Ana Sayfa İktibaslar Erkeğin ve Kadının Tesettürü

Erkeğin ve Kadının Tesettürü

227
0

Erkeğin ve Kadının Tesettürü

اَعُوذُ بِااللهِ مِنَ اَلشَّيْطَانِ اَلرَّجِيمِ بِسمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحيِم

اَلْحَمْدُ الِلّهِ رَبِّ الْعاَلَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ وَأَلِه اَجْمَعِينَ

Hüseyin Avnî

Bundan sonra…

Bu sayımızda inşâallâh mes’elenin fıkhî yani; amelî ciheti üzerinde durulacaktır.

Elbiselerde, kılık ve kıyâfetlerde aranacak vasıflardan biri şeffâf ve avret yerine yapışacak darlıkta olmamasıdır… Zîrâ, avret yerlerini[1] örtecek, soğuk ve sıcağın zararını giderecek vasıfta elbise giymek farzdır.[2

İleride de genişçe anlatılacağı gibi, bir elbisenin avret yerlerini örtecek vasıfta olması, hacmini belli etmeyecek büyüklük ve genişlikte olmasını da gerektirir. Zamanımızda esen rüzgarlara yelken açıp İslâmî inhirâfın artık zirvesine tırmanan Müslümanımsılar “cehennemliklerden (henüz) görmediğim iki sınıf vardır: Yanlarında sığırların kuyrukları gibi kamçılar bulunan ve onlarla insanlara vuran bir kavim ve giyinmiş çıplak kadınlar…”[3] hadîsini iyi bir düşünsünler. Bu, erkeklerle değil, kadınlarla alâkalıdır, diyerek de işi geçiştirmesinler. Zîrâ, hadîste husûsiyetle kadınların zikredilmesi, şu hâl, erkekleri de kapsamadığından değil, aksine daha çok kadınlarda bulunduğundandır. Evet, avret yerlerini örtecek, göstermeyecek ve hacmini belli etmeyecek büyüklük, genişlik ve kalınlıkta olan bir elbise giymek lâzımdır.

Bu Husûs ile Alâkalı Birkaç Rivâyet:

(Bir:) Üsâme İbn-i Zeyd (şöyle) dedi:

Rasûlüllah Ï bana, Dihyetü’l-Kelbî’nin O’na hediye ettiği kalın Kubtıyyeler’den, ya’ni bir çeşit ince Mısır kumaşlarından giydirdi. Ben de onu hanımıma giydirdim. Bunun üzerine Rasûlüllah Ï bana, ne oldu sana, Kubtıyye’yi neden giymiyorsun? dedi. Onu zevceme giydirdim, dedim. Bunun üzerine Rasûlüllah Ï şöyle buyurdu:

“Ona emret elbisesinin altına iç kaftan (astar) koysun. Çünkü ben, (şu kubtıyyesinin) kemiklerinin/vücûdunun hacmini belli etmesinden korkuyorum”[4]

(İki:) Hişâm (şöyle) dedi:

“Münzir İbn-i’z-Zübeyr Ì ‘Irâk’dan geldi. Esmâ binti Ebî Bekr’e Í, gözleri kör olduktan sonra, ince Merv kumaşının Kuhustân örgüsünden olan bir elbise gönderdi.”

(Hişâm devamla şöyle) dedi:

“(Esmâ) eliyle elbiseye dokundu ve ‘üf! elbisesini ona geri veriniz’ dedi.”

(Hişâm), “Bu, Münzir’e ağır geldi ve (şöyle) söyledi,” dedi:

“Anacığım!.. O, altını göstermez.”

(Esmâ da), “O, altını göstermese de, kesinlikle belli eder” dedi.[5]

(Üç:) Abdullah İbn-i Ebî Seleme Ì’dan rivâyet edildi:

Ömer İbn-i Hattâb Ì insanlara Kubtıyyeler giydirdi ve zevceleriniz bunları giymesin, dedi.

Bir adam, “Ey mü’minlerin emîri! Ben onu hanımıma giydirdim. Evin içinde geldi gitti ve ben o elbisenin, altını gösterdiğini görmedim” dedi. Bunun üzerine,

Hazreti Ömer Ì, altını göstermese de belli eder”[6] dedi.[7]

Mes’ele’nin Usûl-i Fıkıh Tarafı

Kur’ân ve Sünnet’te avret yerlerini örtmek bir emr/emir,[8] açmak da bir nehy/yasak’dır.[9] Şu emir ve nehiylerden her birinin, -birbirinden ayrı ve müstakil düşünülmeleri hâlinde bile- birer fıkhî hükmü vardır. Aksi delîllerle sâbit olmadıkça, emrin mûcebi/gereği vâciblik,[10] nehyin mûcebi de harâmlıktır.[11]

Yine, şu husûstaki emrin ve nehyin -birbirlerinden ayrı düşünüldükleri taktîrde-, zıdlarının ayrı ayrı hükmü nedir? Usûl-i Fıkıh’ta, Emr’in ve Nehy’in zıdlarının hükmü var mıdır, varsa, nedir? süâli, değişik şekillerde cevâplanır.

Kısaca şöyle denmektedir:

Bu husûsta âlimlerce ihtilâf edilmiştir. Sahîh olan, (emrin zıddını yapmak) emir ile kastedilen ortadan kaldırıyorsa harâm, yasaklananın zıddı yasağı ortadan kaldırıyorsa, vâcibtir/farzdır. Kaldırmıyorsa, emrin zıddı mekrûh, yasağın zıddı Sünnet-i Müekkede’dir.[12] Bu kelâmın hâsılı, bir şeyin vücûbu (farz ve vâcib oluşu) terkinin harâm olduğunu, bir şeyin harâm oluşu da onu terk etmenin vâcib olduğunu gösterir. Bu, hakkında tartışma düşünülemeyecek bir şeydir.[13]

Bir görüşe göre bir şeyi emretmek zıddını yasaklamayı, bir şeyi yasaklamak da zıddını emretmeyi gerektirir. Bize göre de, bir şeyi emretmek zıddının mekrûh olmasını, bir şeyi yasaklamak da zıddının vâcib bir sünnet olmasını gerektirir. Bu bir şeyi emretmek, zıddının mekrûh olmasını gerektirir şeklindeki temel kâide’nin faydası vardır. Çünkü, emrolunanın zıddında sâbit olan harâmlık emirle hedeflenmeyince ancak emri ortadan kaldırması bakımından mu’teber olur. Ya’nî emredilenin zıddıyla oyalanılıp da emredilen yok edilirse yok edilmesi harâmdır. Ama emredilen şeyin bu zıddı o emredileni ortadan kaldırmıyorsa, o zıddı işlemek mekrûh olur… İşte yasaklamak, zıddının sünnet olmasını gerektirdiğinden dolayı, ihrâmlı kimse dikili elbise giymekten yasaklanınca izâr ve ridâ giymek sünnet oldu dedik. [14]

Hâsılı; Şâyet; Vücûdun mahrem yerlerinin hatlarını belli etmeyecek genişlikte elbise giymek emredilmiştir. Bu emri terk ederek vücûd hatlarını belli edecek darlıkta elbise giymek harâmdır,

Veya, Vücûd hatlarını belli edecek darlıkta bir elbise üzerinden avret yerini göstermek yasaklanmıştır. Bu yasağın zıddı olan avret yerlerini belli etmeyecek genişlikte olan (meselâ, entâri, şalvar ve onun gibi) bir elbise giymek vâcib derecesinde bir sünnettir, denilse, ulemâ efendilerimiz ne buyururlar? İlim dâiresinde şu söze karşı söylenebilecek bir şey elbette olamaz. Ancak, cehâlet, şartlanmışlık, yobazlık ve sapmışlık çerçevesinde ise kim ne derse, şâkilesince/yapısınca amel etmiştir.

Bir Takım Fetvâlar

Zahîre’de ve diğer kitâplarda (şöyle bir fetvâ) vardır:

Eğer kadın üzerinde elbise varsa, onun vücûdunu düşünmekte bir (bakma) zarar(ı) yoktur. Bu, elbise altını belli edecek şekilde (vücûda) yapışmış olmadığı ve altını belli edecek şekilde ince olmadığı zamândır. Böyle olmazsa, o zamân kişinin ona bakmaması lâzımdır. (Zahîre’nin fetvâsı bitti.)

Et-Tebyîn’de (şöyle bir ifâde) vardır:

Dediler ki,

“Kadının bedeninde, üzerinde bir elbise varken, (şu elbise) altını belli etmediği müddetçe (o bedeni) düşünmekte bir (bakma) zarar(ı) yoktur. (Üzerinde) altını belli eden bir elbise varsa, (kişi) o zamân ona bakamaz.… Yine, çünkü, elbise bedenin altını belli etmez ise, uzuvlarına/organlarına değil de elbisesine ve boyuna bakmış olur. Böylece, içinde kadının bulunduğu bir çadıra baktığı zamân gibi olur. Belli ettiği zamân da uzuvlarına bakan biri olur.” (“Tebyîn”in ibâresi bitti.)

Ben (İbn-i Âbidîn) derim ki;

“Bu ibârenin ifâde ettiği ma’nâ şudur: Bir elbiseye, (mahrem) uzvun hacmini belli edecek bir şekildeyken bakmak, o elbise, cilt ondan görünmeyecek bir biçimde kalın bile olsa, yasaktır… Buna göre, başkasının avret yerine, oraya yapışmış ve hacmini belli eden bir elbise üzerinden bakmak helâl olmaz.”[15] (İbn-i Âbidîn’in sözü bitti.)

Yağlı boya ile kalın bir şekilde boyanmış bir avret yerinin -derisi kesinlikle görünmese ve dar elbiseden bile daha çok örtücü olsa da- buna hiçbir akıllı Mü’min tesettür diyemez.

Yukarıda geçen bir hadîs üzerinde tekrâr düşünelim.

“Cehennemlik (henüz) görmediğim iki sınıf vardır: Ellerinde sığırların kuyrukları gibi kamçı bulunup onlarla insanlara vuran bir kavim ve giyinmiş çıplak kadınlar…”[16]

Okuyanların affına sığınarak diyoruz ki,

Oturduğunda, gezdiğinde, edeb yerleri hangi bacağı tarafında yuvalandığı herkesçe görülebilen, rükû’ ve secdeye vardığında arkasının hatları girintili, çıkıntılı ve engebeli hâliyle çirkin bir şekilde ortaya çıkan bir kimsenin hâli İslâm ölçülerine göre cidden hazîn olup, hiç olmazsa bu mes’elede konuşmaktan biraz olsun utanması dahî îmân îcâbıdır. Zîrâ, Hayâ îmândandır…

Yine Buhârî’de ve diğer hadîs mecmû’alarında birçok lafızlarla rivâyet edilen ‘topuklardan aşağıdaki izar/elbise cehennemdedir’[17] hadîsini hiç hesâba katmayan meccânen belediye çöpçülüğü vazîfesini üstlenen Şerîat ve Sünnet yanlılarının utanmaz ve arlanmazlıkları hakîkaten kahredici bir keyfiyyettedir.

Gerçi kıyafet inkılaplarının hararetli savunucuları ve uygulayıcılarına tenkit yollu sitemlerde bulunmamız arkalarına aldıkları kanunlar muvacehesinde haddimiz değildir. İyisi mi biz başımızı derde sokmayacak bir sınırda duralım.

وَصَلَّى الله عَلَى نَبِيِّنَا وَ عَلَى اَلِهِ و سَلَّمَ تَسْلِيمًا كُلَّمَا ذَكَرَهُ الذَّاكِرُونَ وَ غَفَلَ عَنْ ذِكْرِهِ الْغَافِلُونَ

وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالمَِينَ

[1] Erkeklerde diz kapakları ile göbek arası, kadınlarda, bütün vücûd.

[2] Multekâ (Dâmad Şerhi ile), (2/531)

[3] [Sahîh-i Müslim (Nevevî Şerhi ile):14/109,110], Ahkâmu’l-Avret ve’n-Nazar:…

[4] [Ahmed (5/205), Zıyâ el-Makdisî, “el-Muhtâreh” (11/441), Taberânî, el-Kebîr (1/160), Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ (2/234), İbnu Sa’d, et-Tabakât (4/64-65)

(Sââtî), el-Fethu’r-Rabbânî’de, Heysemî’den şunları nakletti: Bu(hadîsin isnâdı)nda ‘Abdullah İbnu Ukayl vardır ki, O’nun hadîsi hasendir ve O’nda zayıflık vardır. Kalan râvîleri sağlam kimselerdir. (17/301)], Muhammed Ahmed İsmâîl, Avedetü’l-Hicâb, el-Kısmü’s-Sâlis el-Edille: 151

[5] [İbnu Sa’d, et-Tabakât (8/184)], Muhammed Ahmed İsmâîl, Avedetü’l-Hicâb, el-Kısmü’s-Sâlis (c.3) el-Edille: 149

[6] [Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ (3/234-235), İbnu Ebî Şeybe, el-Musannef (8/195) benzer bir ifâdeyle.

İn lem yeşiffe fe innehû yesıfu sözünün ma’nâsı, altı görünmese bile, inceliği sebebiyle altını vasfeder; belli eder, demektir. El-Fâik fî Ğarîbi’l-Hadîs (3/153) Mâlik (şöyle) dedi: “Bana Ömer radıyallâhu anhu’nun kadınlara Kubtıyye giymelerini yasakladığı ve ‘altını göstermese de vasfeder/belli eder’ dediği (rivâyeti) ulaştı.” Mâlik (şöyle) dedi: Vasfeder demenin ma’nâsı, deriye yapışır demektir. El-Bâcî, el-Müntekâ (7/224)], Muhammed Ahmed İsmâîl, Avedetü’l-Hicâb, el-Kısmü’s-Sâlis (c.3.) el-Edille:149

[7] “Şu rivâyetlerde, Kubtıyyelerin kadınlar tarafından değil de erkeklerce giyilebileceği anlaşılmaktadır. Oysa sözü edilen rivâyetler şu yazıda erkeklerin de tesettürünü içine alacak şekilde delîl olarak ileri sürülmektedir’ denilecek olursa, deriz ki: Kadınların avret yerleri bütün vücûdlarıdır. Dolayısıyla onlar için bu tür elbiseler hiçbir şekilde elverişli değildir. Erkeklerin avret yerleri ise diz kapak ile göbek arası olduğundan onların bu nev’i kumaşlardan elbise giymeleri her zaman avret yerlerinin belli olmasına sebeb olmayabilir. Arada mühim bir fark vardır. Bizim delîl aldığımız nokta, elbisenin, avret yerlerinin belli olacağı bir şekilde giyilemeyeceğidir.

[8] Nûr:30,31, A’râf:31, Avretini hanımın veya câriyenden başkalarından koru. ([Tirmizî:2670, Buhârî, kesin ifâdeyle Muallak olarak: 1/266], Ahkâmu’l-Avret ve’n-Nazar:23)

[9] Nûr:30, 31,

Erkek, kadının, kadın da erkeğin avret yerine bakmasın. ([Sahîh-i Müslim, Kitâbu’t-Tahâret, Avret yerlerine bakmanın haram kılınması bâbı, 4/30], Ahkâmu’l-Avret ve’n-Nazar:23

[10] İmâm Serahsî, Usûlü’s-Serahsî:1/14-19

[11] İmâm Serahsî, Usûlü’s-Serahsî:1/78-94

[12] Mahbûbî, Tenkîh (Tevzîh ve Telvîh ile): 1/422

[13] Teftâzânî, et-Telvîh: 2/423

[14] İmâm Nesefî, el-Menâr (Şerhu İbni Melek ile): 192-193, el-Hüssâmî, El-Müntehab: 54, El-Matba’u’l-Müctebâî-Delhi.

[15] İbnu Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr: 1/321

[16] [Sahîh-i Müslim (Nevevî Şerhi ile): 14/109, 110], Müsâid İbnu Kâsim el-Fâlih, Ahkâmu’l-Avret ve’n-Nazar: 171-172

[17] Buhârî (5450), Nesâî (5330),

Yakın lafızlarla:‘İki topuktan aşağıda olan cehennemdedir’ Mâlik (1631), Tayâlisî (2228), Ahmed (3/97), Beyhakî (3135), İbnu Hibbân (5446), Ebû Dâvûd (4093), İbnu Mâce (3573), Ebû Ya’lâ (980), Humeydî (2/323 Hadîs No:737), Nesâî, el-Kübrâ (5/490), Ebû Avâne (5/250 Hadîs No:8602), Taberânî, el-Evsat (5/241 Hadîs No:5204) v.d.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin