Ana Sayfa İktibaslar Ebû Ca’fer İbnü Cerîr Et-Taberî’nin “Arş’ın üzerinde istivâ etmek” hakkındaki görüşü

Ebû Ca’fer İbnü Cerîr Et-Taberî’nin “Arş’ın üzerinde istivâ etmek” hakkındaki görüşü

346
0

İşte sana Selef’in tercümanı ve müfessirlerin imamı Ebû Ca’fer İbnü Cerîr Et-Taberî’nin “Arş’ın üzerinde istivâ etmek” hakkındaki görüşü:

“Arş’ın üzerinde istivâ etmek” mes’elesinde Selefî olduğunu iddia eden ama haddizatında Halef’in geri zekalıları olan kimseler, bir de cihet ve mekan hususunda Allah Teâlâ’ya cihet ve mekan ta’yîn eden görüşlere tutunurlar. Ben zannetmem ki insaflı bir kimse Ebû Ca’fer İbnü Cerîr et-Taberî radıyallâhu anhü hazretlerinin Selefî olduğunu münakaşa mevzuu etsinler.

İbnü Cerîr, bu Bakara suresinde geçmekte olan ”Sonra Semâ’ya istivâ etti…” ayetinin tefsirinde şöyle dedi:

“İstivâ” Arab kelâmında bir çok manaya gelir. Onlardan

(Bir) tanesi: “Adamın gençlik yıllarının son bulması ve kuvvetlenmesi” manasıdır. İnsan böyle olduğu zaman, ;إِسْتَوَئ الرَّجُلُ=/”adam İstiva etti” denilir.

(İki): İstiva kelimesinin manalarından bir tanesi de bulunmuş olduğu hususda doğru hâle gelmesi ve düzelmesi demektir. Bir adamın işi eğri ve yamuk yumuk olduktan sonra düzelirse, ;إِسْتَوَي لِفُلَان ٍ أَمْرُهُ=/“işi falancıya istiva etti” denilir. “İstivâ” kelimesinin manalarından bir tanesi de “bir şeye bir iş ile yönelmek” demektir.

Nitekim şöyle denilir: Bir insan bir insana iyilik ve ihsanda bulunduktan sonra,

إِسْتَوَي فُلَانٌ عَلَي فُلَان ٍ بِمَا يَكْرَهُهُ وَ يَسُوئُهُ بَعْدَ الْاِحْسَانِ إِلَيْهِ

“İstevâ fülanün ala fülanın bima yekrahuhu ve yesûühu ba’de’l-ihsâni ileyhi”/ “falancı falancıya hoşlanmadığı, kendisini kötü edecek bir şeyle, ona ihsanda bulunduktan sonra ikbal etti, yöneldi” demektir.

(Üç): İstivâ kelimesinin manalarından bir tanesi de “İhtiyâz” yani hayyizine/”içine almak”, yani “kaplamak” demektir. Nitekim,
; إِسْتَوَي فُلَانٌ عَلَي الْمَمْلَكَةِ = /”falancı memlekete istiva etti” yani onu ihtiva etti içine aldı ve zabtetti.

(Dört): İstivâ kelimesinin manalarından bir tanesi de ;عُلُوٌّ=/”Uluvv” ve ;اِرْتِفَاعٌ=/”İrtifa’”/”yüksekta olmak, yücelmek ve yükselmek” demektir. Bir insanın ;إِسْتَوَي فُلَانٌ عَلَي سَرِيرِهِ= /”falancı divanının üzerine çıktı” denilir.

Bu ayeti celîleye bu manaların hangisi daha çok yakışıyor?. Yani bunların en evlâsı, ;ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ فَسَوَّاهُنَّ= ayeti celilesindeki İstivâ
;عَلَي عَلَيْهِنَّ واَرْتَفَعَ= /”üzerine çıktı ve yükseldi, kudretiyle onları tedbir etti; yani “onları yedi kat sema olarak yarattı” demektir.

Arab kelamında, ; ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ = ayeti celîlesindeki İstivâ’nın “Uluvv” ve “İrtifa'” olduğunun anlaşılacağını inkar eden kimselere şaşılır, “Allah Teâla semanın üzerine yükseldi” demek, “önceden altındaydı da sonra üstüne yükseldi” manasına gelebilileceği endişesiyle böyle bir yanlış manadan kaçınmak için, buradaki İstivâ’nın İrtifa’/yükselme manasında olduğundan kaçınan kimselere şaşılır.

Bu kimse şu mahzurdan kaçar ama onu bilinmeyen ve hoş olmayan bir şekilde te’vîll eder. Sonra da bu kaçtığı şeye/mahzûra kendisi tutulur. Ona, sen, “İstevâ” akbele/ikbâl etti demektir. Allah Teâla, daha önce “İdbâr” mı etmişti?. Yani, önceden semaya arkasını mı dönmüştü de şimdi önünü döndü, ona yöneldi; bunu mu iddia ediyorsun? denilir.

Eğer iddia ederse ki, “bu İkbâl, fiili bir İkbâl değildir. Fakat bu tedbiriyle yöneldi manasında bir ikbaldir” derse, ona şöyle denilir: Aynı şekilde de ki, “O’nun yükselmesi mülk ve sultan yükselmesidir. Bir yerden bir yere intikal ve bir yerden ayrılma yükselmesi değildir, manevi bir yükslemedir.” O bu husuta ne şey söylerse, onun gibi bir şeyle ilzam edilir…”[36]

Görüyorsun ki, İbnü Cerîr “Arşın üzerine İstivâ”yı orada oturmak ve yerleşmek manasında tefsir etmedi; aksine onun “mülkiyet ve sultanlık”/”hükümrânlık manasında bir yükselmek,” “mâlik olmak hükümranlığı altına almak manasında bir yükselmek” demek olduğunu anlattı. Allah teâla hakkındaki ;علو=/”uluvv” ve “yüksekte olma”yı Kur’ân’da nerede zikredildiyse, hep aynı şekilde (ma’nevî bir yükseklik olarak) tefsir etmiştir.

İbnü Cerîr Allah ondan razı olsun ayetel kürsî tefsirinde şöyle diyor: ;وَهُوَ الْعَلِيُّ= demek,

;وَاللهُ الْعَلِيُّ= /”Allahtır aliyy olan” demektir. ;عَلِىٌّ=/“Aliyy”, ;فَعِيلٌ=/“feîl” mansındadır. ;عَلَى=“Alâ”, ;يَعْلُو=“ya’lû”, ;عُلُوًّا=/“Uluvven” kelimesinden “feîl” vezninde bir kelimedir. Bir şey yükseldiği zaman böyle denilir.” O ;عَالىِ=“âlî”dir ve ;عَلِىّ=/“aliyy”dir, yükselendir. ;عَلِىّ=/ “Aliyy”, “uluvv ve irtifa’ sahibi, mahlukatı üzerine yükselen” demektir. Aynı şekilde, Allah tealanın ;ألْعَظِيمُ=/Azîm kelimesi de böyledir. Azamet sahibi. Öyle azamet sahibi ki, her şey onun altındadır. Ondan daha büyük hiçbir şey yoktur.[37] (İbnü Cerîr’in sözü bitti.)

İbnü Cerîr Nisâ sûresindeki,

; إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا= ayeti celîlesinin tefsirinde şöyle diyor: Allah c.c her şey üzerine uluvv sahibidir. Öyleyse ey insanlar! Kadınlarınız üzerine, sizin için Allah onlara bir hakkı lâzım/kaçınılmaz kıldığı hususlarda size itaat ettikleri zaman- ellerinizin onların ellerinin üstünde olması sebebiyle azgınlık taşkınlık yapmayınız.. Şübhesiz Allah sizden daha üstündür ve her bir şeyden daha a’ladır ve sizin onlar olan üstünlüğünüzden daha a’la ve daha üstün ve her bir şeyden daha büyüktür. Siz onun elinde ve onun kubbesindesiniz. Öyleyse Allah’tan korkunuz ve Allah’tan sakınınız kadınlara zulmetmenizden ve onlara taşkınlık yapmaya yol aramanızdan onlar size itaat ediciler oldukları halde. Yoksa Allah Teâlâ onlar hesâbına sizden intikam alır. Rabbiniz ki o sizden daha A’ladır; her şeyden A’ladır Ekberdir; her bir şeyden daha büyüktür.[38]

İbnü Cerîr hazretleri, ;ِالْمُتَعَال عَالِمُ الْغَيْب ِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ = ayeti celilesinin tefsirinde de şöyle diyor: Allah c.c sizden ğaib olan/sizin görmediğiniz, şahid olmadığınız şeyleri bilendir. Gözlerinizle görmediğiniz şeyleri bilendir. Ona hiçbir sey gizli kalmaz. Çünki insanlar O’nun yarattığı ve tedbîr ettiği varlıklardır. O, öyle bir Kebirdir/büyüktür ki her şey onun altındadır. O müteâl’dir, kudretiyle her şeye Müste’lîdir/ her şeyin üstünde olucudur…[39]

Dipnotlar :

[36] Tefsîr-i Taberî:1/428 (Mektebetü İbni Teymiyye-Kâhire)
[37] Tefsîr-i Taberî:1/405 (Mektebetü İbni Teymiyye-Kâhire)
[38] Tefsîr-Taberî:8/318 (Mektebetü İbni Teymiyye-Kâhire)
[39] Tefsîr-Taberî:16/366 (Mektebetü İbni Teymiyye-Kâhire)

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin