Reddul Muhtar

Ehl-i Bidat-ı Red ve Tahkir Ediyoruz.

Thursday
Mar 11th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

REDDÜ'L-MUHTAR'IN MÜELLİFİ İBN-İ ÂBİDİN

Muhammed Emin bin Ömer bin Abdülaziz'dir. Hanefi fukahasından meşhur bir zattır. Küçük yaşta Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiş, sonra bir müddet babasının ticarethanesinde ticaretle meşgul olmaya başlamış, boş kaldıkça Kur'an-ı Kerim okumaya devam etmiştir.

Bir gün dükkânının önünde Kur'an okurken oradan biri geçmiş ve kendisine orasının bir ticarethane olduğunu, burada Kur'an okumakla hem kendini, hem başkalarını günaha soktuğunu, 'Kur'anda da lahn yaptığını hatırlatarak okumamasını tenbih etmiş. Bunun üzerine İBN-İ ÂBİDİN derhal babasından izin alarak o zaman Şam'da meşhur Kur'an hafızlarından Şeyhu'l-Kurrâ Saîdü'l-Hamavî'ye intisab etmiş. Ondan tecvid ilmine dair Meydâniye'yi Cezeriyye ve Sâtıbiye'yi okumuş.

Sonra derece derece sarf, nahiv ve Şâfiî fîkhı ile meşgul olmuş. Daha sonra Seyyid Muhammed Şakir Salimî'nin derslerine devam etmiş. Ondan ma'kûlât ile tefsir ve hadis okumuş, fıkha dair birçok şeyler öğrenmiş. Ve onun tavsiyesiyle Şafiî'den Hanefi mezhebine intikal etmiştir.

İlmiyle âmil, fâzıl, verâ', ve takvâ ile maruf olan İBN-İ ÂBİDİN Şam'ın muhaddisi Küzberî'den icazet almış; kendisi de birçok ulemaya icazet vermiştir.

Müellefatı çok olup bazıları şunlardır:
Tefsir-i Beyzâvi'ye Hâşiye,
Reddü'l-Muhtar Ale'd- Dürri'l-Muhtar el-İbane...
İthâfüz-Zeki...
İcâbetü'l- Gavs,
Bugyetü'l-Menâsik,
Tahbirü It-Tahrir,
Tahrirü'l-İbâre,
Tahrirü'n-Nukûl,
Tenbihu Zevi'l-efhâm alâ Butlâni'l Hükm,
Tenbihü'l-Gâfilin,
Tenbihü'l-Vüfûd,
Tenkîhu'l-Fetâve'l Hâmidiye,
er-Rahiku'l Mahtûm,
Refu'l-İştibâh,
Şifâü'l-alîl Ukudü'l-Leâli,
el-İlmü'z-Zâhir,
el-Fevâidü'l Acîbe,
Münhatü'l-Hâlik,
Minnetü'l celîl,
Menhelül Vâridîn.
Nesemâtü'l-Eshâr vesâire...

İBN-İ ÂBİDİN 1784 tarihinde Dımaşk'ta doğmuş 1836'da yine orada vefat etmiştir. Cenazesi Babı's-Sagîr'e defnedilmiştir.

Reddü'l-Muhtar'ın Kurretü Uyûnü'l-Ahyâr adında bir tekmilesi vardır. Bunu, oğlu Alâaddin Muhammed yazmıştır.

Zâhir-Bâtın Dayanışması: Mutasavvıf Mevlânâ Hâlid İle Fakîh İbn Âbidîn Örneği

18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarında yaşamış olan meşhur mutasavvıf Mevlânâ Hâlid el-Bağdâdî1 (1193/1779-14 Zilkade 1242/9 Haziran 1827) ile meşhur fakih Muhammed Emin İbn Abidîn2 (1198/1784-21 Rebiulahir 1252/5 Ağustos 1836), yaşamış oldukları dönemde İslâm dünyasında önemli etkileri olan,vefatlarından sonra da günümüze değin etki alanları dalga dalga genişleyen ikiönemli şahsiyettir. İlim ve irşat ufkunda numune-i imtisal olan bu iki zatın yetişmeleri, birbirleriyle münasebetleri ve etkileri üzerine düşünmek ve gereken dersleri almak, geleceğin yapılandırılmasında istihdamı mukadder olan ilim ve irşat yolcularına ışık tutacaktır.

Mevlânâ Hâlid ile İbn Abidîn, Osmanlı devleti sınırları içerisinde bu günkü Irak ve Suriye bölgesinde yaşamışlardır. Hayatlarını, I. Abdülhamit (1774- 1789), III. Selim (1789-1807), IV. Mustafa (1807-1808) ve II. Mahmut’un (1808- 1839) saltanatlarında geçirmelerine rağmen etkileri yönüyle en faal oldukları dönem yoğunlukla II. Mahmut (1808-1839) dönemidir.

Mevlânâ Hâlid ile İbn Abidîn’in yaşadıkları zaman diliminde Osmanlı devleti, sürekli kan kaybeden, kuruluş ve yükseliş dönemlerindeki güçlü durumu yerine siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal düzeni zafiyetler geçiren, savaşlarda ağır yenilgiler alan ve bunun bir sonucu olarak da yavaş yavaş ciddi toprak kayıplarına uğrayan bir ülke durumuna düşmüş olduğu bir vakıadır.3 Devletin yeniden yapılanması ve eski gücüne ulaşması için merkezde yapılan çeşitli ıslahat çalışmalarının bir türlü kötü gidişe engel olamadığı da bilinmektedir.4

Taşraya gelince daha vahim bir durumun varlığı söz konusudur. Taşra üzerindeki merkezi otoritenin zayıflamış olması, ağır vergi yükleri, bazı yerel yöneticilerin zulmü, eşkıyanın nahiye ve köyleri talan etmesi, halkı perişan etmiş, yerini yurdunu terk eder hale getirmişti.5 Eyaletlere ve sancaklara tayin edilen beylerbeyi ve sancakbeylerinin çoğu kez görev yerlerine gitmeyip vekil olarak mütesellim denen kimseleri göndermeleri, mütesellimlik elde eden ayanların çoğalması, taşra ileri gelenleri arasındaki mütesellimlik-ayanlık elde etme mücadeleleri halka büyük zararlar veriyordu.6

Yerli ailelerin ayanlık mütesellimlik elde etmesi ise söz konusu diğer olumsuzlukların yanında taşradaki adalet mekanizmasını da sarsıyordu.Zaten bazı kadıların kendilerine arpalık olarak veri len kazalara gitmeyip yerlerine işten anlamayan kişileri nâib olarak göndermeleri, ciddi adaletsizliklere sebep oluyordu.7 Merkezî otoritenin zayıflaması ve yeniçeri ocağının bozulması öbür taraftan taşrada birçok başıbozuk yeniçeriyi ortaya çıkarmış, halka zulüm ve baskı yapmaları sonucunu doğurmuştu.8

Devamı İçin Tıklayınız.

Mahmud Efendinin Kelamı Kibarından

Senin bir sünneti ihya etmen ile ALLAH'U TEALA ( c.c.) Rusya'nın Afganistan'ın atmış olduğu bombayı etkisiz hale getirir.

Bir Hoca yüzbin televizyondan daha tesirlidir.

İmam-ı Rabbani ( k.s.) şöyle buyuruyor: " Bir şahıs şayet günahlarına devam ederse ve ondan hoşlanırsa, hoşlanan kimse münafıktır."

Mahmud Efendi Kelam-ı Kibarından [Devamı.]

Kimler Sitede

Şu anda 43 konuk çevrimiçi

Sitemizi Ziyaret Edenler

mod_vvisit_counterBugun51
mod_vvisit_counterHepsi33831