Ana Sayfa İktibaslar Arabi Lafızla Afsûn Yapmak , Okuyup Üflemek Meşr’u’dur !

Arabi Lafızla Afsûn Yapmak , Okuyup Üflemek Meşr’u’dur !

283
0

Ruka, vârid olan herhangi bir duayı okuyup üflemek manasında kullanılmaktadır. Allah Tealâ yarattığı her bir hastalığın mukabilinde şifâsını da yazmıştır. İlletin sebeblerini bertaraf eden başka bir sebebe tevessül, ulemânın ittifakıyla caizdir.

Nitekim Ebu Hizame diyor ki:

« Ben: “Ya Rasulallah, taleb etmiş olduğumuz rukyaya yahud da onunla tedavi oIduğumuz bir devâya yahud onunla korunduğumuz bir korunağa ne buyurursun? Acaba bunlardan birisi, Allah’ın takdirinden bir şey geriye çevirir mi? ” dedim. Bunun üzerine Rasülullah sallallâhu aleyhi ve sellem : ” هِيَ مِنْ قَدَرِاللهِ – O da Allah’ın kaderindendir.” buyurdu.»

İbnu Esir diyor ki:

«Gerçekte «rukye, rukâ, raki, istirka» kelimeleri, hadisi şeriflerde sık sık tekrar edilmektedir.

عُوذة = ûze = sığınış manasında olan rukâ: sar’â ve sıtma hastalığı gibi afatlardan birine yakalanan kimseye afsun yapmak = okuyup üflemek demektir.

Bazı hadislerde rukâ hakkında cevaz, bazılarında nehiy varid olmaktadır .

Cevazına delalet eden hadislerden biri :O cariyeye afsun yapıp okuyup üfleyeni taleb edin. Çünkü muhakkak onda nazar değmek var “ mealindeki hadis-i şeriftir.

Neyhe delalet eden hadislerden birisin de :Cennetliler onlardır ki rukyeyi taleb etmezler ve dağ da yapmazlar “ buyurulmaktadır.

Cevaz ve nehiy arasını bulmanın vechi şudur:

Arabî dilinden başka şeylerle yahud Allah’ın isim ve sıfatlarından, indirmiş olduğu kitablarındaki kelâmından başka şeylerle ruka yapmak ve rukanın kesinlikle fayda vereceğine itikad etmekle birlikte o lafızlara dayanıp tevekkül etmek, kerih = küfür, haram ve mekruh görülmektedir. Rasülullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Rukyeyi taleb eden kimse tevekkül etmemiştir.” buyurmasıyla bunu kasdetmiştir.

Amma bunun hilâfı olan, Kur’an’la yahud Allah Teâlâ’nın isimlerinden birisiyle yahud mervi olan rukayla teavvuz = beladan korunup sığınış gibiler ise kerih görülmedi. Bundan dolayı Kur’an’la rukâ yapıp ücret alan kimseye Rasülullah sallallâhu aleyhi ve sellem : ” Ye. Ömrüme andolsun, kim batıl bir  rukyeyle alıp yediyse (elbette bâtıla girmiştir). Amma sen hak bir rukye sebebiyle ücret alıp yedin.” buyurdu.

Yine Câbir’in hadisinde bu kabilden şöyle gelmiştir:

Rasullullah Sallallâhu aleyhi ve sellem onlara:  “Yapmış olduğunuz rukayı bana gösterin.” dedi. Câbir diyor ki: “Biz ona gösterdik.” Bunun üzerine: “Onlarda beis yoktur. Ancak onlar vesikalardır; binaenaleyh onunla ruka yap.” buyurdu.

Öyle sanıyorum ki, cahiliyette şirkten sayılan, tesirini itikad ettikleri halde onunla telaffuz ettikleri şeylerden bir şeye = rukaya düşmelerinden endişe etti, onun için: “Bana arz edin.” buyurdu. Şu halde Arabi lafız olmayan yahud tercümesi bilinmeyen ve manasına da vukûf mümkün olmayan bir şeyle rukanın isti’mâli kesinlikle caiz değildir. Bu takdirde  “Göz değmekten yahud sıtma hastalığından başkasında rukye yoktur.” hadisinin manası, göz değmek sıtma hastalığından dolayı yapılan rukyeden daha evla ve daha faydalı yoktur demektir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “Göz değmekten yahud sıtma hastalığından başkasında rukye yoktur.” sözü “Ali’ den başka yiğit yoktur.” denilen söz gibidir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ashabından birçoklarına rukye yapmayı emretmiştir; rukyenin hükmünü kendisine terfi’ edenlere de inkarda bulunmamıştır.» [227]  ….. ‘deki nehiy manasında olan .. nehiy manasındadır. Yani: “Rukyeyi taleb etmesinler ve dağ da yapmasınlar.” demek olur.

Abdurrauf Münavi ve Hafız Zebidi , ” Rasülullah sallallahu aleyhİ ve sellem, rukadan, tamaim = nazar değmemek için çocuğa ipten yapılma kolye gibi takılan her şeyden, sihir vasıtasıyla kadını erkeğe sevdirmek yahud soğutmak için yapılan «tivele»den nehyetti ” mealindeki hadisin şerhinde ibnu Tin ‘den naklen dediler ki:

«Kur’an, Allah Tealâ’nın isim ve sıfatları yahud mervi olan Arabi lafızla yapılan ruka, rûhâni bir tıbdır. Ebrarın dili üzere yapıldığı takdirde Allah Teâlâ’nın izniyle şifâ husül bulur. Bu tür rühan’i tıb, yok denilecek kadar azalınca, bilmecburiye halk, cismâni = maddi olan tibba sığındılar. Binaenaleyh bu yolla yapılan her türlü ruka caizdir. Amma «cinler bana musahhar kılınmış» diyen azimetçilerin, hak ve bâtıldan mürekkeb, mesela Allah’ın isim ve sıfatlarıyla beraber karıştırdıkları şeytanların isimleri ve o şeytanlardan yardım taleb etmeleri, kovulmuş olanlarından diğer şeytanlara sığınışları, kesinlikle caiz değildir. Bunun için manası bilinmeyen, Arabi lafzın dışında, doğrusu Kur’an ve Allah’ın isimlerinden başkasıyla yapılan rukalar yasaklandı. Zira bu tür rukada şirkin karışması da vardır. Nitekim Muvattâ’da vârid olduğu üzere Aişe radıyallahu Teâlâ anhâ’ya ruka yapan Yahudi bir kadına Ebü Bekr radıyallahu anh: “Allah’ın kitabıyla ona ruka = afsun yap.” dedi.»[228]

Okuyup üflenmesi caiz olan tüm rukaların, yazılıp takılması da caiz dir. Nitekim Şâfii ulemasından ibnu Hacer Heytemi’den, “Manası bilinmeyen isimlerin yazılmasıyla tevessül mekruh mu, haram mı ?

Acaba isimleri bilinmeyenle yazmaksızın ruka = okuyup üflemek haram mıdır?

Acaba hem okuyup üfürmek hem de yazıp takmak mı haramdır?

Yoksa bunlar mekruh mudur?

Ğazaliden naklen deniliyor ki: Kişinin başlayacağı bir işte, Allah’ın hükmünü bilinceye kadar o işe başlaması helal olmaz. Bu takdirde Abdullah bin Esad el-Yâfi’nin ve daha başka salihlerin kitablarında bulunan ruka ile, salihlerin kitablarının dışında bulunan ruka arasında fark var mıdır ?” diye soruldu.

Bunun üzerine muşârun ileyh şöyle cevab verdi:

«Şerh-ul-ibab adlı eserimde, el-izz bin Abdisselam’dan fetvâyı naklettiğim gibi, mechul harflerin hastalar için yazılması ve onunla rukyenin taleb edilmesi yahud doğrudan doğru, bilinmeyen harflerle rukanın yapılması kesinlikle caiz değildir. Çünkü Rasülullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den ruka soruldu ; “Yapmış olduğunuz rukayı bana gösterin.” buyurdu. Arzettiler; bunun üzerine: “Beis yoktur.” buyurdu. “Beis yoktur.” buyurup da, «yapın» diye emretmemesinin sebebi, bazı yazılan rukada küfür = sirk olduğu içindir. Yazılması haram olan bir şeyle tevessül de haramdır.

Evet, ilmine, dinine güvendiğimiz bir kimsenin kitabında ruka süretini bulursak, o zat da o rukanın yazılmasını yahud okunmasını emretti ise, bu takdirde cevazla hüküm etmek muhtemeldir. Çünkü o zâtın emri, zâhirde ilmiyle her cihetini kuşatmaktan ve manasına muttali olmaktan başka ihtimali taşımaz. Böyle oldu ise, bu hususta herhangi bir mahzur yoktur.

Şayed aynı zat, kendisi gibi takvâ sahibi olmayan birisinden naklederse yahud söylediği halde yazmasını ve okumasını emretmediyse yahud manasını arz etmediyse, bu sürette, yazılmasının haramlığının bakî kalması kuvvet kazanır.

Mücerred sözün imamını zikretmesi, manasını da bildiğini gerektirmez. Çünkü çoğu zaman bu işle uğraşanlar, tasniflerinde manasını araştırmaksızın ve tecrübe etmeksizin buldukları birçok şeyleri yazarlar. Onların bu tür yazıları, kullanan kimseye fayda verir diye ümid etmelerindendir. Bunun için imam Yafi, birçok şeylerin menfaatlerini, havassını yazdığı halde, itikadı tam, ameli güzel, gizlilikleri saflaşmış kullanan kimsenin fayda görmeyeceğini bulursun. Bundan bildik ki, tecrübeye dayalı olarak her şeyi kitabına yazmadı. Böylece Dümeyri ‘de Hayât-ul-Hayvan ‘da onun benzerini yazdı. [229]

Ebi-l-Fadl Zeyneddin Abdurrahim = Hafız Irak’inin oğlu Veliyüddün Ebu Zür’â ve Kâdi Ebi-l-Velid = İmam Bâci, Kadi İyaz’ dan naklen diyorlar ki :

«Ruka = okuyup üfürmenin faydası, üfürülen rutübet, hava, beraber olan nefes, güzel zikir, dua ve güzel sözlerle bereketin tahsilidir. Böylece zikirden, Esmâu-I-Hüsnâ’dan yazılan rukyenin yıkantısıyla bereketlenmek meşru’dur.

Bazan bu işler, hastadan elemin zevali için, yıkantı , kağıttan yazıyı silip süpürdüğü gibi, rukye de hastadan elemi silip süpürür zannıyla tefe’ul yolu üzere yapılır. İmam Mâlik, tükrüksüz üfürmeyi sever. Üfürmeyi kerih görürdü. Böylece demirle, suyla, bağlanan iplerle rukayı, Süleyman aleyhisselâm’ın hâtemini yazmakla rukayı kerih görürdü. En çok, bağlanan iplerden tiksinirdi. Öyle sanıyorum ki imam Malik bu tip rukadan, sihirbazların işine benzedikleri için tiksindi ve Allah’u Tealanın … sözünü te’vil etti.» [230]

Hanefi imamlarından İmam Muhammed, «Aişe radıyallahu Teala anhâ’ya ruka yapan Yahudi bir kadına Ebü Bekr radıyallahu anh:

“Allah’ın kitabıyla ona ruka =afsun yap.” dedi » eserinin şerhinde: «Biz bununla tutunuruz. Kur’an’dan olan ayetlerle, Allah’ın zikrinden olan isimlerle rukada beis yoktur. Amma manası bilinmeyen sözlerle ruka yapılmamak gerekir.» demektedir.

Şarihi Şeyh Abdulhayy el-Leknevi diyor ki:

«Muhtemelen Eber Bekr radıyallahu anh, Yahudi kadının Müslüman olacağını umduğu için yahud Arabiye çevrilen Tevrat’ın ayetini yahud değişmemiş olan ibrani olan Tevrat’ın ayetini kasdederek: “Allah’ın kitabıyla ona ruka = afsun yap.” diye buyurdu. Bu takdirde Tevrat’ta da ruka caizdir. Ve nitekim Allah Tealâ’nın isim ve sıfatlarıyla, Arabi lisanla rukanın cevazında şübhe yoktur. ” Yazılan lafızlar, bizzat kendileri tesir edici değil; Allah’ın takdiriyle tesir eder.” diye itikad etmek şartıyla, başkasından manası bilinen şeylerle ruka yapmak dahi caizdir. Kadi İyaz diyor ki: ” Yahudi ve Nasrâni’ nin, Müslüman bir kimseye ruka yapmaları hususunda imam Malik’ ten muhtelif sözler naklolunmaktadır. İmam Şâfii caiz olmasıyla hüküm etti; Allah’u Tealanın kitabıyla olması şartıyla. Zürkani ‘de böyle nakletti [231]

Yine İmam Muhammed’in: “Kur’an’dan olan ayetlerle, Allah’ın zikrinden olan isimlerle rukada beis yoktur.” sözünün ta’likında Şeyh Abdulhayy diyor ki:

«Böylece Kur’an’dan veya başkasından bir şey üzerine Arabi lafızla ayet veya zikir yazılıp, yazılan yazı suyla yıkandıktan sonra hastaya içirilmesi caizdir. Kur’an’da varid olan şifâ ayetleri vardır ve hatta Kur’an hepsi şifâdır. Özellikle bu konuda Fâtiha Şûresi’nin yazılması ve okunmasının, apaçık tecrübe edilmiş tesiri vardır. Kur’an veyahud herhangi bir zikir yahud Arab lafzın kanla yahud başka necis bir şeyle yazılması, sûret-i kat’iyyede caiz değildir. Cevâzına hüküm eden, onunla şeytanı razı edecek fetvâsıyla ortaya çıktı. [232]

Amma manası bilinmeyen, lafızları mechul yahud da siğası garib olan lafızlarla rukye yapmak caiz değildir. Çünkü bu gibi lafız ve manalarda, küfür ve şirki kuşatan kelimeler olabilir.» [233]

Şâfiî ulemâsından İmam Nevevi diyor ki:

«Ebû Davüd, Tirmizi, ;bnu Sünni ve daha başkasından, onlar da senedleriyle Amr bin Şuayb’dan, oda babasından, babası da dedesinden = Abdullah’tan rivayet ediyoruz:

«Gerçekte Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına —herhangi bir korkudan dolayı— şu kelimeleri öğretiyordu:

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ غَضَبِهِ وَعِقَابِهِ وَشَرِّ عِبَادِهِ وَمِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَأَنْ يَحْضُرُونِ »

Amr bin Şuayb diyor ki:

“Abdullah bin Amr radıyallahu anhumâ, çocuklarından akıl erdirip ezberleyebilene bunları öğretirdi. Ezberleyemeyenlere yazarak boyunlarına asardı.”

Tirmizi: “Bu hadis hasendir.” dedi.» Tavizat ve okuyup üflenmesi caiz olan herhangi bir duanın = ayetin , zikrin yazılıp asılmasına bu hadis delildir. [234]

El-Mubar Kefüri, Şeyh Abdulhak ed-Dehlevi’den naklen diyor ki:

«Çocukların boyunlarına asılan ta’vizlere sened = delil , bu hadistir. Ve bunda dahi söz vardır. Amma iplerin, temâim = karı hocayı birbirine sevdirmek için asılan şeylerin, yani cahiliyyeden kalan merasimlerin hepsi haramdır.»

Tuhfet-ul-Ahvezi’ nin müellifi bu meselede Ebu-t-Tayyib Sıdık bin Hasen el-Kinevci gibi, mushanın takılmasını alel’ıtlak sirk sayanlardan ayrılmıştır. [235]

İmam Ayni, ‘Gerçekte üzerinde ücret almış olduğunuz şeylerin layıkıyla en uygunu. Allah’ın kitabıdır.” mealindeki, Buhari’ nin hadisinin şerhinde diyor ki:

Ulema , Fatiha’ yla ve Kuran’ın öğretilmesi üzerine alınan ücretin caiz olup olmamasında ihtilaf ettiler. Ata’, Ebû Kulabe cevaz verdiler. İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed ve Ebü Sevr’in, -Kurtubi’nin naklettiğine göre, talimde değil sadece rukyenin ücretinde- Ebû Hanifenin sözleri – görüşleri de budur, ki İshak’ın sözü de budur. Zühri, Kuran’ın talimi üzere ücreti kerih gördü. Ebû Hanife ve ashabı dediler ki: “Kuran’ın talimi üzerine ücretin alınması caiz değildir.”

Ashabımızdan Hakim, el-Kafi adlı eserinde diyor ki:

“Adamın, çocuğuna Kur’an”, fikhı, feraiz ilmini ta’lim etmesi yahud ramazanda imam olması yahud ezan okuması için tayin ettiği muallime ücret vermesi caiz değildir.”

Hülasat-ul-Fetava’da, aslından naklen böyle denilmektedir:

Kuran’ı fıkhı öğretmek yahud ezan, tezkir, tedris, hac, cenk yapmak gibi taatler üzere ücretli adam tutmak caiz değildir, yani bunlara ücret vermek vacib olmaz. Medine ahalisi buna cevaz verdiler. Şafii, Nusayr, Usam, Ebü Nasr el-Fakih ve Ebu-l-Leys, buna tutundular.» [236] Ve bu husustaki delilleri, uzun uzadı hadislerden nakleder.

Ayni yine “Gerçekte üzerinde ücret almış olduğunuz şeylerin layıkıyla en uygunu, Allah’ın kitabıdır.” mealindeki hadisin şerhinde diyor ki:

Et-Tavdih’in muellifi: ” Bu hadiste, “Kuran’ın öğretilmesi üzerine alınan ücret memnû’dur.” diyen Ebu Hanife’nin aleyhinde hüccet vardır.” demektedir.

Ben = İmam Ayni derim ki: Hadisin manalarını anlamakta zevk alan kimse, böyle manasız sözleri ağzından çıkarmaz. Ebû Hanife’nin: “Kur’ an’ın talim’ üzerine ücret alınması memnû’dur.” deyişini anlamamıştır demektir. Nerede kaldı ki, aleyhine hadisi irâd edecek ?!.

Bu hadisin manası, Kuran’dan Fatiha yahud başka ayetinin rukyesi üzerine alınan ücrettir. Rukye üzerine alınan ücreti imam menetmiyor, ancak Kuran’ın öğretilmesi üzerine alınan ücreti menediyor. Talim üzerine alınan ücret ayrıdır: rukye üzerine alınan ücret de ayrıdır. Rukye üzerine alınan ücrete imam da cevaz vermiştir.

Hayret Tavdih’in müellifine !.  Kuran’ın talimi üzerine alınan ücretin menedilmesi ile Ebû Hanife tekleşmedi. Aynı zamanda Abdullah İbnu Şakik, Esved bin Salebe, İbrahim en-Nehai, Abdullah bin Yezid, Kadi Şureyh, Hasen bin Hayy’ın mezhebleri de Ebû Hanifenin mezhebleri gibidir. Bunların içerisinde itirazcının sadece Ebû Hanife’yi ele alması, sopsoğuk taassubun fırtınasındandır Bunların delilleri, İbnu Ebi Şeybe’nin ” senediyle  « Kuran’ı okuyun. Hükümlerinde haddinizi asmayın. Tilavetinden = uzaklaşmayın. Kur’an sebebiyle alıp yemeyin. Ve onunla çoğaltmayın.“» mealindeki hadistir. [237]

Hafız İbnu Hacer diyor ki: « Cumhur, İmam Malik, İmam Şafii, Kur’an’ ın öğretilmesi üzerine ücretinin alınmasına cevaz verdiler.   Hâduviyye ve Hanefiler ve daha başkaları, bu hususta ücretin alınmasının men’ine zihab ettiler.» [238]

Yine Hafız İbnu Hacer Kurtubi’den naklen diyor ki:

«Ruka üç kısımdır: Birincisi, manası bilinmeyen, cahiliyye devrinde onunla ruka yapılan lafızlardır. Şirkten ve şirke sirâyet edecek sebeblerden korunmak için bundan sakınmak vacibdir. İkincisi, Allah’ın kelâmıyla yahud isimleriyle yapılan rukyedir. Eğer eserde bu varid oldu ise müstehabdır. Üçüncüsü, Allah’ın isimlerinden başka herhangi bir melek, salih kimseler yahud Arş gibi büyük mahlukların isimleriyle yapılan rukadir. Bundan kaçınmak vacib değildir. Allah Teala’ya ilticayı, isimleriyle bereketlenmeyi kuşatan meşhur ruka da değildir; terki daha evladır. Ancak, onunla rukye yapılan isminin yahud Zatı’nın ta’zimini kuşatırsa, Allah’ tan başkasıyla yemin gibi, bundan dahi sakınmak vacibdir.» [239.]

Şafii ulemasından ibnu Hacer Heytemi, evfâk ilminin hükmünden sorulunca şöyle cevab verdi:

«Evfak adedlerin münasebetlerine ve o adedlerin hussusi şekil üzerine getirilmesine dönmektedir. Mesela dokuz haneli, dört köşeli bir vakfın, dokuz hanesinde her cihetle yekûnu on beş olan vakfın = tılsımın yazılması gibidir. Bu birçok hâcetlere fayda verir. Mahbasun çıkarılmasına, ceninin rahatlıkla doğurulmasına ve bu manada her şeye fayda verir. Zabtı …. kelimeleridir. Ğazali buna çok ehemmiyet verirdi. Bundan dolayı bu vakıf ona nisbet edildi. Haram üzerine bununla yardımı taleb etmenin hilafına mübah şeylerde kullanılırsa mahzur yoktur.» [240]

İbnu Esir: «Hesabsız cennete giren cennetlilerin sıfatlarını beyan eden “ Cennetliler öylelerdir ki, rukyeyi taleb etmezler ve dağ da yapmazlar. Her halukarda Rabblerine tevekkül ederler. ” mealindeki hadis-i şerife gelince, dünyanın sebeblerinden büsbütün yüz çevirip alakalarından hiçbir şeye iltifat etmeyen evliyanın sıfatlarını beyan etmek için varid oldu. Bu havassın derecesidir = rütbesidir. Onlardan başkası bu dereceye ulaşmaz O mesabede olmayan avam ise; tedavide, ilaç kullanmakta, kendilerine ruhsat verildi. Hakikaten bela üzerine sabreden, fereci sadece Allah Teala ‘dan bekleyen, evliya ve havasstan oluverir.

Sabretmeyen kimselere, rukye yapmasında, ilaç kulllanmasında, herhangi bir süretle tedavi olmasında ruhsat verildi. Görülmez mi, Sıddik-i Ekber = Ebu Bekr radıyallahu anh, bütün malını Peygamber’e getirince, Peygamber, ilmini, yekininin derecesini, sabrının derecesini bildiği için, hakkında bir inkarda bulunmadı. Amma bir adam, güvercin yumurtası gibi bir altını getirerek: “Ya Rasülallah, bundan başka malım yoktur.” deyince Rasülullah sallallâhu aleyhi ve sellem, o altını kendisine attı. Şayed ki isabet etseydi başını kırardı. Ve hakkında gerekli sözü söylemişti.» [241]

Yukarıda her ne kadar İbnu Esir, «…dünyanın sebeblerinden büsbütün yüz çevirip alâkalarından hiçbir şeye Mitat etmeyen evliyânın sıfatlarını beyan etmek için varid oldu.» dedi ise de, Rasülullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hiçbir kimsenin ulaşmadığı makamlara ulaştığı halde, vefat edeceği hastalığında Aişe radıyallahu Teâlâ anhâ’dan Muavezeteyn Süresini okuyup üfürmesini = rukayı taleb etmiştir. Binaenaleyh tefviz makamına ulaşan evliyânın rukayı terk etmesi, farz, vacib, sünnet yahud müstehab değil, sadece fazilettir; sünnet, Rasülullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e ittibâ’dır, deriz. [242]

Yani sebeblere riayettir. Ve binnetice hakiki fâil ve yaratıcının Allah Teâlâ olduğunu bilip inanmak ve kalben O’na dayanmak = tevekkül şartıyla esbaba sarılmak, Arabi lafızlarla ayetleri okumak, yazıp takmak yahud ilacları kullanmak yahud kalkan, zırh gibi şeyleri giymekle tevessül, yani zâhiri olan tabii’ kanunlara muvafakat göstermek yahud göstermemek, emredilmiş ve meşrü’dur.

Ebü Hizâme de bunu sormuştu. «Bu süretle akıl ve tedbirin kullanılmasının da Allah Teala’ nın kaderinden olduğunu» Rasülullah sallallâhu aleyhi ve sellem beyan etmiştir.

Dipnotlar :

[227] En-Nihaye c.2 s.254,255

[228] Feyz-ul Kadir c.6 s.314 , İthaf-us-Saddet-il-Muttakin c.9 s.520.. Bakınız levamiu-l Ukul c.5 s.94

[229] El- Fetava’l-Hadisiyye s.45,46

[230] Tarh-ut Tesrib fi şerh-it-takrib c.8 s.195, El Münteka c.7 s.2261, et-Talik-ul-Mümecced c.3 s.382

[231] et-Talik-ul-Mümecced c.3 s.381 h.n 775 .. Bakınız Tabakat-uş Şafiyyet-il Kübra c.2 c.136, 137 , Şerh-ul Muvatta liz Zürkani c.5 s.356,357

[232] El Bahr’da İbnu Nuceymin fetvasını kasdeder.

[233] et-Talik-ul-Mümecced c.3 s.382

[234] Bezl-ul – Mechud c.16 a.222,223

[235] Tuhfet-ul-Ahzevi c.9 s.507, c.6 ss.240

[236] Umdet-ul Kâri c.5 s.647,648

[237] Umdet-ul Kâri c.10 s.186,187

[238] Subul-üs-Selam c.3 s.171, 172

[239] Feth-ul-Bâri c.10 s.16733

[240] El-Fetava-l-Hadisiyye s.4.. Bakınız s.20, 21, 172

[241] En-Nihaye fi Ğarib-il-Hadisi vel’Eser c.2 s.555.. Bakınız Ithât-us-Saddet-il-Müttakin .9 s.515, bir de 522 ve 523 ve devamına. :

[242] Bakınız Tarh-ut-Tesrlb c.8 s.193, 194

İktibas : Şeyh İsmail Çetin K.s – Tahkimi Sadat Şerhi Mişkat ,Cilt 3,  S.229 ‘dan

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin