Ana Sayfa İktibaslar يَد = Yed Kelimesine Dair

يَد = Yed Kelimesine Dair

241
0

İktibas : Merhum Nakşibendi Şeyhi İsmail Çetin K.s – Tahkim-i Sadat Şerh-i Mişkat 2.Cildi Sahife 124 ‘den itibaren

يَدِهِ ‘‘in zamiri mevsûle racidir.gerek izafe hasebiye marife olan يَد = yed , gerekse elif-lam ile marife olan اَاْيَد = el yed kelimesi nasslarda çok varid olmaktadır ve Allah azze ve cellenin müteşabih sıfatlarından biridir.Bu takdirde suret-i katiyyede Allah azze ve celleye izafe edilerek el kelimesiyle tercume edilemez.Çünkü sümme haşa Allah tealanın eli diye tercume edilirse zavallı zaif insanın aklı daimi bir surette maddeyle beraber olduğu ve bu beraberliğe alıştığı için vacip tealanın da cisimler gibi yahut insanlar gibi eli olduğuna kanaat eder; ve bu kanaat küfre götürür.işte burada şu soru akla gelmektedir.

Madem ki يَد =yed kelimesinden ”el” murad değildir ne için nasslarda varit oldu.?

Buna birçok cevab verildi.En güzeli şudur : ALlah azze ve celle ve onun resulu , mahlukun yani insanın arabi olarak anladığı – tanıdığı lafızlarla hitap etdi fakat tenzih şartıyla.

Nasslarda varit olan يَد = kelimesinden ne murad olduğu hususunda öteden beri تَفوِيض = tefhid ve tevil olmak üzere iki mezheb devam edegelmektedir.Birincisi selefin ikincisi halefin mezhebidir.

Arab dilinde o zamanda dahi belâgat ve fesahat şimdikinden kat kat fazla idi.Kelimelerdeki mecaz istiare , kinaye ve hakiki manalardan hangisinin murad olduğunu anlarlardı.Bunun için alışılan ve anlaşılan lafızlarla hitab edildi.Demek değildir ki müteşabih lafızları hiç kimse anlamaz.Bilakis ”havâss-ı ümmet ulema anlarlar ve: ona inandık derler” demektir.

A – selefin mezhebi tenzih ve يَد = yed kelimesinin zahiri manasına inanmak şartıyla hakikat bilgisinin Allah’a havale edilmesidir.Selef ALlahu tealaya murad olmayan bir manaya lafzı tevil etmekten sakındılar.Cumhur وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ ayet-i kerimesindeki lafza-i celal üzerine lâzimi bir vakıfla vakfettiler; Cumhurun vakfetmeleri selefin mezhebini teyid etmektedir.

Aliyy-ul Kâri diyor ki:Bundan dolayı ebu hanife rahimehullah dedi ki : ALlah’a isnad edilen يَد = yed kelimesinin kudretle tevili ALlah tealanın kendi zatına isbat etdiği sıfatının ta’tîline sirayet eder.Ancak layık olan şey ALlahu tealanın kendisinin irade ettiği vecih üzerine zikrettiği kelimeye inanılması ve teville meşgul olunmamasıdır.Yani mahlukun yedi=eli gibi olmadığına , müteşeabih sıfatlarda olduğu gibi Allahu tealanın irade ettiği yed sıfatına inanıyorum demektir.Nitekim fıkh-ul ekberde de imam buyurdu ki: ALlah teala kur’anda وَجْه =vech يَد = yed ve نفْس =nefs kelimelerini zikretti .Bunlar keyfiyetsiz olarak Allahın sıfatlarıdır.yed’i kudreti ve nimetidir denilemez çünkü bunda sıfatının iptali var.Bu ise kaderi ve mütezilenin görüşüdür. [1]

B – Vakfın lafzatullah üzerinde değilde [2] وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ diye الْعِلْمِ kelimesi üzerinde olduğuna mebni halef ulema dediler ki; Allahu teala’ya sıfat olan yed kelimesinin cisimden münezzeh olduğu halde kudretle ve layık olan lazım-i manayla tevili caizdir.Nitekim İbnu abbas radıyallahu anhu dermiş ki; ”ben tevili biliyorum ve ilimde rusuh bulan zevattanım.’

Binnetice her iki mezhebde tenzih üzerine bina edildiği için haktır doğrudur.Tenzihde ittifak var .Ancak birinci mezheb tefvidi ikinci mezheb ise tevili seçtiler.

Muhtemel ki , selefin zamanında tefvid daha iyiydi.Çünkü imanları berrak , kalbleri temiz , fikirleri salim idi.Son zamanda taşkın bidatçiler zuhur etmemiş idi ,onun için.

Amma halefin zamanında ise , tevil daha güzeldir.Çünkü bid’atçiler ortaya çıktılar avam zihinlerine ilk kez gelen manaya kapılmak çoğaldı.Bunun için de tevil güzel.

Hafız zebidi hanefi ulemasından meşhur İbn-ul himam rahimehullah ‘tan naklen diyor ki ;اِسْبَع =isba’ = usbu , قَدَم = kadem , يَد=yed , عْين =ayn gibi zahirde cismiyeti ifade eden kitab ve sünnette varid olan tüm lafızlara , tenzihle beraber iman etmek vacibdir.Çünkü bunlardan her biri ALlah’u telaya sıfattır.Fakat uzuv olarak değil , bilakis Allah azze ve celle’ye layık bir vecih üzerine inanılır.hakikatinin ne olduğunu elbetde ALlah bilir.O’nun irade ettiği şeye inanmak farzdır. << hakikati bilinmese dahi>>. [3]

Avam tabakasının zihinlerini cismiyetten sarf etmek için bu gibi kelimelerin tevilide caizdir ve mümkündür.Ancak tevil edilen lafızla kesin hüküm etmek için değil; Allah telanın irade ettiği manaya inandıktan sonra tevil.Çünkü maturidi mezhebinin görüşü üzere bu gibi lafızlar müteşabihdir.Müteşabihin hakiki manasının bilinmesinden ümid kesilmiştir.[4]

Umdet-ul kâri’den naklen şerh-u cevheret-it-tevhid’in müellefileri muhammed edib geylani ve abdulkerim kettan diyorlar ki; ”bu hususda cumhur , en salim , en açık yol üzere suluk ettiler;Allah azze ve celleyi teşbih ve keyfiyetten tenzih ettikleri halde varid olduğu gibi müteşabih kelimelere inandılar.Zuhri , Evzai,,ibnu mubarek , Mekhul ,Sufyan Sevri ve dört imamın mezhebide budur .[5]

Dipnotlar:

1 – fıkhu-ul ekber s.14
2 – Al-imran S.A./
3 – bu kelime ithaf’ın ibaresinde yoktu.şerh-u cevhereti-ut tevhidde böyle bir lafız olduğu için bizde ona riayetle ”hakikati bilinmese dahi ” diye yazdık.
4 – ithaf-us saddet-il müttakin c.2 s.109
5 – şerh-u cevheret-it tevhid s.167 beyt no:40
bu hususta hafız zebidi ithafus-saddet-il müttakin’de çok geniş yer vermiştir.Muasır yazarlardan ise ,ehli sünnet ve’l cemaate uygun , şerh-u cevheret-it tevhid’de güzel izahat bulunmaktadır.Arabi bilen kardeşler oralara muracaat etsin. Menahil-ul irfan c.2 s.185 ‘te de bu hususda güzel bilgiler bulunmaktadır.yrinde bu bahsi bir daha açacağız inşallahu teala

CEVAP VER

Mesajınızı girin
Adınızı buraya girin