Ana Sayfa İktibaslar Abdâl Var Mıdır? Abdâl Kimdir?

Abdâl Var Mıdır? Abdâl Kimdir?

16
0

Abdullah b. Ömer (Radıyallahu anh)’den naklen, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

إن لله عز وجل خلقا خلقهم لحوائج الناس يفزع إليهم الناس فى حوائجهم أولئك الآمنون من عذاب الله تعالى.

“Muhakkak Allah, insanların ihtiyaçları için kendilerine müracaat edecekleri insanlar yaratmıştır. İşte onlar Allah-u Teâlâ’nın azabından emin olanlardır.” [17]

“Bu ümmetin içinde İbrâhim tabîatı üzere kırk, Mûsâ tabiatı üzere yedi, Îsâ tabiatı üzere üç, Muhammed fıtratı üzere bir kişi bulunur. Bunlar derecelerine göre halkın efendisi sayılır.” [18]

“İsrâiloğlları peygamberleri yönetip idare ederdi. Bir peygamber vefat edince, yerine başka bir peygamber gelirdi. Benim ve ümmetimin durumu ise böyle değildir. Benden sonra hiçbir peygamber gelmeyecek fakat (benim adıma bu işi yürütecek) halifeler bulunacak, sayıları da çok olacak. [19]

Abdullah b. Züreyr el-Gâfikî’nin Hazreti Alî’den rivâyet ettiğine göre, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Şamlılar’a lânet okumayınız! Çünkü içlerinde ebdâl vardır. Sadece zulümlerine lânet okuyunuz!”

Hâkim hadisin isnadının sahih olduğunu söylemiş, Zehebî de, bu hükme katılmıştır. [20] Suyutî de hadisi risalesine almıştır. [21]

Şurayh b. Ubeyd anlatıyor: Hazreti Ali (Radıyallahu anh), Irak’ta iken yanında Şam ehlinden bahsedildi ve “Ey müminlerin emiri! Onlara lânet oku! denildi.

Hazreti Alî:

— Hayır! Ben Hazreti Peygamber’in şöyle buyurduğunu işittim:

“Ebdâllar Şam’da bulunurlar. Onlar kırk kişidirler, onlardan biri ölürse Allah (Celle Celalühü) onun yerine bir başkasını getirir. Onların sebebi ile yağmura kavuşulur ve düşmana karşı yardım gelir. Şam ehlinden azap onların sebebi ile kaldırılır.”

Şurayh’dan başka bir rivâyet de, bu son kısım “yer ehlinden belâ ve boğulma onlar sebebi ile kaldırılır” şeklindedir.

Ahmed b. Hanbel, Şurayh b. Ubeyd’den [22] Benzeri Abdurrezzak, el-Musannef, XI, 249 (hadis no: 20455) Suyûtî hadisi hasen kabul etmiştir.

Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, 1, 470, (h. no: 30035)’de bu hadis için İbn Teymiyye’nin talebesi İbnü’l-Kayyim bu hususta sahihe en yakın olan rivâyet Ahmet b. Hanbel’in Şurayh b. Ubeyd’den munkatı olarak yaptığı rivâyet olduğunu söylemiştir. [23]

Aclûnî: Ricâlü’l gayb ile ilgili hadislerin tariklerinin, çok olması sebebiyle kuvvet kazandığını ve bunların mevzu olmaması gerektiğini savunmuştur. [24]

Kettânî bu rivâyetlerin tariklerinin çokluğu nedeniyle manevî mütevâtir derecesine çıktığını belirtmiştir. [25]

İbnü’l-Cevzî (v. 597/1201), konuyla ilgili rivâyetlerin, bir ayırım yap¬maksızın “uydurma” olduklarını söylerken,[26] İbn Teymiyye (v. 728/1328), “ebdâl” kelimesinin Selef’ten nakledildiğinin altını çizerek, “Ebdâl kırk kişidir ve Şam’da bulunurlar” şeklinde Ahmed b. Hanbel ’in rivâyet ettiği Ali radıyallahu anh hadisi [27] için “munkatı” hükmünü vermiştir. [28]

İbnü’l-Kayyim’de, “abdâl, aktâb, nukabâ, nucebâ, ğavs ve evtâd” gibi kelimelerin geçtiği hadislerin, hepsinin isnadlarının “bâtıl” olduklarını söyledikten sonra, bu konuda en kuvvetli haberin, yine İbn Teymiyye’nin de belirttiği gibi, Amr b. Ubeyd aracılığı ile Hazreti Ali’den rivâyet edilen Ahmed b. Hanbel hadisi olduğuna [29] dikkat çekmiştir.

Aynı haberle ilgili olarak, bu değerlendirmeye katılan hadisçiler arasında İbnu’s-Salâh ve Sehâvî gibi âlimler de [30] bulunmaktadır.

Ne var ki, İbnu’s-Salâh “Nucebâ, nukabâ, udebâ” gibi kavramların bilahare tarikat şeyhleri tarafından ortaya atıldığı [31] kanaatindedir.

Ancak birçok hadisçi, özellikle “ebdâl” hadislerinin tariklerinin bolluğu noktasından da hareketle “uydurma” değil, “zayıf” olduklarını [32] dile getirmiştir.

Bu hususu teyit eden delillerin başında, Buhârî, Ahmed b. Hanbel, Yezid b. Harun (v. 206/821), Şâfiî ve Ebû Hâtim er-Râzî (v. 277/890) gibi, ilk dönemlerde yaşamış ve rivâyet ilimleri yönünden güçlü birçok hadisçi ve âlimin beyanları gelmektedir.

Nitekim Buhârî ve Şâfiî’den “Falan kişi ebdâldendir” şeklinde sözler nakledilmiştir. Yine Yezid b. Hârun, “ebdal”in “hadisçiler” olduğunu söylerken, Ahmed b. Hanbel, “Onlar hadisçiler değilse, kimler?” diye sormuştur. [33]

Yine Ebû Hâtim er-Râzî, Abdurrezzâk b. Ömer ed-Dımeşkî hakkında, (يعد من الأبدال / abdâldan kabul edilir) ifâdesini kullanmıştır. [34] Katâde de (v. 118/736), Hasan el-Basrî’nin abdâlden olduğunu söylemiştir. [35]

Sonuçta İbnü’l-Cevzî dışında, hadis tenkidinde çok sıkı ölçüleriyle tanınanlar da dâhil, hemen bütün ilim ehli, “abdâl”‘ın varlığı konusuyla ilgili haberlerin “mevzû” olduğunu söylememişlerdir.

Abdâllar ile ilgili birçok hadisi zayıf kabul edilse dahi, onların var olduğuna görüşü ile amel edilir. Çünkü bu hadislerde haramlığın ispatı veya haram olan bir şeyin helal olduğu olma ihtimali olan bir şeyin helalliğini ispatlama gibi bir mesele yoktur. Farz, vacip mevzusu da değildir. Böylece bu hadislerle zayıf dahi olsa amel edilir.

Yine Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

عن عتبة بن غزوان رضى الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: إذا أضل أحدكم شيئا أو أراد أحدكم عونا وهو بأرض ليس بها انيس فليقل: يا عباد الله أغيثوني يا عباد الله أغيثوني فإن لله عبادا لا نراهم.

“Sizden birisi kimsesiz bir yerdeyken, bir şey kaybettiğinde ve yardım istediğinde: “Ey Allah (Celle Celalühü)ın kulları bana yardım edin!” desin. Zira Allah (Celle Celalühü)’ın, göremeyeceğimiz kulları vardır.” [36]

Bunu Taberânî rivâyet eder. Ve râvîleri güvenilir kabul edilmiştir. Ancak bazılarında bir zayıflık vardır. Şu kadar vardır ki, Yezîd Utbe’ye yetişmemiştir. (Yani râvîler sika kabul edilmekle beraber, içlerindeki birinde biraz zayıflık görülmüştür. Dolayısıyla bu râvî hasenü’l-hadistir. Diğer yandan munkatı’dır. Bu Hanefî usulcülerine göre zarar vermez.

Ancak benzer hadisi sahih kabul etmişlerdir ki, o da şu hadistir:

عن ابن عباس رضى الله عنهما أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: إن لله ملائكة في الأرض سوى الحفظة، يكتبون ما يسقط من ورق الشجر، فإذا أصاب أحدكم عرجة بأرض فلاة فليناد: يا عباد الله! أغيثوا.

İbn Abbâs merfu olarak şöyle rivâyet etmiştir: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın (Celle Celalühü) yeryüzünde hafaza melekleri dışında me¬lekler vardır. Bunlar ağaçtan düşen yaprakları yazarlar. Sizden birisi çölde yolunu kaybederse “Ey Allah’ın kulları bana yardım edin!” diye bağırsın. [37]

Ubade b. es-Sâmit (Radıyallahu anh)’in rivâyetine göre, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) veliler hakkında:

“Yeryüzü onlarla durur, onlar sebebiyle size yağmur yağdırılıyor ve onlar hürmetine yardım olunuyorsunuz,” buyurmuştur. [38]

Dipnotlar :

[17] Taberânî’nin “el-Kebir”inden, Ebû Nuaym ve Kazi’den naklolunmuştur. Hadis hasen mertebesindedir.
[18] İsmâil b. Muhammed el-Aclûnî, Kesfü’l-Hafâ ve Muzîlu’l-İlbâs Ammâ’ş-tehera mine’l-Ehâdîsi alâ Elsineti’n-Nâs, II. baskı, Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, Beyrut, 1351, h., I, 24; Ayrıca krs.: Ahmed b. Hanbel, el-Musned, I, 112; V, 322; VI, 316.
[19] Buharî, Enbiyâ: 50; Müslim, İmâre: 440; İbn Mâce, Cihad: 42.
[20] Hâkim, el-Müstedrek, IV, 553.
[21] Suyutî, el-Câmiu’s-Sağir, II, 457.
[22] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I, 112.
[23] İbnü’l-Kayyim, el-Menâru’l-Münif, s.136
[24] Aclûnî, İsmail b. Muhammed; Keşfu’l Hafa ve Muzilu’l-İlbas, I, 25, I, 11; Beyrut 1351.
[25] Ketlanî, Nazmu’l-Mutenasir Mînel-Hadisi’l-Mutevâtır, s. 232. Beyrut.
[26] İbnü’l-Cevzî, el-Mevdûât, III, 162.
[27] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II, 112; Hâkim Tirmizî, Nevâdir, II, 200, 201.
[28] İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, XI, 167.
[29] İbnü’l-Kayyim, el-Menâr, s. 136.
[30] İbnu’s-Salâh, Fetâvâ İbn’s-Salâh, s. 23; Sehâvî, el-Mekâsıd, s. 9.
[31] İbnu’s-Salâh, Fetâvâ İbnu’s-Salâh, s. 23
[32] Sehâvî, el-Mekâsıd, 8, 9; İbn Deybâ; Temyiz, 4; Beyrûtî, Esne’l-Metâlib, s. 145, (no: 423); Aclûnî, Keşf, I, 25-28; Cârullâh es-Sa’diyyi’l-Yemenî, 15; Elbânî, Daîfu’l-Câmî, s. 334. (no: 2265, 2266); ed-Daîfe, III, 57.
[33] Hatîb, Şerefu Ashâbı’l-Hadîs, s. 49, 50; Sehâvî, el-Mekâsıd, 10; Suyûtî, el-Haberu’d-Dâl, II, 471; İbn Tulûn, eş-Şezrâ, I, 24; Fettenî, Tezkira, s. 83.
[34] Zehebî, Mizân, II, 609.
[35] İsmâil Çetin, Mesâfu’l-Ulemâ el-Etkıyâ el-Ahbâr el-Ahyâr fi’t-Tevhid ve’t-Tevekkül ve’t-Tevessül bi’l-Enbiyâ ve’l-Evliyâ el-Ebrâr, s. 223.
[36] Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, (no: 290), XVII, 117. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, (no: 17103), X, 188.
[37] İbn Hacer, Muhtasaru Zevâidi’l-Bezzâr, (no: 2128), II, 420. Heysemî ricalinin sika olduğunu belirtir. Heysemî, Mecmau’z- Zevaid, X, 132; Sehevî, İbtihac, s. 38. Alî el-[38] Muttakî, Kenzu-l-Ummal, X11, 190; (h. no: 36613).

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin