kerîmin haber verdiği üzere[6] sağ taraflarından, kâfirlerinki ise so! ve arka taraflarından verilecektir.
D) Mizan da haktır . Çünkü Cenâb-ı Hak, «O gün tartmak da haktır»[7] buyurmuştur.
«Mizan», amellerin mıkdarlarını tesbite yanyan bir şey olup akıl, onun keyfiyetini bilmekten âcizdir, dünya terazilerine benzetilmesi mümkün değildir.
Bu hususta nakle, olduğu gibi teslim olmak en selâmetli yoldur.
E) Sırat da haktır. «Sırat», cehennemin sırtı üzerinde uzatılmış bir köprüdür, Bütün mükellef canlılar üzerinde yürüyecek, cennet ehli onu geçecek, cehennemlikler ise ayaklan sürçüp ateşe düşeceklerdir.
F) Cennet ile cehennem, biz Ehl-İ sünnete göre, yaratılmış olup el'an mevcuddur, Mu'tezile ise buna muhalif kalmıştır.
Görüşümüzün isbatı şudur ki yüce Allah, cennet hakkında (mâzî sıygasıyla) «... takva sahipleri için hazırlandı»[8]cehennem hakkında da, «... kâfirler için hazırlandı»9] buyurmuştur. Mezhebimize göre cennet ile cehennem, içindekilerle birlikte ebediyen yok olmıyacaktır, Cehmiyye ise buna muhalefet etmiştir. Zira Allah taâlâ her ikisinin sakinleri hakkında «... orada ebediyen kalıcıdırlar»[10] buyurmuştur.
G) Yine Allah taâlânın haber verdiği, cennet ehline ait huriler, köşkler, türlü meyveler, nehirler, ağaçlar, çeşitli yiyecek ve içecek gibi nimetler ile cehennem ehline dair zakkum yemeği, kaynar su, zincirler, bukağılar, ateşten halatlar nevinden azap da haktır, vuku' bulacaktır. [11]
Bâtıniyye ile filozoflar bu gerçeğe karşı çıkmakta ve cennet ile cehennem ahvâli hakkında vârid olmuş nasları zahirî mânâlarına aykırı olarak te'vil etmektedir. Hakikatte bu, ortada bir zaruret ve eide bir delil olmaksızın nasları zahirî mânâlarından çıkamaktır; o da apaçık bir inkârdır. [12]
Dipnotlar.
[1] Ebû Davud'un, Sünen'inde (2/192. el-Cenâiz/67) Osman b. Affân'dan rivayet ettiğine göre Peygamber efendimiz (s.a.) ölüyü defnetme işini bitirince kabrin üzerinde durur ve «Kardeşiniz için Allah'tan mağrifet isteyiniz, onun için sükûnet dileyiniz, zira o, şu anda sorguya çekilmektedir» buyururdu.
[2] Bu hadîs için bk. el-Câmiu's-sagîr, «Tenezzehû» maddesi. Kabir a2abı hakkında vârid olmuş hadisler için bk. Sahih-i Buhârî, 1/60, el-Vudû'/55; Sahih-i Müsiim, hadîs no. 292, el-İmân/34; Sünen-i Ebî Dâvûd, 1/5, et-Tahâre/11; Tirmizi, hadîs no., 70, İbni Kesir Tefsiri. İbrâhîm, 14/27 âyetinde.
[3] el-Hacc, 22/7.
[4] Yâsîn. 36/78-79,
[5] el-İsrâ, 17/13.
[6] bk.el-İsrâ1 17/71; el-Haakka, 69/19-26; el-İnşikaak, 84/*7, 10.
[7] el-A'râf. 7/8.
[8] ÂH İmrân. 3/133.
[9] el-Bakara, 2/24; Âl-Î İmrân. 3/)31.
[10] en-Nisâ,4/57, 122, 169; el-Ahzâb, 33/65.
[11] Cennet ehlinin kavuşacağı nimet ve cehennem ehlinin dûçâr olacağı azap hakkında bk. Tafsîlü âyâîi'l-Kurân, «el-Akaaid-Cehennem-el Cenneh.»
[12] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 177-178.


