Hidayete Erdirmek ve Saptırmak
Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;} Ehl-i sünnet (Allah zaferlerini dâim kılsın) şöyle dedi; «Allah tââlânın hidâyete erdirmesi demek kulun nefsinde hidâyetlenmeyi (ihtidayı, doğru yola girmeyi) yaratması demektir.
Saptırmak (ıdlâl) da onda sapıklığı (dalâleti) meydana getirmesi mânâsına gelir».
Mu'tezile de şöyle dedi:
«Yüce Allah'ın hidâyeti doğru yolu göstermesi demektir, saptırması ise kula «sapık» demesi (sapık tesmiye etmesi) veya kul kendi nefsinde sapıklığı yarattığı zaman onun sapıklığına hükmetmesi demektir.»
Bu mevzu'da da isabetli olan Ehli sünnetin görüşüdür.
Çünkü Ce-nâb-ı Hak Peygamber aleyhisselâma hitaben şöyle buyurmuştur:
«Muhakkak ki sen her sevdiğin (istediğin) kimseyi hidâyete erdire*mezsin».[1] Eğer hidâyet doğru yolu göstermek mânâsına olsaydı onun Peygamber efendimizden nefyedilmesi doğru olmazdı, zira o, sevdiğine de sevmediğine de doğru yolu göstermiş, hidâyeti açıklamıştır.
Yine Cenâb-ı Hak, «Dilediğini saptınr, dilediğine de hidâyet verir»[2] buyurmaktadır. Eğer hidâyetin mânâsı doğru yolu açıklamaktan ibaret olsaydı âyette zikredilen şıklar (dilediğine sapıklık, dilediğine hidâyet) tahakkuk edemezdi, çünkü yüce Allah'ın doğru yolu açıklaması herkes için vâriddir.
Saptırmak terimine gelince, o da (Mutezilenin iddia ettiği gibi) kula «sapık» demekten ibaret olsaydı (âyette zikredildiği üzere) ilâhî irâde ile değil, kulun iradesiyle kayıtlanmış olurdu, çünkü bu anlayışa göre sapıklık kulun kasıd ve irâdesine bağlt olmaktadır.
Şunu da belirtelim ki hidâyet bazan Peygamber aleyhisselâma nisbet olunur, bu, onun hidâyete vesile olması ve ona da'vet etmesimünasebetiyledir.
Nitekim sânı yüce Allah'ın şu âyetinde öyledir:
«Muhakkak ki sen doğru bir yola rehberlik ediyorsun». [3]
Buradaki hidâyetten (rehberlik) maksad açıklamak ve da'vet etmektir. Hidâyet bazan, hidâyet bulmaya sebeb teşkil ettiği için Kukana da nisbet edilir, şu âyet-i kerîmede olduğu gibi: «Muhakkak ki bu Kar'ân en doğruya iletir (hidâyet eder)». [4]
Saptırmak (ıdlâl) da, kul sapıklığı ihtiyar ettiği takdirde Allah taâlâ'nın onu kulda meydana getirmesi bakımından Cenâb-ı Hakka nisbet edildiği gibi sapıklığa sebeb oima ve ona da'vet etme münasebetiyle şeytana da nisbet edilmiştir.
Nitekim yüce Allah (şeytanın sözlerini nakil meyanında) şöyle buyurmuştur:
«Onları (Allah'ın kullarını) mutlaka saptıracağım, onları behemehal olmıyacak kuruntulara boğacaeğım».[5]
Saptırmak, dalâlete sebebiyet verdikleri için putlara da nisbet edilmiştir. Yüce Allah ibrâhîm aleyhisselâmdan haber vererek şöyle buyurmuştur: «Rabbim! Onlar (putlar) insanlardan bir çoklarını yoldan saptırdılar».[6]
Şu muhakkaktır ki bir fiil aynı mânâda hem Allah taâlâya, hem de başkası*na nisbet edilemez. [7]
[1] el-Kasas. 28/56.
[2] Fâtır,35/8.
[3] eş-Şûrâ, 42/52.
[4] el-İsrâ. 17/9.
[5] ervNisâ,4/119.
[6] İbrahim. 14/36.
[7] Nûreddin Es-Sâbûnî, Mâtüriyye Akaidi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 157-158.



Mahmud Efendi Hazretlerinin Hayatı, Ulemanın Hakkındaki Beyanları Sohbetleri ve Kelam-ı Kibarı ..İçerik İçin 

