Ana Sayfa İktibaslar Bir hadisin şerifin ışığında suret ve fotograf yapmanın hükmü

Bir hadisin şerifin ışığında suret ve fotograf yapmanın hükmü

532
0

Muhammed İdrîs el-Kândehlevî

Derleyip tercüme eden: Mehmed BOLUBEYİ

İmamı Buhari ve İmamı Müslim’in ittifak ederek naklettikleri, Ebu Talha radıyellâhu anhu’nun Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet ettiği hadis-i şerifde; (içinde kelb ve tasvirler bulunan eve melekler girmez), buyurulmuştur.

Hadis-i Şerifde geçen tasvîr’den kasdedilen, rûh sahibi olan varlıkların şekillerinin, duvar, kumaş, kağıt v.s. üzerine yapılmasıdır.

Allah Teâlâ ve celle celâlühû bu işi kötülemek maksadıyla, İbrahim aleyhisselâm ve kavminden şöyle hikaye ediyor;

وَلَقَدْ اٰتيْناَ اِبْرَاهِيمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِهِ عالِمِينَ اِذْ قاَلَ ِلاَبِـيهِ وَقَوْمِه مَا هَذِهِ التَّمَاثِيلُ الَّتىِ اَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ قاَلوُا وَجَدْناَ اٰباَئنَاَلهَاَعاَبِديِن قَالَ لَقَدْكُنْتُمْ اَنْتُمْ وَاٰباَئُكُمْ فىِ ضَلاَلٍ مُبِينٍ

(Yemîn olsun ki, elbette Biz bundan önce (Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’den ve hatta Musa ve Harun aleyhimesselâm’dan önce) İbrâhîm aleyhisselâm’a da (henüz peygamberlik vermeden ve O, bulüğ çağına bile ermeden) rüşdünü (hidayetini, salahını ve her işte isabetli görüşe ulaşma kabiliyetini) vermiştik. (Çünki) Biz onu(n bütün bu güzel vasıflara daha çocukken layık olduğunu ) bilenlerdendik. Hani O, babasına ve kavmine; şu (yırtıcı hayvan, kuş ve insan sûretinde yapıp taptığınız) heykeller nedir ki, siz sürekli olarak sadece onların başlarından aşağı dikilmektesiniz, demişti. Onlar, babalarımızı sadece bunlara tapan kimseler halinde bulduk (da onlara uyduk) dediler. İbrahim aleyhisselâm, yemîn olsun ki elbette siz ve babalarınız gerçekten apaçık bir sapıklık içinde bulundunuz… dedi.) [1]

Allah celle celâlühû Musa Aleyhisselâm’ın kavmi hakkında da şöyle buyuruyor;

(وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَومِهِ ياَقَوْمِ اِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ اَنفْسُـَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ)

(O vakti de hatırlayın ki, Musa aleyhisselâm kavmine; Ey kavmim şüphesiz o buzağıyı ilah edinmeniz sebebi ile nefislerinize zulmetmiş (kendinize yazık etmiş) oldunuz,demişti.)[2]

( قاَلوُا ياَ مُوسَى اجْعَلْ لَناَ اِلهَاً كَماَ لَهُمْ اٰلِهَةٌ قاَلَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلوُن)

(Beni İsrail, Kızıldeniz’i geçtikden sonra, buzağı gibi şeylere tapan bir topluluğu görünce, kendilerine, denizi, ayakları ıslanmadan geçiren Allah-u Teâlâ’yı unutarak,) Ey Mûsâ aleyhisselâm!.. Bize onların ilahlarına benzeyen bir ilah yap, dediler. (O), Siz (hiçbir şey bilmeyen ve) sürekli cahillik yapan bir kavimsiniz, dedi.)[3]

Allah celle celâlühû başka bir Ayet-i Celilede;

(هُوَالَّذِى يُصَوِّرُكُمْ فىِ اْلاَرْحاَمِ كَيْفَ يَشَاءُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ الْعَزيِز ُ الْحَكِيم )

(Nasıl diler ise, size, rahimlerde, o şekilde sûretler veren ancak O’dur. O (mülkünde) ulu ve kavi, yaptığı her iş yerinde olan ve kendisinden başka hiç şeyin ilah olamayacağı zât’dır.)[4] buyuruyor….

Diğer bir Ayeti Kerimede;

(هوالله الخالق البارء المصور )

(Yaratan (Yoktan yaratan ve her şeyi bir hikmet üzere ölçüp biçen ), Bari (Her yarattığını kusurlardan uzak bir şekilde, farklı şekillerle ayıran ) Musavvir (Her yarattığına dilediği biçimde ayrı bir şekil veren) ancak O Allah’dır.)[5] buyuruyor.

Şübhesiz olarak şunu bil ki, sûret yapmanın haramlılığı hakkındaki hadîs-i şerifler, tevatür derecesine ulaşmıştır. Yine o sûret yapanlar hakkında lanetlenme bulunup, kıyamet günü en şiddetli azabı görecekleri ve yaratılanların en şerlileri oldukları şübhe götürmeyecek bir şekilde sâbittir. Bunda, sûret yapmanın, yedi kat sema ve yerde Allah celle celâlühû’nun lanetini gerektiren en kuvvetli haramlardan olduğuna dair delil vardır. Çünki, bu işte, kendi fiilini Allah Teâlâ hazretlerinin fiiline benzetmek vardır. Şari’ (Kanun koyan Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem) bunu, (Allah celle celâlühû’nun tasvîr sâhiblerine Kıyâmet gününde “yarattıklarınıza can verin” diyecek olduğunu haber vermekle) yaratmak diye isimlendirmiştir.[6]

Ayrıca sûret yapmalarda, put olma manası da mevcuddur. (Bu tasvîr/sûret yapmak ve fotoğraf çekmek) en yüksek melek cemaati arasında ise putlara ve onlara tapanlara lanet ve gadab etme sebebi olmuştur. Bu hal, meleklerin sûretlerden nefretini gerektirmiştir. Ayrıca son derece temiz olan Din-i Mübin-i İslam, şirki, bütün çeşitleri ve ortaya çıktığı yerlerle beraber yasaklamıştır. İbadet değil de saygı gösterme niyeti ile de olsa başkasına rükû’ veya secde etmek gibi. Çünki bu iş, şirkin ortaya çıkabileceği ve zannedildiği yerdir. Malumdur ki, putlar ve kendisinde put olmak manası bulunan sûret yapmalar, şirkin en açık bir şekilde ortaya çıktığı ve en çok zannedildiği yerdir. O halde, rûh sahibi sûretlerin, kullanılmaları, satılmaları ve satın alınmaları haram olmaya daha layıktır. Özellikle fotoğraf fitne sebeblerinin en büyüklerindendir. Ona bakmakla, nefisler şeytani vesveselerin uğradığı yer olur. İffet ve haya gibi meleki huylar ayrılıp gider. Çünki, fotoğraf güzellik sahibi kadınların güzelliğini, lisanın ve sözlerin ifade edemeyeceği seviyede gösterir. Efendimiz sallal-lâhu aleyhi ve sellem, (لا تباشر المرءة المرءة لتنعها لزوجها كانها ينظر اليها ) buyurmuştur. Yani bir kadın, vasıflarını kocasına anlatabilecek şekilde diğer bir kadının cildine temas etmesin. Böyle bir vasıflandırma, kocasının o kadına bakar gibi olmasına sebeb olur. Ayrıca fotoğraf müselliyattandır. Müselliyat, kişiye dünya ve ahiret sıkıntılarını unutturan, vakitlerini boşa harcatan, nefesli ve telli çalgılar gibi eğlenceler demektir. Ve gene şehevi kuvvetleri harekete geçiricidir. Uyuyan şehvetleri uyandırıcıdır. Bunun, ahlakların ve amellerin bozulmasının büyük bir sebebi olduğu ise bilinen bir şeydir. Bilakis, cebleri fotoğraflarla/filmlerle dolu olan bu zamanın gençlerinde görüldüğü gibi, bedenlerin/cesedlerin harab olmasının sebebidir. Hulasa, fotoğraflar ve filimler, günahların/kötülüklerin çokca işlenmesine vesile olacak vasıtalardır. Şari-i Mübin sallallahü ve selem tarafından, hakkında açık bir delil bulunmasa bile, kendisinden doğan fesadlar, şüphesiz bir şekilde haram kılınmasına yeterli olur.

Zamanımızın bazı aydınları(!) ve fikir adamları, gölgeyi/görüntüyü habsetmekten ibaret olan fotoğrafı caiz kabul etmiş ve bu, sûret yapmak değildir, demişlerdir. Böyle bir söz söyleme ya söylediği sözden haberi olmamak veya haberi yokmuş gibi davranmak veya sahtekarlık yapıp aldatmakdan ibarettir. Çünki rûh sahibi olan varlıkların sûretini yapmak, el ile olabileceği gibi eğitim görüp resim fırçası ile de veya aletlerle de olabilir. Şübhesiz bunların hepsine sûret denilmesi doğru olur. Çünki lugatta, sûret, şekilden ibarettir ve hepsi için geçerlidir. Sonra, fotoğrafda sûret manasının bulunması güneşden daha açıktır. Dolayısıyla onun hakkında da haramlılığın sâbit olması apaçık ve daha layıktır. Ana babaya öf demenin haram olmasından, vurmanın haram olmasının daha layık olduğunu anlamak gibi. Çünki, (وَلاَ تَقُلُ لَهُمَا اُفٍّ) “Onlara (annene ve babana) öf (bile) deme’’[7] kavl-i keriminde, öf demenin haram olmasının dayandığı illet/temel sebeb, onlara eziyet vermektir. Bu ise vurmakta daha tam bir şekilde mevcuddur. O halde vurmakdaki haramlılık daha kuvvetlidir. Aynı şekilde fotoğrafdaki sûret yapmak manası daha tamdır. O bakımdan ondaki haramlılık daha kuvvetli olması aşikardır. Aşikar olan bir şeyi inkar etmek ise delilsiz davadan ve kargaşa çıkarmaktan ibarettir.

Hadis-i Şerifte geçen Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in, (Melekler girmez) sözüne gelince; Kasd edilen, rahmet ve bereket melekleridir. Veya ziyaret etmek, zikir dinlemek için dolaşan meleklerdir. Kirâmen kâtibîn ve muhafaza melekleri kasd edilmemiştir. Çünki onlar mükellefleri göz açıp kapayıncaya kadar terk etmezler. Gene ölüm meleği de kasdedilmemiştir.

(Eve girmez), buyuruldu ve sûretlerin bulunduğu her hangi bir mahal kasdedildi. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’in (köpek bulunan eve melek girmez) buyurması ise şu sebebledir; Köpek necis (pis) olduğundan, onun bulunduğu yer def-i hacet yapılan yere benzemiştir. Melaike-i Kiram ise, mahlukatın en şereflileri olduğundan, tiksindirici şeylerin bulunduğu yerlere girmezler. Aynı zamanda temizliğin en yüksek mertebelerindedirler. Dolayısıyla, melekler ile bu gibi yerler arasında, zıtlık vardır. Nur ile karanlık arasında bulunduğu gibi. Kendisini köpeklerle eşit tutan kimsenin hak ettiği ise, meleklerin o kişiden nefret etmesidir. Bu hususda alimler arasında değişik görüşler vardır. Kimileri bu hükümden davar, ekin ve av köpeklerini istisna etmiştir. Hattabi, Şer-i Şerîf’ce, bulundurulması haram olan sûretler ve kelblerin bulunduğu yerlere melekler girmez, demiştir. Davar, ekin ve av için kullanılan köpekler, halıların ve yastıkların üzerine işlenmiş, (hürmet gösterilmeyip) hakîr tutulan sûretler meleklerin nefretini gerektirmez.

Bazı alimler ise hadis-i şerif genellik ifade eder, istisnası yoktur, dediler. İmamı Kurtubi ile İmamı Nevevi (Rahmetullahi aleyhima) bu hükmü tercih ettiler. İmamı Nevevi rahimehullah Müslim’in şerhinde şöyle dedi; En açık olan Hadis-i Şerif’in her köpek ve sûret hakkında umûm/genellik ifade edip istisnasının olmamasıdır. Çünki Melaike-i Kiram bunların hepsinden kaçar. Bu mana Hadis-i Şeriflerde şu hususda bir kayıt bulunmamasından anlaşılıyor. Yani, Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, şunlar müstesna diye bir ayırım yapmamıştır. Ayrıca, Efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem evindeki döşeğinin altında ölen enik hakkında; bilgisi olmaması sebebi ile mazur olmasına rağmen, Cebrail aleyhisselam’ın oraya girmemesinden de böyle bir umûm/genellik anlaşılmaktadır. Çünki, Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Cebrail aleyhisselâm’a, söz verdiği halde gelmemesinin sebebini sorduğunda, (üstünde) döşeğinin (bulunduğu sedirin) altında ölen eniğin buna mâni’ olduğunu söylemiştir. Hadis-i Şerifdeki, (Melekler, içinde sûretler bulunan eve girmez)’den kasdedilen, putların bulunduğu eve benzediğinden ve sûret yapmanın haram olmasından dolayı rûh sahibi olan varlıkların şekillerinin bulunduğu evlerdir.

Bu Hadis-i Şerifte geçen, meleklerin, sûretlerin bulunduğu yere girmemesi hâli, Sebe sure-i celilesinin on üçüncü âyet-i celile-sinde, Süleyman Aleyhisselâm’dan bahsederken, Cinler, Süleyman Aleyhisselamın dilediği mescid-leri ve heykelleri yapıyorlardı, buyurulması ile çelişiyor gibi gözükse de, bu işkale/içinden çıkılması zor gibi görülen süâle şöylece cevab verilir; Heykellerin yapılması o Şeriatte caiz idi. Peygamberlerin ve salihlerin ibadet etme esnasındaki şekillerini gösteren sûretler yapıp, onlara bakarak, düzgün ibadet yapmaya çalışıyorlardı. Ebû’l-Aliye rahimehullah buyurdu ki; Heykel yapmak onların Şeriatinde yasaklanmış değildi. Daha sonra bizim şeriatimiz buna yasaklama getirdi.

İkinci olarak şöyle bir cevap da verilebilir; Süleyman aleyhi’s-selam’ın şeriatinde yapılan o şekiller rûh sahibi olmayan şeylerin sûretleri idi. Lafız ihtimalli olunca, çelişkiye sebeb olacak manaya haml edilmesi kesinleşemez. Ayrıca, Buhari ve Müslim’de, Aişe Validemiz radıyellâhu anhâ’dan rivayet edilen hadîs-i şerifte; Habeşistan’da bulunan ve içinde insan sûretleri olan kilise hakkında Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır; (Aralarında bulunan salih birisi vefat ettiğinde onun kabri üzerinde bir mescid bina ederlerdi ve bu sûretleri yaparlardı. Bunlar, Allah katında, yaratılanların en şerlileridir.) Bu Hadis-i Şeriften anlaşıldığına göre; eğer rûh sahibi varlıkların sûretlerinin yapılması, o zamanda caiz olsa idi, Efendimiz sallallahü aleyhi ve Sellem bu işi yapan kimse için mahlukatın en şerlisidir buyurmazdı.1

(Sûret yapmanın hükümlerinin tafsilatı İnşaellah başka bir yazıda uzunca anlatılacaktır.)

1 Mişkatül Mesabih üzerine, Muhammed İdris Kandehlevî rahimehullah’nin yazdığı Ta’likus Sabih isimli kitaptan tercüme edilmiştir.

[1] (Enbiya..51,52,53,54)

[2] (Bakara.54)

[3] A’raf .138)

[4] Al-i İmran..6)

[5] (Haşr -24)

[6] İmam Buhari ve İmamı Müslimin ittifakla rivayet ettikleri kudsi hadisi şerifde bu isimlendirme geçmektedir

[7] İsra.23

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin