Ana Sayfa İktibaslar Bidatçilerin işlerine gelmeyen hadisleri inkar etmeleri

Bidatçilerin işlerine gelmeyen hadisleri inkar etmeleri

277
0

Bid’atçilerin kullandıkları yöntemlerden birisi de yukarıdakinin zıddı olup o da onların maksatlarına ve mezheplerine uygun düşmeyen hadisleri reddetmeleri, onların akla aykırı ve delilin gereğine uygun olmadığını ve reddedilmeleri gerektiğini iddia etmeleridir.

Meselâ kabir azabını, sıratı, mizanı ve âhirette Allah Teala’nın görülmesini inkar edenler bu yöntemi izlerler. Karasinek ve onun öldürülmesiyle ilgili hadisi reddedenler de böyledir. Söz konusu hadise göre sineğin kanatlarından birisinde hastalık/yani mikrop, diğerinde şifa/yani panzehir vardır, sinek kendisini korumak için önce hastalık/mikrop taşıyan kanadını yiyeceğe batırır.

Onlar bu yöntemle, kardeşinin karnı ağrıyan kişiye Hz. Peygamberin ona bal şerbeti içirmesini tavsiye etmesini de reddederler. Onlar adaletli kişilerin naklettiği buna benzer pek çok sahih hadisi bu yöntemle reddederler.[11]

Onlar bazan râviler içinde -Allah korusun- sahabileri, tabiileri ve hadis imamlarının adaletlerinde ve imametlerinde ittifak ettikleri kimseleri bile kötülerler.

Bütün bunları kendi mezheplerine muhalif olanları reddetmek için yaparlar.

Bazan onların fetvalarını reddederler ve halk sünnetin ve ehl-i sünnetin peşinden gitmesin diye halkın duyacağı şekilde bu fetvaları kötülerler.

Nitekim Ebu Bekir ibn Muhammed’in şöyle dediği rivayet edildi: Amr ibn Ubeyd dedi ki:

Hırsızı sultandan başkası affedemez. Bunun üzerine ben ona (hırkasını çalan hırsızı affetmek isteyen) Safvan ibn Umeyye’ye Rasulullah’ın (s.a) şöyle dediğini naklettim:

“Bunu bana hırsızı getirmeden önce yapsaydın olmaz mıydı?” Ben böyle deyince Amr ibn Ubeyd dedi ki:

Hz. Peygamber’in (s.a) böyle dediğine dair Allah’a yemin eder misin? Ben de ona dedim ki:

Bunu Rasulullah’ın (s.a) söylemediğine de sen Allah’a yemin eder misin? O hadisi ben İbn Avn’a da okumuştum. İbn Avn’ın etrafındaki halka büyüyünce dedi ki:

Ey Ebû Bekir, o hadisi bir daha oku.

Onlar sırat, mizan ve havzın sabit olduğunu söylemenin akla aykırı bir söz olduğunu iddia ederler. Bunlardan birisine şöyle bir soru soruldu:

Âhirette Allah Teala’nın görüleceğini söyleyen bir kimse tekfir edilir mi? O bu soruya şöyle cevap verdi:

Tekfir edilmez. Çünkü O, akla uygun olmayan bir şey söylemiş oldu. Akla aykırı bir şeyi söyleyen kişi kâfir değildir.[12]

Bir cemaat de âhad haberleri tümden redderler[13] ve Kur’an’ı anlamada sadece akıllarının münasip gördüğüyle yetinirler.

Hatta şu âyet,-i kerimeyle (akıllarınca yorumlayıp) içkiyi bile mubah görürler:

“İnananlara ve yararlı işler yapanlara tattıklarından dolayı bir günah yoktur.”[14]
Bunlar ve benzerleri hakkında Rasulullah (s.a) şöyle buyurmuştur:

“Sakın ola sizden birinizi koltuğuna kurulmuş (şöyle bir tavır sergilerken) görmeyeyim:
Ona emrettiğim ya da yasakladığım şeylerden bir şey gelir de şöyle der:

Bilmiyorum (böyle bir şey yok) Biz Allah’ın kitabında bulduğumuz şeye uyarız.”

Bu, bir yasağı ihtiva eden ağır bir tehdittir. Sünneti red suçunu işleyen kimseler de bu tehdide dahildir.

Bu hadisleri aklın verdiği hükümlerle reddettikleri için onların sözleri husün ve kubühun (yani iyi ve kötünün) sadece akılla biline­bileceği prensibine dayanır. Bu konu usûl ilminde anlatılan bir konudur.

İnşaallah bununla ilgili açıklama daha sonra gelecektir.Amr ibn en-Nadr dedi ki:

Bir gün ben de yanındayken Amr ibn Ubeyd’e bir şey soruldu. O da buna cevap verdi. Ben dedim ki:

Bizim arkadaşlarımız böyle söylemiyorlar. Dedi ki:

Senin arkadaşların da kim, babasız kalasıca? Dedim ki:

Eyyup, Yunus, İbn Avn ve et-Teymi’dir. Dedi ki:

Onlar diri olmayan ölüler sürüsünün pislikleridirler. İbn Aliyye[15] dedi ki:
Bana el’Yesea anlattı ve şöyle dedi:

Vâsıl ibn Ata[16] bir gün konuştu ve şöyle dedi: Amr ibn Ubeyd dedi ki:

Duymuyor musunuz? Dinlediğiniz esnada Hasan ve İbn Şirin’in sözü atılmış hayız bezinden başka bir şey değildir, (yani onların sözlerinin hayız bezinden fazla değeri yoktur)

Vâsıl ibn Ata mutezile fikrini ilk defa ortaya atan kişidir. Amr ibn Ubeyd de onunla birlikte o görüşü benimsemiştir ve ona hayran olmuştur. Bu sebeple kız kardeşini onunla evlendirmiştir.

Kız kardeşine şöyle demişti:

Seni öyle bir adamla evlendirdim ki ona ancak halife olmak yakışır. Sonra bu adamlar haddi tecavüz ettiler ve kötü fikirleri sebebiyle imâ yollu veya açık bir şekilde Kur’anı reddecek noktaya geldiler.

Amr ibn Ali[17] güvendiği bir kişiden dinlediği bir olayı şöyle anlatır: O kişi şöyle demişti:

Ben Amr ibn Ubeyd’in yanında bulunuyordum. O da Osman et-Tavil’in dükkanın­da oturuyordu. Ona bir adam geldi ve dedi ki:

Ey Ebû Osman! (Amr ibn Ubeyd’in künyesidir) Şu âyet hakkında Hasan el-Basri’den neyi söylediğini duydun “Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerin­den çıkıp giderlerdi.”[18]

Amr ibn Ubeyd dedi ki:

Hasanın görüşünü sana haber vermemi istiyorsun öyle mi? Adam dedi ki:

Hayır, ben sadece Hasan’dan bu konuda ne duyduğunu söylemeni istiyorum. Amr ibn Ubeyd dedi ki:

Hasan’ın şöyle dediğini duydum: Allah Teala bir kavmin öldürülmesini takdir etmişse mutlaka öldürülürler. Allah bir kavmin toprak altında kalmasını takdir etmişse, mutlaka o şekilde ölürler. Allah Teala bir kavmin suda boğulmasını takdir etmişse mutlaka suda boğularak ölürler. Allah bir kavmin ateşte yanmasını takdir etmişse, mutlaka yanarak ölürler. Osman et-Tavil dedi ki:

Ya Ebâ Osman! Bu bizim sözümüz değildir. Amr ibn Ubeyd dedi ki:

Ben sana Hasan’ın görüşünü haber vermek istediğimi söyledim. Zâten ben Hasan’ı yalanlıyorum.

el-Esrem[19] Ahmed ibn Hanbel’den nakletti; Ahmed ibn Hanbel dedi ki: Bize Muaz anlattı ve şöyle dedi:

Amr ibn Ubeyd’in yanında idim. Ona Osman ibn Fülan geldi ve dedi ki:

Ey Ebû Osman! Vallahi ben küfür olan bir söz işittim.

Amr ibn Ubeyd dedi ki:

Dur bakalım, nedir o? Hemen küfür diye acele etme. Osman ibn Fülan dedi ki:

Hâşim el-Evkas “Ebû Leheb’in iki eli kurusun”[20] âyeti ve “Tek olarak yaratıp kendisine geniş servet verdiğimiz kişiyi bana bırak”[21] âyetinin Ana Kitap’ta olmadığını iddia ediyor.
Halbuki Allah Teala şöyle buyuruyor:

“Apaçık Kitab’a andolsun ki biz, anlayıp düşünme­niz için onu Arapça bir Kur’an kıldık. O, katımızda bulunan Ana Kitap’ta (Levh-i Mahfuzda) mevcut, yüce ve hikmet dolu bir kitaptır.”[22]

Bu iddayı ileri sürmek küfürden başka bir şey değildir. Amr ibn Ubeyd bir müddet sustu sonra konuştu ve şöyle dedi:

Vallahi, şayet durum senin dediğin gibi olsaydı Ebû Leheb’i kötüleyen kimse olmazdı, o zaman bir tek kişi bile kınanamazdı. O mecliste bulunan dedi ki:

Vallahi din dediğin, işte budur. Muaz bu rivayetin sonunda der ki:
Ben bunu Veki’e[23] anlattım. O dedi ki:

Bunu söyleyen kişinin tevbe etmesi istenir. Tevbe ederse ne âlâ…. Tevbe etmezse boynu vurulur.

Bunun bir benzeri de önemli bazı hadis imamlarından rivayet edilmiştir. Ali ibn el’Medînî[24] el-Müemmel’den[25] o da el-Hasen ibn Vehb el’Cumehi’den rivayet etti. O şöyle dedi.

Kendisiyle aramızda yakın bir ilişki bulunan filan kişi ailesiyle birlikte Bi’r-i Meymun denilen yere gitmişti. Benim de oraya gelmem için bana haber gönderdi. Akşam geç saatlerde ona geldim ve geceyi yanında geçirdim. Râvi der ki:

O bir çadırda idi, ben de başka bir çadırda idim. Bütün gece sanki bir arı vızıltısı gibi onun sesini dinledim. Sabah olunca kahvaltısını getirdi ve birlikte kahvaltı yaptık. Bana aramızdaki kardeşlikten ve hakikatten söz etti ve bana dedi ki:

Seni ben güzel bir düşünceye davet edeceğim. Bana kader konusunu açtı. Bunun üzerine ben onun yanından kalktım, gittim ve ölünceye kadar onunla bir daha tek kelime konuşmadım. Bir gün tavafta o içerideyken ben yolun dışında durdum ve o dışarda iken ben içeri girdim.

Elimden tuttu ve dedi ki:

Ey Ebû Ömer! Daha ne zamana kadar? Daha ne zamana kadar?
Onunla yine konuşmadım. Dedi ki:

Benim suçum ne?

Bir adam “Tebbet yedâ Ebi Leheb” Kur’an’dan değildir derse sen ne dersin? Sen ona ne söylersin? Ellerimi onun elinden çektim (ve uzaklaştım.) Ali ibn el’Medînî der ki:

Müemmel dedi ki:

Ben bunu Süfyan ibn Uyeyne’ye anlattım. Bana dedi ki:

Ben işin tamamen bu noktaya vardığım zannetmiyordum. Ali ibn el-
Medînî dedi ki:

Bunu ben de işittim, Ahmed ibn Hanbel de işitti. Dedi ki:

Ben, Süfyan ibn Uyeyne’ye, Mualla et-Tahhan’ın bazı sözlerini anlattım. Süfyan dedi ki:

Bu görüşün sahibinin öldürülmesi için başka neye ihtiyaç var?

Allah’ın Kitabına ve Peygamber’in (s.a) sünnetine karşı göster­dikleri şu küstahlığa bakınız! Bütün bunlar mahza hakikate karşı kendi mezheplerini tercihtir. Onlardan şeriate en saygılı olanı bile şeriat dışına çıkmanın yollarını arar, bu uğurda apaçık delilleri tevil ederek müteşabihlerin peşinden gider. İleride buna temas edilecek­tir. Bunların hepsi de yerüenler sınıfına dahildir.

Bid’atçilerden bir grup da vardır ki bunlar bazan hadisleri; “zan ifade ederler, Kur’an’da da zan kötülenmiştir” diye reddine delil getirirler. Bunun için şu ayetleri ve benzerlerini kullanırlar:

“Onlar ancak zanna ve nefislerin nevasına uyuyorlar.”[26]

“Onlar sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şünhesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.”[27]

Bu konuda o kadar ileri giderler ki Kur’an-ı Kerim’de haramlığına dair herhangi bir nas olmadığı halde Allah Teala’nın Peygamberinin (s.a) diliyle haram kıldığı şeyleri helâl sayarlar. Bununla sadece akıllarının, uygun gördüğü şeyleri kendileri için tesbit etmeyi gaye edinirler.

Halbuki âyetteki ve hadisteki kastedilen zan onların iddia ettikleri zan değildir. Biz zannın üç yerde bulunduğunu gördük:

Birincisi: Dinin temel esaslanndaki zan. Bu tür bir zannın âlimlere hiçbir faydası yoktur. Çünkü bunun zan sahibi nezdinde zıddına da ihtimali vardır. Dinin füruundaki zan böyle değildir; şeriat ehlince onunla amel edilir. Çünkü onunla amel edileceğine delalet eden delil vardır. O halde fürû ile ilgili olanın dışındaki zan yerilmiştir. Bu doğrudur. Alimler onu burada zikretmişlerdir.

İkincisi: Buradaki zan birbirine zıt iki şeyden birini herhangi bir delil olmaksızın diğerine tercih etmektir. Şüphesiz bu yerilmiştir. Çünkü bu bir kafadan hüküm vermedir. Bu sebeple âyet’i kerimede onun hemen arkasından “nefislerin hevası” zikredilmiştir: “Onlar ancak zanna ve nefislerinin hevâsına uyuyorlar.” Sanki onlar sadece önyargılı ve heva ve hevese uygun bir şeye meylediyorlar. Bunun için böyle bir zan yerilmiştir. Her hangi bir delilin desteklediği zan ise böyle değildir. O, genel olarak yerilmemiştir. Çünkü o, hevâya uymanın dışında bir şeydir.

Bu sebeple o sabittir/geçerlidir ve dinin füruunda olduğu gibi, onun gibisine nasıl bir amel uygunsa onun gereğiyle de o şekilde amel edilir.

Üçüncüsü: Zan iki kısımdır: Birincisi kafi bir asla dayanan zandır. Bunlar nerede olursa olsun şeriatte kendileriyle amel edilen zanlardır. Çünkü onlar malum bir asla dayanırlar. Bunlar cinsi malum olan şeylerdendir. İkincisi kat’î bir asla dayanmayıp ya asıl olarak bir şey olmayana (yani delil olma değeri taşımayan bir şeye) dayanır ki bu yerilmiştir, ya da kendisi gibi bir zanna dayanır.

Eğer bu zan da kafi bir asla dayanırsa birinci gibi olur yani övülür. Veya bu zan da başka bir zanna dayanırsa tekrar ona döneriz; onun mutlaka kati bir asla dayanması gerekir ki böyle olursa övülür.

Eğer bu zan, delil olma özelliğini taşımayan bir şeye dayanırsa yerilir. Her türlü takdire göre haberi vâhid’in senedi sahihtir.

O, mutlaka şeriatte bir asla istinat eder ve kabulü gerekir. Bundan dolayı mutlak olarak haber-i vahidi kabul ederiz.

Nitekim kâfirlerin zanları herhangi bir şeye istinat etmez. Bu sebeple reddedilmeleri ve itibar edilmemeleri gerekir. Bu son cevap bir asıldan alınmıştır. Bunun açıklaması Allah’a hamdolsun ki el-Muvafakat isimli kitapta geçmektedir.

Bazı sapıklar hadislerin reddi konusunda ve hadislerde olan şeylere itimat eden kimselerin görüşlerinin reddi konusunda o kadar aşırı gittiler ki hadislerle amel etmeyi akla aykırı buldular ve hadislerle amel etmeyi savunanları da akılsız/deliler olarak gördüler.

Ebû Bekir ibn el-Arabi, doğuda ru’yeti inkar eden birisiyle[28] karşılaşanlardan naklederek şu olayı anlatır:

Ahirette Allah’ın görülmesini (yani ru’yetullahı) inkar eden kişiye şöyle bir soru sorulur:

Allah Teala’nın ahirette görülmeceğini savunan kimse tekfir edilir mi, edilmez mi?

O bu soruya şöyle cevap verir:

Hayır! Çünkü o akla uygun olmayan bir şeyi savunmuştur. Akla uygun olmayan bir şeyi savunan kimse tekfir edilmez.

İbn el’Arabi der ki:

Onlara göre bizim mertebemiz işte bu. Hevâ ve hevese uymanın neye yol açtığı konusunda insanlar bundan ibret alsınlar. Allah Teala, lütfuyla bizi bundan korusun.

Bizim zamanımızdaki önemli kişilerden birisi bu meselede yanılmış ve haber-i vâhidlerin tamamının zan olduğunu iddia etmiştir. Bir rivayette şöyle denilir: “Zan kişinin ne kötü binitidir.” Başka bir rivayette de şöyle denilir: “Zandan sakının, çünkü zan sözün en yalan olanıdır. Bunlar söz konusu kişinin sözlerinden ve yanılgılarındandır. Allah onu affetsin.[29]

[11] Müellifin işaret ettiği hadisler hem senet hem de metin yönünden sahih olan hadislerdir. Bunlardan kimisi akaidle, kimisi ahkamla, kimisi adap ve muamelatla, kimisi de başka konularla ilgilidir. Bunları inkar edenler akla dayanarak reddetmişlerdir.

[12] Mutezile ve benzerlerinin görüşüdür.

[13] İmam-ı Şafiî’nin ahad haberleri reddedenlere cevabı hakkında onun er-Risalesindeki “el-Huccetu fi Tesbiti-Haberi’l-Vahid” bölümüne bakınız, s.998, 1261

[14] Maide: 93.

[15] İbn Aliyye: İsmail ibn İbrahim ibn Mukassim, büyük âlim, meşhur hadisci, güvenilir sağlam bir kişi, künyesi Ebû Bişr el-Esedî, Basralıların azadlısı. Aslen Kufeli. İbn Aliyye diye meşhur. Aliyye onun annesidir. Hasan Basri’nin öldüğü sene, 110 yılında dünyaya geldi, İbn Münkedir, Yunus ibn Ubeyd, Humeyd et-Tavil, Ata ibn Sâib, ibn Cüreyc ve daha pek çok kişiden rivayette bulundu. Kendisinden de İbn Cüreyc, Şube, İbn Mehdi, İbn el-Medeni, Ahmed ibn Hanbel ve daha pek çok kişi rivayette bulundu. 193 yılında vefat etti (Siyeru A’lami’n-Nübelâ, 9/107; Ahmed ibn Hanbel’in el-İlel’i, 122; Tabakat, 7/325; el-Meârif, 384; el-Cerh ve’t-Ta’dil, 2/153; Tehzib, 1/275; Şezerat, 1/333)

[16] Vâsıl ibn Ata: Güçlü bir hatip. Künyesi Ebû Huzeyme el-Mahzûmî, Basralıların azatlısı, Mutezilenin kurucusu ve başı. Fâsık olan kişi, ne mümindir ne de kafirdir dediği için Hasan el-Basri onu meclisinden kovdu. Amr ibn Ubeyd de ona katıldı ve ikisi birlikte Hasan-ı Basrinin ders halkasından ayrıldılar ve bu sebeple mutezile diye isimlendirildiler. 131 yılında elli yaşlarında iken vefat etti. (Siyerul-A’lam, 5/464; Vefeyatul-A’yan, 6/7; el-Fark Beyne’l Firak, 117; Şezerat, 1/172.)

[17] Amr İbn Ali Büyük bir fıkıhçı ve hadisçi. İyi bir eleştirmendir. Künyesi: Ebu Hafs el’Bâhili el-Basri es-Sayrafi eî-Gallas. 160 yıllarında doğdu. Yezid ibn Zürey’den, Merhum el-Attardan. Ğander’den, İbn Uyeyne’den ve daha başka kişilerden rivayette bulunmuştur. Kendisinden de Kütübü Sitte imamları, Ebu Zur’a, Ebu Hatim ve İbn ed-Dünya gibi kişiler rivayette bulunmuştur- el-Cerh ve’f Ta’dil, 6/249: Tehzib, 81810; Şezerat, 2/120.)

[18] Ali İmran: 154.

[19] el-Esrem: Büyük âlim, fıkıhçı ve hadisçi Ebu Bekir Ahmed ibn Muhammed Hâni el-Eskâfi el-Esrem et-Tâi veya Kelbî. Sünen sahibi. Ahmed ibn Hanbel’in öğrencisi. Harun Reşid’in zamanında doğdu. Ondan Nesâî, Musa ibn Harun ve Yahya ibn Said gibi kişiler rivayette bulundu. 260’larda vefat etti. (Siyeru’l-A’lam, 12/623, el-Cerhu ve’t-Ta’dil, 2/72! Tehzib, 1/78, Şezerat. 141)

[20] Mesed süresi

[21] Müddessir: 11.

[22] Zuhruf 1-4

[23] Veki’ ibn Cerrah ibn Melih, büyük âlim, Irak muhaddisi. Künyesi Ebû Sufyan er-Ruâsî el-Kufi. 129’da doğdu, Hişam ibn Urve, A’meş, îbn Cüreyc ve el-Evzâi gibi pek çok kişiden İlim dinledi. Bir ilim deryası idi. Hafızası kuvvetli idi. Süfyan es-Servi, ibn el’Mübarek, îbn Mehdi, Humeydi, Ahmed ve ibn Main gibi pek çok kişi ondan hadis rivayet etti. 197 yılında vefat etti. (Siyeru’l-A’lam, 9/140; Tarihu ibn-i Mâin. 6301 Tabakat ibn Sa’d, 6/394; el-Meârif. 507; Tehzib, 11/123; Şezerat, 1/349; el-Cerh ve’t-Ta’dil, 1/219)….

[24] Ali ibn el-Medini: Hadiste müminlerin emiridir. Künyesi Ebu’l-Hasen Ali ibn Abdülah ibn Cafer es-Sa’di, İbn el-Medini diye tanınır. Babasından, Süfyan ibn Uyeyne’den, Düheyd ibn Müslim’den, Muaz İbn Muaz’dan İbn Vehb’den ve daha pek çok kişiden hadis dinlemiştir. Ondan da Ahmed ibn Hanbel, Buharı, Ebû Hatim ve İsmail el-Kâdi gibi pek çok kişi rivayette bulunmuştur. 234’de vefat etmiştir. (Siyeru’l-A’lam, 11/41, el-Cerh ve’t-Tadil, 6/193; el-Bidaye ve’n-Nihaye, 10/312; Tehzib, 7/349; Şezerat, 2/81)

[25] el-Müemmel: Hadis hafızı, künyesi ve ismi: Ebu Abdirrahman el-Adevi el-Müemmel ibn ismail el-Basri. Mekke’ye yerleşti. İkrime ibn Ammar, Şube, Sevri, Nâfi el-Cümehi, Hammad İbn Seleme ve çağdaşlarından hadis nakletti. Ahmed, İshak, Bendar ve diğer kişiler de ondan naklettiler. .206 yılında Mekke’de vefat etti. (Siyeru’-A’lam, 10/110; Tarihu ibn Main, 591; Tehzib, 10/380; el-Cerh ve’t-Ta’dil. 8/474)

[26] Necm: 23

[27] Necm: 28.

[28] Mutezileyi kastediyor. Çünkü onların mezhepleri doğu beldelerinde ortaya çıktı ve yayıldı.

[29] İmam Şatıbi, el-İ’tisam Kitap Dünyası Yayınları: 1/258-264.

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin