Ana Sayfa İktibaslar Adetli Kadının Tavafına Fetva ve Kendi Haşiyesini Tahkir

Adetli Kadının Tavafına Fetva ve Kendi Haşiyesini Tahkir

145
0

Ali Nar Hocaefendi | Beyan Dergisi Kasım 2005 Sayısından İktibas..

Gerçek Hayat dergisinden(1) bir tür ankete cevap var.

–  Bu fetvada; evire çevire (hadislerin açık yasağına karşı) kadına hayızlı olduğu hâlde ‘tavaf”’ izni çıkıyor.

– Öbüründe ise kendisine ayak uydurmak gayretindeki (öğkünenlerine) ağır serzenişte bulunuyor, yazıcı…

A) Önce zorla üretilen fetvaya bakalım :

Bu yazı aynıyla (21 Mayıs 2003)’te de aynı dergide çıkmıştı. Demek ”Lüzum üzerine” teberrüken(!) yeniden (mahut tabiriyle; ıslatılıp) sunuluyor.

Hac yapan kadının, o meyanda âdet görmeye başlaması nedeniyle; hacca devam eder mi, etmez mi? Ya da neleri yapar neleri terk (veya tehir) eder?..

Bunun Kitap ve Sünnet’teki dayandığı nassları sona doğru vereceğiz. Ancak özü şudur:

Bakara sûresi 222’nci âyeti hayız ve benzeri hâllerin özel arıza (eza) olduğunu bildirir. Öbür; oruç, gusül ve abdestle ilgili âyetler de; neleri yapıp yapmayacağı (ibadet olarak, temizliği temel alan işleri)ni sınırlar.

Açık ve kesin beyansa; hadis–i şeriflerdedir. Kütüb–i Sitte’de ve öbürlerinde, tevatüre yakın nakillerde; namaz, oruç, tavaf, Kur’an’ı elleme ve okumanın hayızlıya caiz olmadığı kesin dille söylenir.

Mevzu–u bahsettiğimiz yazı da ise; hadislere rağmen “tavaf”ın yapılabileceğine fetva istihsal ediliyor. Gerekçe olarak da; zaruret yolu gösteriliyor.

Yazı sahibi: Hayrettin Karaman

Yazının özelliği: Bir zatın fetvasının özeti

Yazının tekraren neşrinin gerekçesi ise: Bu konu sık sık soruluyormuş. Fıkıh kitaplarında ise, çözüm bulunmuyormuş. Ya da zor çözümler öneriliyormuş…

Fetvanın asıl sahibi ise: İbn Kayyim el–Cevziyye (v. 1350 m.)

Hanbelî Mezhebinde, içtihad derecesinde bir âlim… Bu konudaki yazısını da “İ’lâmü’l–muvakkıîn” kitabından özetleyerek aktarmayı faydalı bulmuştur.

Bu zatın bahse başlangıcı şöyle imiş:

”Adetlerin, niyyetlerin, durumların, mekânların ve zamanların değişmesi sebebiyle dinin hükümlerinin (kural ve uygulamalarının) da değişmesi.

Meselenin önemini belirten bir girizgâhtan sonra, sekiz madde halinde hâl çâreleri tahmini yapıyor. Beğendiği çareyi en sonda söylüyor ve hazmettirmeye çalışıyor:

“Diğer ibadetlerde nasıl, yerine getirilmesi zor olan şartlar/kısımlar düşüyorsa; (…) bu durumda temizlenme şartı kalkar ve kadın hayızlı olarak tavafını yapar(…) Kurban kesmesi de gerekmez.”

Tavafla birlikte camiye girmesine de fetva verilmiş oluyor!.. Peygamber yasağına karşı, hayızlı kadın, güvenlik gibi zor durumlarda, mescidin içinden geçebildiğine mümâsil, tavaf için de zorunlu giriş olur(!) Tavaf için temizlenme ihtilaflıdır(?)

Yani kendisi, yedi kadar ihtimalle sıralayıp; her birini geçersiz sayarken; “o hâlde tavaf eder kurban keser…” diyen tezi alıp; Demek ki “temizlenme” tavafın sıhhat şartı değile bağlıyor. Oradan da kasten terk edilmeme ve bekleme imkânsızlığı gibi bir mazeret koyuyor. İki menfiden bir müsbet çıkarıp; Peygamber yasağını kaldırıyor!…

Yani çeşitli görüşlerin (ki çoğu nassa aykırı) menfi (işine gelen) yerlerini alarak bir tür, olumsuzlar teklifi yapıyor…

Bu fetvanın asıl sahibinin gayretkeşliği ise boşadır: Çünkü mazereti artık bugün geçersiz; “zaman, şart, durum, adet, niyyet değişince, hükümlerin değişeceği tezini başa koymuştu ya; işte bugün “kafilelerin bir kadını terk etmesi” de değişmiştir: Parayla götürüp getiriyorlar, müşterilerini terk etmez belki, geç ayrılacak kafileye emanet ederler.

Hicaz’daki yönetim, eksik fertli kafileye çıkış vermez.

Zaten iddia temelden bozuk. Aslına bakalım. Kadın mahremsiz, korumasız yola çıkamaz. Eğer dengesiz ilâhiyat prof.ü gibi:

“Kadın lisan biliyorsa, tek başına hacca gider.” hezeyanına uyarsa, diyecek bir şey kalmaz… Esasen bu zat demek ki, kadının mahremsiz hacca gideceğini peşin varsaymış da, zımnen ona fetvasını bindiriyor…

Fetvayı Özetleyip Sunana Gelince

Sünneti dayanak alıyorsa; onlara itibar ederdi ve böyle özet zorlamasına; Hanbelî fetvasını, Hanefîlere yutturmasına hacet kalmazdı.

İbn Kayyim’i Hanbelî diye tanıtırken; Hanefîlere hitab ettiğinin farkına varırdı. Ama öyle kaptırmış ki kendisini; “kadına hayızlı” olarak tavaf yaptırma aşkına; bahsin takdiminde;

İki grup müçtehidin birincisi “Hanefîler ve Hanbelîler” diyor. Onların görüşünü aktarıyor: “…tavaf için temizlik, kurban kesilerek telafi edilebilir…” dedirtiyor.

– İkinci guruba ise, bekleyip temizlik döneminde tavaf yapma, tezini veriyor…

Ama sekiz çeşit çözüm sergileyen “Hanbelî müçtehidi (?) sonunda iki grubun da dışında bir fetva koyuyor:

Ne bekliyor, ne kurban kesiyor, yani Hanbelininkini de solluyor, meçhul grubunkini de… İkisinin de dışında ve (fütursuzca) “bir zaruret” formülüyle iki negatifi (hatta iki zıttı) telif ve teklif ederek sonuca varıyor.

Bizim müçtehidse burada tam mukallittir artık…

Bu durumda yasak kalkar (Peygamber emeklidir!…)

İki grubun çareleri de atılır ve “hayızlı olarak tavafı yapar”, kurbana da gerek yok!…

Tabir caizce, “ar–namus tertemiz.” Bu iş biter. Halbuki Hanbelî ise, nassı hatta zâhirini öne çıkarmalıydı!

Bütün bu zorlanmaların sebebi ise, Resûllullah’ın koyduğu ve başta kendi eşlerine ve ashabının kadınlarına uygulattığı yoldur. Onu attınız mı en kestirme hâl yolu çıkar. Âdetlilik yokmuş gibi ödevini yapar…

Şimdi; “fiili tevatür” derecesindeki nassları ve o nasslara dayalı tarih boyu süregelen, icma derecesine varan oturmuş (takarrür etmiş) hükümleri görelim.

KİTAP:

Bakara; 222. âyet; doğrudan hayz hâlini anlatır. “Bir eza” hâli olduğunu, o hâlinde kadınla ilişkide bulunmamayı kural olarak koyuyor.

Bakara: 196. âyet, “eza”yı değişik tarzda veriyor: Öbür hastalıklar gibi olmadığı anlaşılıyor.

Bakara: 263–264. âyetleri “eza”yı, töhmet yerine sevk ediyor.

Nisâ: 102–103. âyetleri, “eza”yı benzer tarzda veriyor.

Maide: 6. âyet, abdest ve guslü, cünüplük ve teyemmümü anlatıyor.

Nisâ: 43. âyet, Maide’dekine yakın.

Talak: Hayz’ın özelliklerini veriyor. Yani “Âdetli kadının ne yapacağı açık değil; ama zımnen cünüp gibi temizliğe muhtaçlığı çıkıyor.”

SÜNNET

Meseleye açıklık getiren ve kesin hüküm koyan Sünnet’tir. Nakiller de fiilî tevâtüre erişmiştir: Hz. Aişe Radıyallahu Anhâ’dan:

“Biz Nebi ile yola çıktık, hacca niyyet etmiştik, Seyrif’e gelirken namazsız oldum. Nebi yanıma girdiğinde ağlıyordum.

–Niçin ağlıyorsun? dedi:

–Bu sene haccım olmayacak deyince;

–Ne o âdet mi gördün? dedi.

–Evet, dedim. O zaman, bu Cenab–ı Hakk’ın, Âdem’in kızlarına yazdığı bir şey. Sen hacla ilgili şeyleri yaparsın, sadece tavafı temizlendiğin ana bırak, buyurdu.

Başka bir nakilde ise; Mina’ya gelince Hz. Aişe’nin kardeşine:

“Al bunu Ten’ime götür, umre yaptır.” Buyurduğu, böylece tavafı da tamamlattığı” ifadesi var.(2) Bu ve başka hanımların durumuyla ilgili hadisler; Kütüb–i Sitte’yle beraber öbür bütün muteber kitaplarda mevcuttur.(3)

Ashab’ın hanımlarının da, ümmühat–ı mü’minin gibi ve onlardan görüp öğrenerek; âdetliyken tavaf yapmadıkları bu kaynakların hepsinde var.

Bir de “hayızlı” durum ve “tavaf” ödevine ilâveten cünüplük, lohusalık hâllerini ve hangi ibadete engel olduklarını bildiren Sünnet’e bakalım,(4)

Ebû Saîd el–Hudrî’den:

“Resûlullah, Kurban veya Ramazan bayramındaydı; musallaya çıktı. Kadınlar bölümüne uğradı. Dedi ki:

“Ey hanımlar topluluğu; sadakayı çok verin; çünkü bana cehennem ehlinin çoğunun kadınlardan oluştuğu gösterildi.”

“Neden ya Resûlullah?” dediler. O da: “Çok lânet okursunuz. Nankörlük edersiniz. Hem siz erkeklere göre akıl ve din yönünden eksiklisiniz.”

“Aklımız ve dinimiz nasıl noksan oluyor?” dediler. Dedi ki

“Bir kadının şahitliği bir erkeğin yarısı değil mi?”(5) “Evet” dediler ve devam etti: “Akıl noksanlığı bu. Aynı şekilde, hayız görünce; namaz kılamaz, oruç tutamazsanız; değil mi?” “Evet” dediler ve dedi ki: “İşte de dininizin noksanlığı…”

Yine Hz. Aişe Radıyallahu Anhâ’dan, Resûlullah haber vermiş:

“Safiyye hayız görmüş.” Ve Resûl hemen demiş ki:

“Desene bizi Mekke’ye hapsedecek (yani temizlenip tavaf edinceye kadar bekleyeceğiz). Peki o, sizinle (ziyaret) tavafını yapmamış mıydı?” “Yaptıydı.” “Ha öyleyse yola çıkabiliriz.” (Buhârî, Ziyaret Tavafından Sonra Hayız Gören Babı)

Sünnete itimad eden için, öbürlerini de adresinde bulması yaraşır. Aksi hâlde keyfî (düz akılla) fetva verir…

Kitap ve Sünnet’ten sonra, ümmetin ittifak ettiği yerde fetvaya yeltenmemek esastır. Bu konuda da ihtilaftan söz edenler, ihtilaf icad edenlerdir. Halbuki dört hak mezhep yanında; bid’at mezhepleri bile âdet gören kadının öbür yasaklara ilaveten tavafı da yapamayacağına kail olmuştur.

Bu ittifak günümüze kadar da sürüp gelmiş; ama ilâhiyatçı tipi bir başka şey peşindedir. (Aşağıda neler deyip, kendi için de nasıl boğuştuklarını işaretleyeceğiz). Çözüm adı altında her şeyi çığırından çıkaran bu kişilerin tipik örneği de işte şu makaleyi yazmamıza sebep olan fetvacı…

Bütün sözün özünü kaydedelim:

HAYIZLI KADININ ŞU SEKİZ FİİLİ YAPMASI HARAMDIR.

(Uydurulan zaruretler, miktarınca değerlendirilir ve münferittir.)

Namaz kılamaz (farz veya nafile)

Oruç tutamaz (farz veya nafile)

Mescide giremez

Kâbeyi tavaf edemez

Kur’an okuyamaz

Kur’an’ı eliyle tutamaz

Cima yapamaz

Göbek ve diz arasına çıplak olarak, kocası el süremez.

Buna ek olarak da:

CÜNÜB OLANIN YAPAMAYACAKLARINI KAYDEDELİM:

Namaz kılamaz

Kur’an okuyamaz

Kur’an’a dokunamaz

Mescide giremez

Kâbe’yi tavaf edemez

ABDESTSİZ İSE ÜÇ ŞEYİ YAPAMAZ:

Namaz kılmak

Tavaf etmek

Kur’an’a el sürmek (6)

B) Şimdi de , Kulağı Geçen Boynuzları Yadırgamasına Bakalım

Aynı derginin (28–29.) sayfasında değişik kişilerin, ucuz fetvacılardan yakınması var.

Sanki bir soruşturma yapılmıştır. Televizyoncular bu müftü müsveddelerini almış konuşturmuş, onlar da aklına veya ağzına geleni söylemişler.

Tuhaf başlıklar var: Ramazanda fetva vermek orucu bozar mı? Sigara bozar mı? Onu da Zekeriya Beyaz’la Ali Rıza Demircan cevap veriyormuş. Onları karikatürize ederek veriyor dergi. Sonra da müspet bildiği kimselere, bunların hâlini soruyor.

Prof. Mahmut Kaya “Bu kanalları izlemiyorum bile” diyerek kenarı seçiyor. Bunları şov olarak niteleniyor. Prof. Mustafa Usta da hoşnutsuzluğunu belirtiyor. Sıra süper müftüye geliyor. H.Karaman alıyor: Maruf üslûbuyla her şeye selâm veriyor. TV hayır demiyor. Ekrana çıkanların hepsini suçlamıyor. İzleyicileri anlayışsız kabul etmiyor. Ehliyetlileri seçin de demeyeceğini belirtiyor. Yani bir tür boşluğa itiyor meseleyi… Ve patlatıyor tabiri:

“Ekranda görünen hocalar…” Bu hocalara (eften püften) sorular soruluyor, onlar da patavatsız cevap veriyorlar, demeye getiriyor.

Bu “ekranda görünenler” söylemi bir hınç kokusu taşıyor. (Benim üslubumda ise; ekranda kellerini gösterenler tarzında) daha bir hırpalıyıcı ama benim vergi listemin başında bu söylemin sahibi de var. Hem başlarda, çünkü hemen her ekranda görünür, ya da telefon ahizesinde benlik gazete manşetlerinde ve bilimsellik kisvesinde en sulu ve mesnedsiz beyanda bulunur.

–Tanıtışı şu mealde:

“Ezan okumadan yanılarak oruç açarsa bozulur mu? (Hoca kafasından cevap veriyor:)

– Yoo zarar vermez…

– Ne demek zarar vermez (…) kaza edecek. Fakat kafasına göre yorumluyor, işkembe–i kübradan atıyor!..

Bu ittihamlar, vaktiyle talebesi olan kişileredir ve onlara bu yolu açan kendisidir. Çünkü bu tarz atmasyonları ilk yapan kendisidir. Nitekim bu “işkembe–i kübradan atma” tabirini; onun da hocası ve büyük âlim (merhum) Ahmed Davudoğlu’ndan, bu zatın davranışına karşı kullandığını hatırlıyorum. Nasıl da devran dönüp yerine varıyor.

“Her soruya cevap verilmezmiş.” Ama iş tamamen böyle değil, çünkü bu zat hâlâ aynı suç üstündedir:

Bu derginin (23.s.)’deki uzun sözlü fetvasını yukarıda anlattık. Aynı özelliktedir.

Hele şu Ramazan önü ve başında ardı ardına (hadi …suğradan diyelim) attıkları daha tazedir zihinlerde:

Yeni Şafak gazetesinde cakalı bir röportaj:

– Kadından, Diyanet Başkanı veya müftü olur mu? sorusuna kafadan:

(1) Başkan da olur, müftü de. Hz.Aişe de fetva vermişti ya!… Hem o makam İslâmî bir yer değil ki…(7)

–Kadın erkek müşterek; güzel Kur’an okuma yarışmasına girebilir mi?

(2) Hiç mahsuru yok. Zaten Endonezya’da (veya Malezya’da) her yıl yapılıyor?.. (8)

–Dinler arası diyalog olur mu?

(3) Globalleşen dünyada bu zorunludur. Ama güçlü adamları göndermek gerek.(9)

– Halifelik bitmiştir diyor Fethullah Gülen?

(4) Ne hacet, Türkiye’de dine, dayalı devlet (ya da halifelik) isteyen yok. İstatistikler gösteriyor ki; %67’ı reddediyor. (10)

(5) Geçen senelerde radyoda demişti ki; mahremi olmayan, yabancı kadın–erkek aynı safta namaz kılabilir mi?

Söze, İslâm’a göre başlarsak, İslâm’a göre kılar; mümkündür, caizdir… Mezhebe göre ise, meselâ Hanefî’ye göre kılamaz…(11)

(6) “Kök hücre” hikâyesinde ise; âdeta önde gitmek için bir fetva döktürdü. Artık müritlerine bir şey bırakmadı. Halbuki âdeti, onları konuşturup kendisine zemin hazırlamaktı. Galiba rotayı şaşırmaya başladı. Boynuzun kulağı geçmesine fırsat vermeden, işkembe–i suğradan atmayı tamamen eyledi.

Nitekim Vakit gazetesi de “H.Hoca çok hızlı çıktı.” diye yadırgadı.(12)

(1) Kadından Diyanet başı olsun; nasıl olsa, devlet başkanı olacağına da kail olmuştu. Ama, “Orası İslâmî makam değil…” değerlendirmesi nemenem şey. Düzenin genel müdürlüğü mü demek ister? Ama millet orasını dinî bir makam biliyor. %80, doksanıyla… Hani çoğunluğu itibar ederdi ya; hilafet konusunda, bunu dikkate almaz mı?

“Hz. Aişe fetva verirdi.” sözü de abes, çünkü, o Resûlullah’dan nakil yapardı. Bilimsel (!) araştırmacı; Fıkıh profesörü değildi.

(2) Hadi kadının sesi mahrem olmasın, ama dayandığı delile bakın; Endonezya’da hep yapılıyormuş… Hiç değilse Endonezya’yı sahabe heyeti mi görür adam ki; dayanak alıyor.

(3) Globalleşen dünya bizi Hıristiyanlaştıracaksa, “ört ki ölem!…” Yoksa niçin güçlü adam gönderir adam? Demek din tartışması olacak!..

(4) Türk milletinin %67 küsurunun, halifelik ya da dine dayalı devletine karşı olduğunu söyleyen kişi acaba bu oranın hangi küsuratındadır?

(5) İslâm’a göre, kadın–erkek aynı safta namaz kılarsa, caizse, mezhebe göre nasıl kılamaz? Meselâ Hanefî Mezhebi İslâm dışı mıdır? Haniya İslâm’a göre ne demektir? Kur’an mı sadece; bu Yaşar Nuri ekibinin görüşü. Kitap + Sünnetse, Hanefîler bunun dışında mı? Buna icma–ı da katarsa; o zaman Hanefîlik meşrû mezhep bile olamaz. Çünkü üç kaynağa da aykırı olan içtihad tam sapıklıktır.

(6) Kök hücre işleminin; “tedavi de kullanılması caizdir de, klonlama da olmaz” tezi Hıristiyan papazlarının karar ve beyanıdır.

Mevlâ görelim neyler.

Dipnotlar:

1– Gerçek Hayat, 14 Ekim 2005/ 260. sayısının 23.s.de bir yazı ve 29. s.

2– Müslim, K.Hac, 2118

3– Sahih–i Buhârî, Kitabü’l–Hayz, 293; Sahih–i Müslim, Kitabü’l–Hacc, 2118–2121; Tirmizî, Kitabu’l–Hac, 867; Nesâî, K.Tahare 288; Ebû Davud, K.Menasik, 1518; İbn Mace, K.Menasik, 2954.

4– Tabi-î cünüplük geçici, öbürleri daha uzun zamanlıdır. İbadeti tehir ettirir veya terkine sebep olur. O da ibadetin cinsine göre değişir. Ayrıca, bedenî hastalığın engel oluşundan da farklıdır. O yüzden hüküm şeriatın tebliğcisi Resûlullah’ın talimatına göre tesbit ve tayin edilir.

5– Bakara sûresinin (282.) âyetindeki hükmü hatırlatıyor: “İki erkek şâhit bulamazsanız; bir erkekle, iki kadını şahit tutun…”

6– “Dört Mezhebin Fıkhı”, Abdurrahman Cezerî, 1/174.s., “Nimet–i İslam”, Hacı Zihni Efendi, 92–95. s., “B.İslam İlm–i hâli”, Ö.N.Bilmen, 72.s.

7– Yeni Şafak, 1 Eylül 2005

8– Yeni Şafak, 12 Ekim 2005

9– “D.Diyalog Nedir?” Ufuk yayını ve Y.Şafak Röportaj.

10– Yeni Şafak, 23 Eylül 2005

11– Marmara FM’den canlı yay. Bantta

12– Vakit gazetesi, 4 Ekim 2005 Arşiv–İktibas

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin