Ana Sayfa Müridanın El Kitabı Allah’ın isimleri ve sıfatları Mürşid-i Kamilde gözükür mü ?

Allah’ın isimleri ve sıfatları Mürşid-i Kamilde gözükür mü ?

171
0

İddia: Bazı tasavvuf kitâblarında daha da ileri gidilerek Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının Şeyhte gözüktüğü ifâde edilmektedir. Bu nasıl kabûl edilebilir? Bu durum sizde de var, siz de aynı iddiaları tekrarlayıp duruyorsunuz. Ama bu çirkinliği daha fazla uzatmak istemiyorum.[1]

Cevâb: Kişi, birçok şeye düşman olabilirse de, bilhassa bilmediği şeyin çoğu kez azılı bir düşmanıdır; söylenilen sözü anlamaktan âciz olmasının yanında bir de sormamakta ısrârlı olur ve şizofrenik rahatsızlar gibi kafayı bellediği noktaya mıhlarsa, iş böyle içinden çıkılmaz hâl alır. Oysa, şu sözün sâhiblerine ne demek istedikleri? sorulsa, belki de yorulma hiç vâkı’ olmayacaktır. Lâkin bunun da ön şartı, hakkı aramak ve ard niyyetli olmamaktır. Bunlar bulunmayınca da sorma ihtiyâcı duyulmuyor.

Evet, Allah celle celâlühû bazı sıfatlarından sadece insanlara değil, bütün varlıklara belli şekil ve nisbetlerle verir.

Mevzû’ İle Alâkalı Âyetlerın Bir Kısmı

(Birinci Âyet): “Ve ben O’na (Âdem’e), rûhumdan üfledim.”[2]

Şu âyeti nasıl anlayacağız?… “Rûhundan”, ya’nî “hayâtından” vermesi ne demektir?[3]

“Allah celle celâlühû’nun O’na ‘rûhundan’ üflemesi, O’nda ‘hâyâtı yaratması’/O’na ‘hayât’dan vermesi demektir.”[4]

Müfessirlerin, ‘rûhun Allah celle celâlühû’ya izâfe edilmesi, ‘Allah’ın rûhu’ denilmesi, ‘Allah’ın devesi’ sözünde olduğu gibi, şu ‘rûh’a şeref kazandırmak içindir,’ demeleri, ‘üfleme’nin ‘hayât verme’ şeklindeki te’vîl edilmesinden sonra yapılan ikinci bir te’vîldir.

Oysa, “Allah celle celâlühû ‘O’na hayâtımdan hayât verdim’, demeyi murâd ediyor” demek, âyetin zâhir ma’nâsına daha yakındır. Şöyle bir ma’nâlandırma, ileride getireceğimiz İmâm Buhârî’nin Sahîh’indeki rivâyetine ve diğer hadîs rivâyetlerine de münâsib düşmektedir.

Allah celle celâlühû şöyle buyurdu:

(İkinci Âyet): “Ve o'(insan)’ı semî’ ve basîr yaptık) buyuruyor. [5]

Hâlbuki Allah Teâlâ, başka bir âyette\

(Hiç şübhesiz ki, “(başkası değil), O(Allah)dır, ‘semî’ ve ‘basîr’ olan”[6] buyurmuştu.

(Üçüncü Âyet): “(O Resûl sallallâhu aleyhi ve sellem), Mü’minlere Raûf ve Rahîm’dir.”[7]

“Rahîm” sıfatının hiç değilse Fâtıha’dan ve başındaki besmeleden, “Raûf”un da Tirmizî’de ve başka kitâblarda gelen rivâyetler-den Allah’a âid sıfatlarından olduğunu biliyoruz.

Allah Teâlâ’nın sözleri arasında çelişki olamayacağına göre, “sâdece kendine âit olduğu”nu bidirdiği “Sem’”/“işitmek”, “Basar”/“görmek”, “Re’fet” ve “Rahmet” sıfatlarından cüz’î ve mecâzî de olsa kullarına dahî verdiğini haber verdi; kime ne?

(Dördüncü Âyet): “Ve her bir kavim içün bir hâdî/doğruya sevk eden vardır.”[8]

Hâdî sıfatının Allah’a âid olduğu bellidir. Çünki,

(Beşinci Âyet): “Rabbin hâdî ve Nasîr/yardımcı olarak yeter.”[9]

Ancak, sebeb olmak alâkasıyla Allah bu sıfattan başta nebîleri olmak üzere bir nebze kullarına da verir.

(Altıncı Âyet): “(Allah) Sizi melikler (veya mâlikler) yaptı.”[10] “Artık (insanlar) onlara (davarlara) mâliklerdir”[11]

Habuki, yine Kur’ândan ve Sünnetten öğrendiğimize göre “O Allah’dır Melik olan.”[12] Yani “Melik” ve “Mâlik” Allah’ın isimleridir; ama,

(Yedinci Âyet): “Mülkünü dilediğine verir”[13]

Yani bir parça da olsa onu mâlik ve melik yapar.

Mes’eleyle Alâkalı Birkaç Hadîs

(Birinci Hadîs): “Allah celle celâlühû rahmeti yüz parça yaptı; doksan dokuzunu kendisinde bıraktı; birini bütün mahlûkata taksim etti…”[14]

Hadîsin Buhârî ve Müslim’in rivâyetlerinde değişik lafızları vardır. Bunlardan biri de Müslim’in şu lafzıdır: “Allah’ın yüz rahmeti vardır…”

(İkinci Hadîs): “Rahmân benim, (Rahm)’i/akrabalığı ben yarattım; ona ismimden bir isim kopardım verdim.”[15]

(Üçüncü Hadîs): “Allah’ın yüz on yedi huluku/hasleti (sıfatı, vasfı) vardır; kim onlardan bir tane haslet getirirse, Allah onu cennete girdirir.”[16]

(Dördüncü Hadîs): “Şübhesiz Allah Teâlâ’nın yüz on yedi huluku/hasleti[17], vasfı vardır; kim, onlardan birini Allah’a getirirse cennete girer.”[18]

Rivâyetin sıhhat’i tartışılmakta ise de tarîklerinin fazlalığından olmalı ki, Feyzü’l-Kadîr’in metninde hadîsin sonunda Hasen (-Allâhu a’lem- “liğayrihî”) işâreti konulmuştur.

Âlimler Ne Diyorlar?

Allâme Muhaddis Azîm Âbâdî[19] benzer mevzûlardaki birçok şâzlarına rağmen şöyle diyor:

“Mü’mine Allah’ın ahlâkı ile ahlâklanmak, isim ve sıfatları ile bağlantı kurmak kesinleşiyor.”[20]

Allâme Hifnî (Ö:1101-1181) şöyle diyor: “Ya’nî, Allah’ın, hilim, kerem ve güzel huy gibi kullarca sâhib olunmaya elverişli sıfatları vardır. (Kullarca şu sıfatları bulundurmak) her ne kadar Allah’ın sıfatlarına denk olmasa da O’nun sıfatlarıyla kısmen (ve mecâzen) sıfatlanmaktır.”[21]

İmâm Müfessir ve Kelâmcı Fahruddîn er-Râzî, Levâmiu’l-Beyyinât fî Şerhi Esmâillâhi’l-Hüsnâ ve’s-Sıfât isimli eserinde “kulun bu isimden olan payına gelince” diyerek daha çok her ismin şerhinin sonlarında dedikleri de bu istiqâmettedir.[22]

İmâm Ğazâlî el-Maksadu’l-Esnâ isimli eserinde mü’minlerin ilâhî isimlerden ve sıfatlardan “nasîbi”nin ne olduğunu ‘tenbîh’ başlığı altında teker teker îzâh eder.[23] Hattâ O, ‘kulun fiillerin sıfatlarından payı açıktır; o yüzden sözü uzatmamış olmak içün bu nasîbi her bir isimde tekrâr ile meşğûl olmayacağız’ demektedir.[24]

Öylesi büyük bir müctehid ve akâid âlimi -hâşâ- “çirkinlik” işliyor; ama şimdiki kendini bilmez edeb mahrûmu cüceler şu çirkinlikten sakınıyor!… Mine’l-Ğarâib…

Muhaddis ve Sûfî Hakîm-i Tirmîzî de şöyle dedi: “Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem demek istiyor ki, Allah celle celâlühû’ya kim onlardan bir tane getirirse, Allah ona bütün günâhlarını hibe eder, diğer günâhlarını da ona bağışlar. Bu ahlâk, kullarına kendi katındaki rütbelerine göre Allah’ın hediyesidir. Onlardan insanlardan beş tane verdiği kimse vardır; on tane, yâhud yirmi tane verdiği kimse vardır.”[25]

Sözün kısası, bir kaçı hâric Allah’ın hangi ismine ve sıfatına bakılırsa bakılsın onların âyetlerde kullar için de kullanıldığı görülecektir. Tabiîdir ki, mâhiyyet, muhtevâ ve nisbet olarak kıyâs kabûl etmeyecek ölçüde farklı olarak… Bunları kullarda müstakil olarak görmek midir Tevhîd’e daha münâsib olan, yoksa bunların Allah celle celâlühû tarafından yaratılanlara cüz’î ve mecâzî olarak verildiklerine inanmak mı? Elbette ki ikincisi…

İnsanın vücûd sıfatı, Allah’ın vücûd sıfatından onun nasîbine düşen, görme sıfatı, Allah’ın basarından, işitmesi Allah’ın sem’inden/işitmesinden, merhameti rahmetinden, ona düşen pay… Allah’ın sıfatları bütün eşyâya değişik tecellî eder. Ancak, insana daha çok. Mü”mine, daha da fazla… Kâmil mürşidlere ise nasîbsizlerin hayâl bile edemeyeceği kadar fazla. Allah kime de hidâyet ederse/verirse o’dur hidâyete eren.[26] Allah’ın o’na hâdî sıfatı tecellî etmiştir. Allah kime hidâyet ederse, odur hidâyete eren, kimi de saptırırsa onun için asla hiçbir mürşid velî[27] bulamayacaksın.[28] Bu kimsede ise Allah’ın mudıl sıfatı tecellî etmiştir.

“Hâsılı, Allah’ın ilim, hilim ve kerem gibi kısmen ve mecâzen kullarda bulunabilecek sıfatlarına sâhib olmak, -bunlar her ne kadar Allah’ın sıfatlarına denk veya yakın olmasa da- O’nun sıfatlarıyla kısmen sıfatlanmaktadır..”[29]

Tenbîh:

Allâme Hifnî yine şöyle diyor: “Allah’ın doksan dokuz isminin bulunuşu tahsîs/sınırlandırmak ifâde etmez. El-Hannân,[30] (el-Mennân)[31] ve ed-Deyyân[32] isimleri bu doksan dokuz isim arasında bulunmamasına rağmen Sahîh hadîslerle sâbittirler.”

Allah’ın sıfatları neydi? Ğafûr, rahmân, rahîm, kahhâr, cebbâr olmak ve diğerleri… Sıfatlarından, kullarına vermesi ne demektir? Şimdi aklı olana soruyoruz: Allah celle celâlühû kullarına, bağışlayıcılık, merhâmet etmek ve diğer sıfatlarından kendisindekiyle kıyâslanmayacak derecede az bile olsa vermiyor mu? Sizde merhamet, adâlet, affedicilik, bilmek, kusûr örtmek yok mu, varsa, kim verdi? Yoksa, zâten diyeceğimiz yok. Bizim sözümüz; insan olan insanlaradır; bu vasıflardan mahrûm olduğunu söyleyenlere veya onları Allah’dan bağımsız olarak bulundurduğunu iddiâ edip O’na rakîb olduğunu i’lân eden ilâh taslaklarına değil…

Kısacası, Allah’ın sıfatları mutlak/sınırsız ve hakîkî, kullarına verdiği ise mukayyed/sınırlı ve Allah’a nisbetle mecâzîdir…

Cehâlet sebebiyle, İslâmî hakîkatlere çirkinlik vasfını yakıştırmakla takınılan çirkinlik sıfatı, elbette bir yanıyla Allah’dan değil şeytândan alınmadır. Lâkin bu da Allah’ınMudıll/saptıran sıfatının birilerindeki bir tecellîsi olup yine de Adâlet-i İlâhiyye ve Hikmet-i Samedâniyye çerçevesindedir. Birileri bu çirkinlikleri ile beraber bakalım kendileriniAllah’ın azâbından koruyabilecekler mi? Bir şeyin güzel yahut çirkin oluşu, cüce beyinlilerin tesbîti ve yakıştırmasıyla değil, İslâmî kıstâsların/ölçülerin tâ’yîni iledir. Bu sebeble, bir takım som İslâmî doğrulara çirkin denilmesi, mü’minler için hakîkatin ölçüsü değildir. Aksine bu, kendini ele vermekten başka bir işe yaramaz.

Kaynak : http://www.gurabamecmuasi.com/Dergi/13-sayi/113-allah-sifatlarindan-kullarina-vermez-mi-ve-allahin-tecelli-etmesi-ne-demekir.html

Dipnotlar:

[1] Abdülaziz Bayındır.

[2] Hicr:29

[3] İmâm Rabbânî kuddise sirruhû’nun eşyâdaki “vücûd” sıfatı hakkındaki nefîs îzâhını münkire maraz olacağından buraya almayıp mes’elenin sathî tahlîli ile iktifâ ediyoruz.

[4] El-Hatîbu’ş-Şirbînî, es-Sirâcü’l-Münîr:1/201ve diğerleri….

[5] Sûre-i İnsân:2

[6] İsrâ:1

[7] Tevbe:128

[8] Ra’d:7

[9] Furkan:31

[10] Mâide:20

[11]Yâsîn:71

[12] Haşr:23

[13] Bakara:247

[14] [Buhârî (600, 6469), Müslim, Tirmizî, Ahmed İbnu Hanbel],

[15] [İrâkî İhyâ Tahrîci’nde, “’Âişe radiyellâhu anhâ’dan yapılan müttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim’in rivâyet ettiği) bir hadîsdir,” dedi. Bu hadîs’i aynı zamanda Ahmed İbnu Hanbel Müsned(2/498)’de, İbnu Ebî Şeybe Musannef’de, Buhârî el-Edebu’l-Müfred(53)’de, Ebû Dâvûd (Sünen’inde), Tirmizî (Sünen’inde) sahîh olduğunu söyleyerek, İbnu Hibbân (Sahîh’inde-Mevârid:2033), Hâkim (el-Müstedrek’inde:1/348, 4/157-158), Beyhakî (es-Sünenü’l-Kübrâ’da:7/26), Abdurrahmân İbnu Avf radıyellâhu anhu’dan rivâyet etti. Kezâ, (biraz farklı bir lafızla) Harâitî, Mesâvî’l-Ahlâk’da, Hatîb (Târîh-i Bağdât’da:5/426) Ebû Hureyre radıyellâhu anhu’dan, el-Hakîmü’t-Tirmizî de “Allah Rahm’e seni yarattım ve sana ismimden koparıp verdim” lafzıyle (Nevâdiru’l-Usûl’ünde) İbnu Abbâs radıyellâhu anhumâ’dan, Süyûtî’nin el-Câmiu’s-Sağîr’deki isnâdına göre, Taberânî, el-Kebîr’de ve el-Evsât’da Cerîr radıyellâhu anhu’dan rivâyet ettiler.], İbnu Ebî’d-Dünyâ, Mekârimu’l-Ahlâk (D. K. İlmiye), dipnotu:155

[16] İbnu Ebî’d-Dünya, Mekârimu’l-Ahlâk (D.K. İlmiye), Osmân İbnu Affân radıyellâhu anhu’dan:33-34. H:27

Dipnot’unda hadîs’in Ebû Dâvûd et-Tayâlisî tarafından da rivâyet edildiği ifâde edildiyse de O’nun lafzı farklıdır.

[17] Münâvî, et-Teysîr:1/330

[18] [Hakîm-i Tirmîzî (Nevâdiru’l-Usûl), Ebû Ya’lâ (Müsned) ve Beyhekî, (Şu’abu’l-Îmân) Osman İbnu Affan radıyallâhu anhu’dan] et-Teysîr; 1/330. Hadîs, Hasen Liğeyrihidir, Azîzî kenarı: 1/520

[19] Bir çok şâzz/çizgi dışı görüşleri bulunan geçmiş asırda yaşamış Hindistânlı bir hadîs âlimidir.

[20] Azîm Âbâdî, Avnu’l-Ma’bûd Şerhu Süneni Ebî Dâvûd: 5/113

[21] El-Hıfnî, el-Camiu’s-Sağîr Hâşiyesi, (Azîzî kenarı): 2/226

[22] Misâl olarak, “Habîr” ismi içün 186, ‘Halîm’ ismi içün 188, ‘Azîm’ ismi içün 190, ‘Şekûr’ içün de 192. sayfalara bakılabilir. (El-matbaatü’ş-Şarkıyye-Mısır-1323)

[23] Misâl olarak, ‘vâsi’ ismi içün 86, ‘hakîm’ ismi içün 87, ‘vedûd’ ismi içün 88, ‘kayyûm’ ismi içün 98, ‘hamîd’ ismi içün de 94 numaralı sayfala ra bakılabilir.

[24] El-Maksadü’l-Esnâ:98

[25] Münâvî, el-Teysîr: 1/330

[26] İsrâ:97

[27] Rehber bir dost ve yardımcı…

[28] Kehf:17

[29] El-Hıfnî, el-Câmiu’s-Sağîr Hâşiyesi, (Azîzî kenarı): 2/226

[30] [Ahmed, Müsned:3/158 (Hannân)],el-Mu’cemu’l-Müfehres

[31] [Ahmed, Müsned:3/230 (Hannân ve Mennân)], el-Mu’cemu’l-Müfehres

[32] [Buhârî, Tevhîd:32 (Deyyân)], el-Mu’cemu’l-Müfehres

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin